);*} Vakıfların İlgâsı
  • 22 Aralık 2018, Cumartesi 8:25
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Vakıfların İlgâsı

Osmanlının bidâyetinde başlayan, gelişen, güzelleşen, Kanûnî döne­minde önemine binaen vezâret (bakanlık) haline gelen, çok güzel hizmetler gören, devletin yükünü alan, bazen devleti kıskandıracak kadar çoğalan ve zenginleşen ve kapatıldıkları dönemde sayıları 26.300 adedine baliğ olan va­kıflar,(1) maalesef ve maalesef Cumhuriyet kurulduktan kısa bir müddet sonra kapatılmış, devletleştirilmiş, satılmış, bazıları özel mülk haline getiril­miş, bazıları işçi ve memurlara maaş mukâbili verilmiş velhasıl başlarına gelmeyen felâket kalmamıştır.

İsviçre’den hukuk Profesörü Hans Leemann başkanlığında 4 kişilik bir heyet getirtilip vakıflar inceletilmiş, bu komisyo­nun verdiği rapor şöyledir: “Vakıf müessesesi, henüz Avrupalıların ilk basa­mağına adım atmaya muvaffak olamadıkları ve insanlığın çok zor ulaşabile­ceği bir medeniyet binasıdır. Osmanlı Devleti bu binanın damına kadar çık­mıştır. Size tavsiyemiz, bu müesseseyi terk etmek yerine, beğenmediğiniz ta­rafları varsa düzeltin, ıslah edin ve bu müesseseler medeniyetin hizmetinde devam etsin” Vakıfları kapatmayı kafaya koyan zihniyet, parti yetkilisi yerli kişilerden bir komisyon teşekkül ettirip inceletmiş ve bu heyetteki kişiler: “Sebilinden çeşmesine, yolundan imaretine, üzerinde geçmişin damgası olan ve geçmişi hatırlatan vakıf müesseselerini toptan ortadan kaldırmalıyız” diye rapor vermişlerdir.(2)

 Bunun üzerine çıkarılan bir kanunla bütün vakıflar ilga edilmiş yani kapatılıp, kaldırılmıştır. Vakıf malları devletin tekeline alınmış­tır. Vakıfların icra ettiği birçok hizmetler aksamış, olumsuzluklar ortaya çık­mıştır.

Hâlbuki dinî inançlarımızda, hukuk kurallarımızda, örf ve gelenekleri­mizde, Osmanlı inanç sisteminde, o gün ve bugünkü dünya teamülünde devlet vakıf mallarına el koyamaz(3) ve koymamışlardır. Bugün İsrail Filistinlilere her türlü baskı, zulüm ve gasp olaylarını uygulamasına rağmen Osmanlıdan kalma vakıflara el koyamamaktadır. Bu inancı perçinlemek için, her vakıfta dikkat çekmek için, vakıfları koruyanlara dua, vakıflar aleyhine çalışanlara da beddua levhaları asılmıştır. İşin garip tarafı vakıflar devletleştirildikten sonra alınmış, çalınmış, satılmış, gasp edilmiş, miras bırakılmış, hüviyeti değiştirile­rek çok süfli maksatlarla kullanılmıştır.(4) 

Yunanistan’da takriben 2000’li yıllarda Papandreu başbakan iken, bazı kilise gayrimenkullerine el koymak istemesi üzerine Papazlar Osmanlı döne­minden kalma tapularını ellerine alarak “Bunu bize Osmanlı bile yapmadı, işte tapularımız siz nasıl yaparsınız” diye ayaklanmışlardır.(5)

Bursa Ulucâmi’nin arka duvarında Celi Sülüs yazı ile işlenmiş 4 tane (Vav) vardır. Osmanlı milleti içinde atasözü haline gelen “ittegu’l-vâvât” sözlerine dikkat çekmektedir ki; “şu dört Vavla” başlayan hususlardan âzami derecede sakının, çünkü bunlardan sakınmayanların sonu pek hayırlı olmaz ve mutlaka Allah’ın hışmına uğrarlar” mânâsına. Bunlar: 1-Vakıf 2-Velâyet 3-Vesâyet 4-Vekâlet.

Kur’anda vakıf olan Sâlih Peygamberin devesinden, vakfın şartlarına uymayan Sâlih Peygamberin kavminden, bu isyanları neticesi nasıl helâk edi­lip acıklı bir sona uğradıklarından geniş geniş bahsedilir.  Ayrıca Bakara Sûresinin 181. Âyetinde Yüce Rabbimiz ve birçok hadislerinde de Peygamber Efendimiz bu hususa dikkat çekmiş ve kurulan vakıfların şartlarının tebdil ve tağyir edilmemelerini yani men etmişlerdir. Hanefi Uleması da “şartu’l-vâkıf ke nassu’ş-Şari” yani vakfedenin koyduğu şart, Allah’ın emri gibidir fetvasını vererek konunun ehemmiyetine dikkat çekmişlerdir. Şöyle bir olay da bu hü­kümlere örnek teşkil etmiştir:

Hz. Ali bir tarlasına kuyu kazdırmış ve bol miktarda su çıktığı kendisine müjdelenince çok memnun olmuş ve Müslim gayri Müslim ayırımı yapma­dan,  ebedî olarak vakfetmiş ve bu kuyuyu bu vasfından yani vakıflık özelli­ğinden çıkarınlar için “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üze­rine olmasını dilemiş ve Allah ne farz ne de nafile olarak kıldığı namazlarını kabul etmesin” diye beddua etmiştir.(6) Bu örneğe binaen Osmanlı vakıfları­nın birçoğunda dua ve beddua levhaları asılıdır.

Dipnotlar:

1- Osmanlıya Vakıf medeniyeti veya vakıf imparatorluğu de­nebilir. Üzerinde çok fazla araştırma yapılmamakla beraber 26.300 kadar kayıtlı vakıf tespit edilmiştir. Bunlardan 1400 kada­rının kurucuları kadınlardır. Bugün ABD de olduğu gibi bu va­kıfların eğitim sistemine ve sosyal hayata çok olumlu katkıları olmuştur.Osman Nûri Topbaş, Vakıf İnfak Hizmet. Erkam Yay. İs­t.2002, s, 27.   

2- Çetin Özcan, “Câmiler Haraç Mezad satılmış” Türkiye Gazetesi, 2 temmuz 1993. ; İbrahim İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 31.

3- Aydın Taneri, “Türk Devlet Geleneği”,MEB Yay. İst.1997, s. 366.

4- Mehmed Şevket Eygi, “Yakın Târihimizde Câmi Kıyımı”, Târih ve İbretYay. İst. 2003, s. 11.  Merzifonlu Kara Mustafa Paşa câmii, meyhane ve fuhuş salonu yapılmış. Devletimiz Avrupa mimarlık sözleşmesine imza atmış, buna göre kilise, havra gibi gayri Müslim mallarını ve vakıflarını korumakla yükümlü olmuş, ama kendi mallarını imha etmiştir. Haçlı Alemi fonlar kurup yardımlar toplayıp 1000 yıllık İstanbul surlarını restore ettirmiş ama biz ecdâd emânetlerine ihânet etmişiz. 

5- İsmail Yediler, “Göze takılanlar” Z.Gazetesi,  3 Eylül 1994. ; İbrahim Refik, Târih İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 86. 

6- Hilâlürre’y, Kitabü’l-is’af Kahire 1320, s7; Küleynî, el-Kâfi, 9.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık