);*} DUÂMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?
  • 16 Mayıs 2016, Pazartesi 8:44
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

DUÂMIZ NEDEN KABUL OLMUYOR?

Dua ve zikir hâlinde olmamız, Cenâb-ı Hakk ile baş başa kalmanın en güzel yolu ve ömrümüzün en değerli zamanıdır. Çünkü "Dua, ibadetin özüdür.”(1)   

Allah-u Tealâ ile kul arasında güçlü bir bağ olan dua ve zikirden uzak kalmak, kişinin yaratıcı ile irtibatının zayıflamasına ve daha sonra da dini yaşantısında gevşekliğe neden olur.

Dualarımızı yaparken ihlâslı bir şekilde yaparak, kabul olur mu olmaz mı diye herhangi bir tereddüt etmeden aşkla, şevkle ve ümit ederek dualarımıza devam etmemiz gerektiğini Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de, Allah Teâlâ yeryüzünde dua eden hiçbir Müslümanın isteğini boş çevirmez, muhakkak bir karşılık verir. Ya kulun istediği şeyi ona verir, ya onun yerine o kulundan bir kötülüğü kaldırır ya da istediğinin karşılığını âhirete saklar”(2) buyurarak yapılan duaların bir şekilde karşılık bulacağını haber vermektedir.

Cenâb-ı Hakk, “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”(3) Kullarım beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”(4) buyurarak, kendisine dua edilmesini istemekte, helâl lokma ile samimi ve ihlâslı yapılan duaları da kabul edeceğini müjdelemektedir.

Hz. Mûsa zamanında müthiş bir kuraklık baş göstermişti. Mûsa peygamber ve ümmeti günlerce yağmur duasına çıktılar. Fakat duaları kabul olmuyor ve gökten yağmur inmiyordu.

Hz. Mûsa Tur’a çıkıp münacatta bulundu:                                                                                                           — Ya Rabbi! Halimiz, sana malûm. Bizim duâmız neden kabul olunmuyor, dediğinde, Allah (c.c.) tarafından şu îlâhî hitap geldi:                                                                                                                           — Ya Mûsa! İçinizde nemmam (Lâf taşıyıcı) var. Duânız o sebepten kabule şayan olmuyor. Bu sefer Hz. Mûsa:                                                                                                                                                               — Ya Rabbi bize bildir de, o nemmamı aramızdan çıkaralım ve Sana öyle yalvaralım. Bizim duâmızı kabul buyur, diye niyaz ettiğinde, Cenâb-ı Allah:                                                                                            — Ya Mûsa o kulumu sana haber veremem. Duânızın kabul olunmasını istiyorsanız onu siz bulup aranızdan çıkarın, buyurdu.

Hazreti Musa, gelip kavmine durumu bildirdi ve hep beraber tevbe ettiler. Bunların içinde nemmam da bulunuyordu, o da hulusi kalb ile tevbe etmişti. Günahlarının affını dileyenlerin tevbesini kabul eden Cenâb-ı Allah kısa zamanda yağmur inzal etti.

Adamın biri, gözleri görmeyen bir dervişin evine misafir olmuştu. Evde, rahlenin üzerinde bir Kur’an olduğunu gördü ve hayret etti. Çünkü, derviş yalnız yaşıyordu, âmâ idi ve evde kendisinden başka kimse bulunmuyordu. Üzerinde durmadı ve sebebini de sormadı. Fakat merak etmedi de değil. Gece yarısı olduğu zaman Kur’an sesiyle uyandı. Baktı ki, âmâ olduğu için gözleri görmeyen ev sahibi rahlenin başına geçmiş Kur’an okuyor. Öyle ki, okuduğu yerleri parmağıyla da takip ediyordu. Dayanamayarak sordu: – Sen, gözleri görmeyen bir adamsın. Nasıl oluyor da Kur’an’a bakarak okuyabiliyorsun? Üstelik parmağınla da takip ediyorsun. Derviş cevap verdi: – Allah isterse her şey olur. Ben Kur’an okumayı çok seviyorum. Fakat gözlerim görmüyor. Allah’a dua ettim. “Ya Rabbi, Kur’an okurken benim gözlerimi aç ki Kur’anı elime alıp okuyabileyim” dedim. Allah benim bu duamı kabul buyurdu. Ne zaman okumak için Kur’an’ın başına oturursam gözlerim açılır ve ben Kur’an’a bakarak okurum.(5) 

Özetle, isteklerimizin gerçekleşmesi, sıkıntı ve dertlerimizin bitmesi için önce üzerimize düşeni yapmalıyız, sonra da Allah’a dua etmeliyiz. Duayı hayatımızın bir parçası haline getirmeli, her zaman Allah’a içtenlikle yalvarmalıyız.

İbrahim Edhem hazretlerine sordular: - Duâ ediyoruz ama kabul olunmuyor. Acaba sebebi nedir? İbrahim Edhem şöyle cevap verdi: - Yüce Allah’ı tanıyor fakat itaat etmiyorsunuz;                                                                                                    Resûlü’nü biliyor fakat sünnetine tabi olmuyorsunuz. Kur’ân okuyor fakat onunla amel etmiyorsunuz.                                                                                                      Nimeti yiyor fakat şükretmiyorsunuz.                                                                                                                                  Cennetin itaatkârlar için donatıldığını biliyor fakat ona gönülden talip olmuyorsunuz.                            Cehennemin asiler için kurulduğunu biliyor fakat ondan kaçıp korunmuyorsunuz.                                                            Şeytanın size düşman olduğunu biliyorsunuz, fakat onun dostluğundan çıkamıyorsunuz.                                      Ölümü biliyor fakat hayırlar yapmıyorsunuz. Ölüleri toprağa gömüyor fakat ibret almıyorsunuz.                                                                                             Kendi kusurlarınızı bırakıp başkalarının kusurları ile uğraşıyorsunuz.                                                                          Bu halinizle duânız nasıl kabul edilsin?                                                                                                

Gönülden Muhabbetlerimle.

Dipnotlar:

1-Tirmizî, Deavât, 1.                                                                                                                                

2-Tirmizî, “Dua”, 15.                                                                                                                                                                                   

3-Mü’min, 40/60.                                                                                                                                  

4-Bakara: 2/186.                                                                                                                                                           

5-Ali Eren, Dini Hikâyeler, S.28.                                                                                                    


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık