);*} VEFA - SADAKAT ? KADİRŞİNASLIK
  • 06 Ocak 2016, Çarşamba 8:45
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

VEFA - SADAKAT ? KADİRŞİNASLIK

Meyil etme bu dünyaya

Hiç kimseye etmez vefa

İbret değil mi bu bize

Kani Muhammed Mustafa     

                              Yunus

Vefa, sadakat, kadirşinaslık, bunların hepsi; büyük veya küçük, görülen bir iyiliği, asla unutmamak manasına gelir. Müslümanların mayasında, mizaç ve karakterinde olması gere­ken bir haslettir. Vefasızlık ve nankörlük mümine asla yakışma­yan bir tavırdır.

Mekke’de kendi kavmine İslâm’ı kabul ettiremeyen ve bü­yük sıkıntılar çeken Allah Resülü, “şehir halkı kozmopolit olur, bir de şansımı etrafta dene­yeyim” düşüncesiyle Taif’e gitmiş, İslâm’ı anlatmış, onları hak ve hakikate çağırmış ama, onlardan da beklediği karşılığı bulamamış, büyük acılar ve üzüntüler ile Mekke’ye dönmüş, ama Mekke’liler O’nu şehre sokmamışlar­dır.

O günlerde Müslüman olmamasına rağmen Mut’ım b. Adiy isimli birisi haline acıyıp Efendimize “eman vermiştir”. O günkü anlayış; eman verilen kişiye yapılan saldırı ve hakaret, eman verene yapılmış kabul edilirdi. Bu ko­ruma sözü ile Resül evine girebilmişti. Aradan yıllar geçmiş, Mut’ım Bedir Sava­şında Müslümanlar tarafından öldürülmüş ve birçok müşrik esir olarak Medine’ye getirilmiştir. Mut’ım’in öldürüldüğünü duyan Hz. Peygamber, çok üzülmüş, mükedder olmuş ve ne kadar vefakâr olduğunu dile getiren şu sözleri söylemiştir:  “Mut’in sağ olsa da esirlerin hepsini karşılıksız benden istese hepsini serbest bırakırdım”([1])

Hz. Mevlânâ şöyle der: “Eğer garip bir köpek bir mahal­leye gelecek olsa, o mahalle köpekleri ona eziyet ederler ve derler ki; Seni besleyen sahibi­nin semtini bırakma, ondan yedi­ğin nimet hakkı için onun evini bekle, nankör olma, vefakâr ol.” (8022)

Karınca ağzına çok az miktarda bir su almış ve hızlı hızlı gidiyor. Nereye gittiğini soranlara; “Hz. İbrahimi Nemrut ateşe atacakmış, onu söndürmeye gidiyorum” demiş. “Bu sana göre mümkün mü?” demişler, o şöyle cevap vermiş; “mümkün değil, ama hiç olmazsa vefakârlığını gösterir, kimin       tara­fından oldu­ğumu ortaya korum.”

Hayvanların daha vefakâr olduğuna dair birçok misaller var ama şu da çok enteresan: Bir kedi kendisini çok seven sahipleri­nin yanından alınıp, 3800 km. uzağa götürülmüş, ama o hayvan bu yolu kat edip tekrar eski sahiplerinin evine gelmiştir.([2]) Ama Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hasanın hanımı, kendisine vad edilen bazı dünyalıklar karşılığı, yıllarca aynı yastığa baş koy­duğu kocasını zehirleyip öldürebilmiştir.([3])

Paranın, mevki ve makamın kulları çok olur. Bir hükümet düşmüş, yeni bir hükümet kurulmuş, devir teslim töreninde ma­kam şoförü eski bakana hiç yüz vermiyor ve yeni bakana da alabildiğine izzet, ikram… “Yahu ayıp olu­yor, neye böyle yapı­yorsun?” demişler, adam; “ben inene değil, binene baka­rım” demiş.

Bunun gibi Fatih malum tahta çıkarılmış, ama bir müddet sonra tahtı tek­rar babasına bırakıp, Manisaya çekilmek duru­munda kalmış idi. Etrafındaki­lerden bazıları Edirneyi bırakıp Manisaya gelmekte gönülsüz davranmış, fakat bazı vefalı kişi­lerle berabar hocası Molla Hüsrev’de ısrarla Manisaya gelmek istemişler, Fatih; “sizde kalın” deyince Hocası; “hayır biz padi­şahımıza sul­tan iken de, şehzade iken de hizmet etmekten şeref duyarız” demişler ve onunla gelmişler, onun için Fatih bu in­sanları hayat boyu vefalarından dolayı çok sevmiş ve hatırlarını kırmamış.([4])

Kanuni dönemi Yeniçeri solaklarından ve şairlerinden Aşkî son dönemle­rinde köşesine çekilince vefasızlıktan şöyle şikâyet eder:

Taşradan kimse gelür deyu sevinir canım

Uğrasa bir sek-i âvâre gelip meskenime

“Eğer bir gün başıboş dolaşan bir köpek kazara kapıma uğ­rasa, dışarıdan birisi beni ziyarete, hal hatır sormaya geldi diye canım sevinmeye başlar.”([5])

Ankara savaşında Yıldırıma ihanet edip, Timur tarafına ge­çen tatarları savaştan sonra Timur hepsini katlettirmiş ve şöyle demiştir; “Ekmeğini yedi­ğiniz, nimetini gördüğünüz şahınıza bugün vefakâr olmayıp ihanet etti iseniz, yarın aynı şeyi bana da yapabilirsiniz.”([6])

İnsana sadâkat yakışır görse de ikrâh

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

                                                 Ziya Paşa

Gençlik dönemlerinde birbirlerini seven ama rütbesi yük­selince yan çiz­meye başlayıp, hele hele Mısır Paşası olunca hiç aramayan subaya sevgilisi şöyle sitem ediyor:

Karanlık yerlerin derin köşesi

Kırıldı gönlümün nazik şişesi

Duydum ki olmuşsun Mısır Paşası

Vallahi küsmüşem artık barışmam

Yüzyıl da otursan yine karışmam

 

Dipnotlar:

 

1- İbrahim Refik, “Boğaziçi Notları 1”, Albatros Yay. İst. 2001, s.111.

2- Yeni Şafak Gazatesi 17. 09. 2009.

3- Tahirül Mevlevi, a. g. e. c. 4, s. 1242.

4- Ferhad Koca, “Molla Hüsrev” TDV Yay. Ank. 2008, s. 44.

5- İskender Pala, “Kırk Ambar”, Kapı Yay. 2. Bas. 2008 İst. s.78.

6- Tarih ve Düşünce Dergisi, Şubat 2004, s. 43.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık