• 29 Ocak 2018, Pazartesi 7:46
AdnanGÖNÜL

Adnan GÖNÜL

Bir ve Beraber Olalım

 

Takvâ, bir insanın Allah’ın bütün emir ve yasaklarına harfiyen uyup bu hususta titiz davranması, bütün benliği ile Allah’a yönelerek kendisini Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak durması demektir. Diğer bir tabirle takva, Allah'ın emir ve yasakları doğrultusundaki saf dindarlığı ifade etmektedir.

Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğu bulmak mümkün değildir. Allah’ın rızası ve dünya-ahiret mutluluğu, ancak takva ile mümkündür. Takva ve Allah sevgisi olmayan yerde gerçek huzur ve mutluluğa ermek mümkün değildir.       

Bu konuda merhum Mehmet Akif ne güzel demiştir:

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır.                             

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.                         

Yürekler çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın                                        

Ne ahlâkın kalır tesiri katiyen ne de vicdanın.

Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerliniz, en çok takvâ sahibi olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”(1)  

Yine Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- bir defâsında da:      

“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmuş; o pişmanlığın sebebi sorulduğunda da:                                                                                                                                  

“–(Ölen), muhsin (ihsan sâhibi, sâlih) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevâbını vermiştir.(2)  

Bir toplumun huzur ve sükûn içerisinde mevcudiyetini devam ettirebilmesi için o toplumun fertlerini, birbirlerine saygı, sevgi ve kardeşlik duyguları ile sımsıkı bağlanmaları gerekir. Lâkin fertlerin birbirleri arasında kibir ve kendini beğenmeler, başkalarını hakir görmeler arttığı vakit aralarında sevgi bağlarının koptuğu birbirlerine karşı samimi olmayan hatta kalplerinde kin, nefret, düşmanlık, kıskançlık gibi kötü huylar besleyenlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda ne huzur ne kardeşlik ne de bereket olur.

Adamın biri, gözleri görmeyen bir dervişin evine misafir olmuştu. Evde, rahlenin üzerinde bir Kur’an olduğunu gördü ve hayret etti. Çünkü, derviş yalnız yaşıyordu, âmâ idi ve evde kendisinden başka kimse bulunmuyordu. Üzerinde durmadı ve sebebini de sormadı. Fakat merak etmedi de değil. Gece yarısı olduğu zaman Kur’an sesiyle uyandı. Baktı ki, âmâ olduğu için gözleri görmeyen ev sahibi rahlenin başına geçmiş Kur’an okuyor.

 Öyle ki, okuduğu yerleri parmağıyla da takip ediyordu. Dayanamayarak sordu:
– Sen, gözleri görmeyen bir adamsın. Nasıl oluyor da Kur’an’a bakarak okuyabiliyorsun? Üstelik parmağınla da takip ediyorsun. Derviş cevap verdi:
– Allah isterse her şey olur. Ben Kur’an okumayı çok seviyorum. Fakat gözlerim görmüyor. Allah’a dua ettim. “Ya Rabbi, Kur’an okurken benim gözlerimi aç ki Kur’anı elime alıp okuyabileyim” dedim. Allah benim bu duamı kabul buyurdu. Ne zaman okumak için Kur’an’ın başına oturursam gözlerim açılır ve ben Kur’an’a bakarak okurum.(3)                           

Özetle, isteklerimizin gerçekleşmesi, sıkıntı ve dertlerimizin bitmesi için önce üzerimize düşeni yapmalıyız, sonra da Allah’a dua etmeliyiz. Duayı hayatımızın bir parçası haline getirmeli, her zaman Allah’a içtenlikle yalvarmalıyız.

Tâbiîn neslinin ileri gelen âlimlerinden Abdullah bin Mübârek Hazretleri, varlıklı bir hadis âlimi idi. Dostlarıyla birlikte hac yolculuğuna çıkmıştı. Yol üzerinde bir kulübede yaşayan iki kız çocuğu gördü. Kimsesi olmayan bu çocuklar, açlıktan dolayı kulübe yakınlarındaki ölü bir kuş etini alıp yemek istediler.

Bu duruma şahit olan İbnü’l-Mübârek Hazretleri, yolculuğa devam etmekten vazgeçti. Yanında bulunan bin dinar paranın yirmi dinarını Merv’e geri dönmek için ayırdıktan sonra, paranın geri kalan kısmını kız çocuklarına verdi. Dostlarının:

“–Neden böyle yaptın?” diye sormaları üzerine şöyle dedi:     

“–Bu yaptığımız, bu seneki haccımızdan daha sevaptır.”(4)     

İnsanın her işinde Allah’a güvenmesi ve O’na dayanmasına tevekkül diyoruz. Allah’a tevekkül, Müminlerin niteliklerinden olup, bu inanç insana güç verir, kuvvet verir.

İnsanın Allah’tan korkması, isyandan ve her türlü günahlardan kendini muhafaza etmesine takva diyoruz. Takva, insanın bütün benliği ile Cenâb-ı Hakk’a dönmesi ve O’nun emri dairesinde hareket etmesidir.

Bizler hepimiz kardeşiz; Çünkü aynı anne ve aynı babadan, Hazreti Âdem (a.s.) ve Hazreti Havva’nın çocuklarıyız. Hepimiz, aynı topraktan, aynı çamurdan aynı özden yaratıldık. Bütün bunların zirvesinde olan ve bizi kardeş eden daha muhteşem bir kardeşlik var ki o da iman kardeşliğimiz, İslâm kardeşliğimizdir.

Değerli gönül dostlarım! Kardeşlik, sadece dilden dökülen kuru sözlerden ibaret olmamalıdır. İyi günlerde ve rahat zamanında kardeş olup, sıkıntıya düştüğünde selâmı sabahı kesip sırt çevirmek, hakiki kardeşlik değildir. Sevgili Peygamberimiz; “Birbirinizle ilgiyi kesmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun. Müslüman’ın, kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl değildir.”(5) buyurmaktadır. 

 

Yeniden güçlü bir Türkiye olmanın en mühim şartları dayanışma, kardeşlik, birlik ve beraberliktir. Rabbim güvenlik güçlerimizin, askerimizin polisimizin yardımcısı olsun. Bizleri mümin kardeşler olarak birbirimizden ayırmasın. Tüm felaketlerden Milletimizi muhafaza eylesin. Devletimize dirlik, Milletimize birlik nasip etsin. Amin.

Gönülden Muhabbetlerimle...

Dipnotlar:

1-Hucurât, 13.

2-Tirmizî, Zühd, 59/2403.           

3- Ali Eren, Dini Hikâyeler, S.28.    

4-M. Said Hatiboğlu, “İlk Sufîlerin Hadis/Sünnet Anlayışı Üzerine” İslâmiyat, cilt 2, sayı 3, Temmuz-Eylül 1999, s. 13.

5-Tirmizî, Birr ve Sıla, 18.                                                                                                                                                                                                                                                                                


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık