);*} Cennet Cömertler Yurdudur
  • 06 Mart 2017, Pazartesi 7:46
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Cennet Cömertler Yurdudur

Cömertlik ve diğergâmlık duygusu, insanın maddi imkânlarını seferber edebilmesinin yanısıra manevi yaşantısında da kendini gösteren hareketlerdir.

Cömert; Cenâb-ı Hakk'ın kendisine lütfettiği servetten, O'nun emrettiği ve istediği yerlere zekât ve sadakasını verebilen, hayır ve hasenatını yapabilen, yetimlerin, öksüzlerin, fakirlerin, çaresizlerin, garip gurabanın elinden tutabilen kişiye denir.

Diğergâmlık;  “başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme” ya da “diğer insanlara maddi veya manevi kişisel çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma ve ‘bencillik karşıtı hareketler’de bulunma” olarak tanımlanır.

Bizlere, her türlü günahımıza, isyanımıza, inkârımıza rağmen, namütenâhi nimetler veren Yüce Mevlâ'mıza, bizlerde sayısız kere hamd-ü senâlar etmeliyiz. Çeşidiyle, rengiyle, tadıyla, kokusuyla, ismiyle, cismiyle… sayılamayacak kadar nimetler veren Cenâb-ı Hakk, cömerttir ve cömert olanları sever. Lâkin, cimri olanları sevmez.

Hz. Âişe vâlidemizin şu îsârı ne muhteşemdir:

Hz. Ömer (r.a.), hançerlendiği ve kanlar içinde vefâtını beklediği bir sırada oğlu Abdullah’a şöyle dedi:

“…Mü’minlerin annesi Hz. Âişe’ye git ve «Ömer sana selâm ediyor» de! Sakın «Mü’minlerin Emîri» deme! Bugün artık ben mü’minlerin emîri değilim. Ona; «Ömer bin Hattâb iki arkadaşının yanına gömülmek için senden izin istiyor» de!”

Abdullah (r.a.) hâdisenin devamını şöyle anlatır:

“İzin istedim, selâm verip girdim. Hz. Âişe (r.a.) babamın hâline ağlıyordu. Ona:                                 «–Ömer sana selâm ediyor. İki arkadaşının yanına gömülmek için izin istiyor» dedim. Hz. Âişe vâlidemiz:                                                                                                                                     «–Peygamber Efendimiz’in yanında kalan bir kişilik yeri kendim için ayırmıştım. Lâkin bugün Ömer’i kendime tercih ediyorum» cevabını verdi. (Allah Rasûlü (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekir (r.a.), Âişe vâlidemizin odasına defnedilmişti. Hz. Âişe (r.a.) de odasında kalan bir kişilik yere kendisi defnedilmeyi, kocası ve babası ile bir arada olmayı istiyordu.)

Geri dönünce Hz. Ömer’e:

«–İşte Abdullah geldi!» dediler. Hz. Ömer (r.a.) büyük bir heyecan ve merakla:                                       «–Beni kaldırın!» dedi. Bir kişiye dayanarak kalktı ve bana:                                                               «–Ne haber getirdin?» diye sordu.                                                                                                           «–Arzun yerine geldi, Hz. Âişe izin verdi» deyince:                                                                            «–Elhamdülillah! Nazarımda bundan daha ehemmiyetli bir şey yoktu. Rûhum kabzedilince beni oraya götürün! Kapıya varınca, Hz. Âişe’ye tekrar selâm verip; “Ömer izin istiyor!” deyin! Eğer izin verirse beni içeri alın, vermezse beni müslümanların mezarlığına götürün!» dedi…”

Rûhu kabzedilince, onu aldılar, yürüyerek Hz. Âişe’nin odasına kadar geldiler. Abdullah (r.a.) selâm verip:                                                                                                                                                                                                 “–Ömer izin istiyor!” dedi. Mü’minlerin annesi:                                                                                    “–Alın içeri!” dedi ve derhâl içeri alındı. İki muhterem arkadaşının yanına defnedildi. (1)  

Hz. Âişe vâlidemizin bu muhteşem diğergâmlığı ve Hz. Ömer’in edeb, incelik ve nezâketi, ifadelere sığmayacak bir ulviyet arz etmektedir…

Kişi iyilik yaparken, dua ederken ve buna benzer diğer mânevî kazanç zamanlarında da kardeşlerini önde tutmaya teşvik edilir.

Kendini cömertliğe alıştıran insanın gönlü genişler, ferahlar ve huzûra kavuşur. İyilik ve yardımseverlikten duyduğu sürûrun, parmak uçlarına kadar bütün vücudunu kapladığını hisseder. Bu güzel vasfı onun insanlar nazarındaki kusur ve ayıplarını örter ve günahlarının affına vesile olur.(2)  

Yaratılan her şeyin sahibi Cenâb-ı Hakk'tır. İnsanların sahip oldukları herşey de Allah'a aittir. Öyleyse kulun yapacağı vazife, üzerindeki nimetlerin farkında olup Cenâb-ı Hakk'ın razı olacağı hâlde tasarrufta bulunmak ve cömert olmaktır.

Cömertlik, insanı kâmil manâda değiştiren, bambaşka bir hâlet-i rûhiye sahibi yapan güzel bir haslettir. Kendini cömertliğe adapte eden insanın gönül âlemi genişleyerek ferahlık ve huzura erişir. Toplum içerisinde yaşayan diğer insanlar nazarında bu güzel özelliği sebebiyle bazı küçük kusur ve ayıpları görülmez olur ve günahlarının affına vesile olabilir.

Lâkin şunu da bilmelidir ki, cömertlik yerli yersiz fütursuzca dağıtmak değildir. Allah’ın kullarına, itidal üzere ve yerli yerince ihsanda bulunmaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususta şu ölçüyü koymuştur:                                                                                                          

 “Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün elini açıp tutumsuz da olma! Sonra kınanır,(kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.” (3)

Gönülden Muhabbetlerimle…

Dipnotlar:

1- Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 8; Cenâiz, 96; Cihâd, 174; Tefsîr, 59/5; Ahkâm, 43.                                    2- Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslâm, Altınoluk Yay, s.386.                                                3- İsrâ, 29.                                                       

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık