);*} Zalimlerin Sonu
  • 22 Temmuz 2016, Cuma 8:44
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Zalimlerin Sonu

Adaletten ayrılıp, hakkaniyet ölçülerini tanımayan kişilere zalim, bunların yaptığı icraatlara da zulüm denir. Günümüzde ve tarihte hesapsız örnekleri vardır. Fakat hiçbirinin sonu iyi olmamış, Şeyhülislam Yahya’nın:

Halkı rencide eden âlemde Kendi rencide olur son demde

dediği gibi, son demlerinde rezil ve rüsva olup tarihlere geçmişlerdir.

Hitler: Ömrünün son on gününü bir sığınakta büyük depresyonlar içinde geçirmiş ve neticede siyanür içip intihar etmiştir. Musolini: Hakaret olsun diye bir meydanda ayaklarından asmışlar ve günlerce orada kokuşmuştur. Şaron: Senelerdir bitkisel hayatta ne ölü, ne diri yaptıklarının cezasını Allah çektiriyor. Saddam oğlanlarının acısını gördükten sonra asıldı. Kaddafi bir kanalizasyon çukurunda öldürüldü, Mübarek vahşi hayvanlar gibi kafesler içinde mahkeme huzuruna getiriliyor… yakın tarihte aynelyakın müşahede ettiklerimiz.

Lidya Kralı Krezüs, kuvvetini, kudretini, zenginliğini, gücünü, zulümlerini göstermek için devrinin meşhur filozofu Solon’u sık sık saraya çağırırmış. Solon’da ona sık sık “sonuna bak” dermiş. Neticede Krezüs Pers İmparatoruna yenilmiş, her şeyinden mahrum olmuş, yakılmak için büyük bir odun yığınının üstüne çıkarılınca gücünün yettiği kadar “nerdesin Solon” diye bağırmıştır. Bu ve benzeri olaylardan ibret almış olacaklar ki; Osmanlı sultanları her sabah sarayın balkonuna çıkar, içtima halindeki askerlerin; “Mağrur olma sultanım, senden büyük Allah var” diye bağırmalarını dinler, günlük mesaiye öyle başlarlarmış. (1) Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:  “Allah, zalimleri sevmez.”(2); “Kötülüğün karşılığı kötülüktür”(3) kötülük yapan kötülük görecektir. “Yeryüzünü dolaş, Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.” (4) Kur’an’ın yarıdan fazlası tarih ve geçmişle ilgilidir. Cenâb-ı Hak gezmemizi, seyahat etmemizi, gördüklerimizden ibret almamızı ve zalimlerin sonunun nasıl olduğunu hiçbir zaman unutmamamızı emrediyor. Unutursak; “geçmişten ibret almayan kişi, geleceğe ibret olmaktır işi” atasözünde olduğu gibi bizim de ibretlik olacağımızı bildiriyor. Bu hususta söylenmiş çok güzel ve ibretli beyitlerden bazıları: Zalimin rişte-i ikbalini bir âh keser Rızka mani olanın rızkını Allah keser                 Zalimlere bir gün dedirir Hazreti Mevlâ Tallâhi lekad âserakallahü aleyna                 Zalimlere hak ettikleri işkenceyi çektir Mazluma da hakkın ver ki adalet bu demektir                     Lâedrî

Eskiden malum dedelerimiz başlarını usturaya vurdurup kazıtırlardı. Meczup ve zavallı biri, berberin önüne oturmuş, başını kazıtıyor, bir zalim, bir gurur ve kibir canavarı mütegallibe gelmiş; “kalk ulen kabak, sen bekleyiver, benim acele işim var…” gibi sözlerle hakaret edip, zavallıyı berber koltuğundan atmış, bununla da kalmamış hem tıraş olmuş, hem de o zavallı ile dalga geçmiş. İşi bitmiş, parayı ödemiş, kapıdan çıkar çıkmaz bir araba hızla gelmiş, vurmuş ve zalimi anında öldürmüş.

Duruma şahit olan berber, meczuba dönerek; “biraz ağır oldu, keşke beddua etmeseydin, bak adam ne hale geldi” deyince meczup; “yemin olsun ki, beddua etmedim, hatta çok fazla üzülmüş, gücenmiş de değilim, ama; kabağında bir sahibi var” demiş. Yani ben beddua etmedim ama o zalimin hareketi “gayretullaha dokundu” demek istemiş.

Birinci Irak Harekâtında ABD güçlerinin Şıvarzkof isimli bir generalleri vardı. Büyük cüsseli olduğu için ona “çöl ayısı” lakabını takmışlardı. Bu zat emekli olduktan sonra, hatıralarında şöyle diyor: “Bir zamanlar emrimde yarım milyon asker vardı, dünyayı titretiyordum, şimdi bozulan çeşmeyi tamir için eve usta çağırıyorum gelmiyor.”

Evet bay general. Sizlerden bazıları hâşâ kendini tanrı zannediyor ama, sizlere o gücü verenler devletler ve milletlerdir. O gücü size verenlere güç kullanmaya kalkarsanız akıbetiniz iki dünyada da rezillik olur. Atalarımız; “Bıçak kınını kesmez” demişler. Kestirmeye kalktınız mı, yaptığınız zulümlerin kanında boğulursunuz. Şekil A da görüldüğü gibi. Sözlerimizi bir latife ile bitirelim: Diktatörlerden biri, pulların üzerine kendi resmini bastırmış. Bir müddet sonra mektupların, evrakların üstünde o pulları göremeyince, ilgililere; “o pullar kullanılmıyor mu? Niye hiç göremiyorum” deyince; “efendim kullanılıyor da, halk o pulların zamklı yüzüne tükürüp yapıştırmıyor, resimli tarafına tükürüyor, o da yapışmıyor!” demişler.  

Dipnotlar: 1- İlhan Bardakçı, “Tarihten Bugüne”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2004, s.243. 2- Ali İmran Sûresi, 57. 3- Şûra Sûresi, 40. 4- Yunus ûresi, 39.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık