);*} Elbette Bu Dünya Boşuna Yaratılmadı
  • 27 Kasım 2017, Pazartesi 7:13
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Elbette Bu Dünya Boşuna Yaratılmadı

İçinde yaşadığımız bu muazzam kâinât, tesâdüfen meydana gelmemiştir. Nefsânî arzuların menfaat sahası olarak da yaratılmamıştır. Ancak yüce bir gaye ve maksat için yaratılmış ve bu çerçevede insanoğlu için bir imtihan mekânı kılınmıştır.

 Dolayısıyla cihanın da insanın da yaratılışı, abes değil; yani sebepsiz, gâyesiz, hikmetsiz ve boşuna değildir. İşte muhteşem birer sanat harikası olan cihan, insan ve diğer varlıklar!.. Hepsi de sayısız hikmetler, ibretler, fevkalâde hassas ölçüler ve dengeler içinde yaratılmıştır.

Akl-ı selîm sahibi her insan, bu ilâhî kudret ve azamet tecellilerini, derin derin tefekkür etmek mecburiyetindedir.(1) Hak Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de bu hakikate dikkat çekerek biz kullarını şöyle ikaz buyurur:

“Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların (yani insanların) çoğu (gafletlerinden dolayı) bilmiyorlar.”(2) “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!”(3) “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (4)        

Hz. Âişe (r.a.) vâlidemiz, Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın gece hayatından bir kesiti şöyle nakleder:

 “Bir gece Rasûlullah (s.a.v.) bana: «–Ey Âişe! İzin verirsen, geceyi Rabbime ibâdet ederek geçireyim.» dedi. Ben de: «–Vallâhi Sen’inle berâber olmayı çok severim, ancak Sen’i sevindiren şeyi daha çok severim.» dedim.

Sonra kalktı, güzelce abdest aldı ve namaza durdu. Ağlıyordu… O kadar ağladı ki, elbisesi, mübârek sakalları, hattâ secde ettiği yer sırılsıklam oldu. O, bu hâldeyken Bilâl -radıyallâhu anh- ezan okumaya geldiğinde Allah Rasûlü’nü perişan bir hâlde buldu.

Âlemlerin Efendisi’nin ağladığını görünce: «–Yâ Rasûlallâh! Sizi bu kadar mahzun ve mağmûm eden hâdise neyin nesidir? Allah Teâlâ sizin geçmiş ve gelecek bütün günahlarınızı bağışladığı hâlde niçin ağlıyorsunuz?» dedi. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: «–Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Vallâhi bu gece bana öyle âyetler indirildi ki, onu okuyup da üzerinde tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!» dedi ve şu âyetleri okudu:

«Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akl-ı selîm sâhipleri için (Allâh’ın birliğini gösteren) kesin deliller vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her an) Allâh’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler ve:

Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen’i tesbîh ederiz; bizi cehennem azâbından koru! (derler).»(5)      

İşte bu âyet-i kerîmeler nâzil olduğu gece Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, güller üzerindeki şebnemleri imrendirecek gözyaşları ile sabaha kadar ağlamıştı.

Gerçek yaşam alanı olan ahiret için bu dünya, imtihan sahası olarak belirlenmiştir. Bu hayata gelen her bir birey için ayrı bir imtihan gerçekleştirilmiş, bu imtihanda niceleri başarılı olurken niceleri de kaybetmiştir.

Durum böyle iken insanoğluna verilen mal, evlât, sağlık velhasıl sayısız nimetlerin az veya çok olması kişinin imtihanı olacağı için sahip olduğu nimetlere şükrederek, yokluğuna da sabrederek ahiret gününde kazançlı çıkmak için gayret etmelidir.                  

Osmanlı âlimlerinden Üçbaş Nureddin Hamza Efendi, malını fazla harcamaz, hep biriktirirmiş. Ata binmez, eski elbise ve ayakkabı ile yetinir, böylece tasarruf ederek israftan sakınırmış. Bundan dolayı halk arasında “paracı hoca” olarak tanınmış. Daha sonra biriktirdiği para ile Fatih Karakümrük’te önce Üçbaş Medresesi’ni, daha sonra da Üçbaş Mescidi’ni yaptırmış. Bunu duyanlar şaşırmışlar ve:
“–Hocam, siz parayı çok severdiniz. Nasıl oldu da paraya kıyıp bu hayrâtı yaptırdınız?” demişler. Hoca Efendi:
“–Evlatlarım! Sizler haklısınız. Ben parayı çok severim. Bunun için de paramın dünyada kalmasına gönlüm râzı olmadı. Onu kendimden önce âhirete gönderdim” cevâbını vermiş.(6)     

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in: “Hiçbir kul, kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bir adım dahî atamaz”(7) hadisini bilen bir mü’min hayâtını daha dikkatli ve verimli kullanır.

Cenâb-ı Hakk’tan dileğimiz; kendi rızasına uygun davranışlar sergilemeyi, ömür sermayesinin kıymetini bilip iyi işlerle meşgul olmayı, iyi kimselerle beraber olmayı, dünyadan iyi şekilde ayrılmayı, ardımızdan iyi nesiller bırakmayı, salihlerle mahşer meydanında toplanmayı, Efendimiz (s.a.v.) ile beraber cennete girmeyi hepimize nasip etsin.

Gönülden Muhabbetlerimle…

Dipnotlar:

1-Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2007. S.257.s.32. 

2-ed-Duhân, 38-39.           

3-el-Kıyâme, 36.                                

4-el-Mü’minûn, 15.                          

5-Âl-i İmrân, 190-191)” (İbn-i Hibbân, II, 386.              

6-Taşköprüzâde, eş-Şekâiku’n-Numaniyye, (thk. A. Suphi Furat), s. 540-541.       

7-Tirmizî, Kıyamet, 1/2417.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık