• 14 Ocak 2017, Cumartesi 8:03
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

TÜRKLER (6)

İsmail Hâmi Dânişmend; Müslümanlıkla Türklüğün birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu dile getirerek şöyle der: “İslâmiyeti Türklük, Şarktan Garba gelen Oğuz Türklüğünü de İs­lâmiyet yaşatmıştır... Her halde şu muhakkaktır ki, Sünnî-İslâmiyet bu­günkü varlığını ne derece Türk’e medyun ise, Türk ırkı da millî mevcudiyetinin bekâsını yine o derecede İslâmiyet’e medyun­dur…

Çok mühim bir nokta daha vardır: Türk ırkı Garba geldikten sonra milliyetini sırf İslâmiyet sayesinde muhâfaza edebilmiştir. Bunun en büyük delili, İslâmiyet’ten evvel Garba gelen ve hattâ Attila’nın (395-453) Hunları gibi Garbı fethedip Roma’yı bile alan Türk kitlelerinin nihâyet Hıristiyanlaşmak sûretiyle Avrupa milletlerinin içinde kaybolup gitmeleri gösterilebilir.”(1)

Daha sonraki dönemlerde Hazar Denizi kuzeyinden Avrupa’ya inen Bulgarlar, Macarlar, Gagavuzlar, Baltık devletlerinin nüfusunun içinde önemli bir oran teşkil eden Laponlar Türk asıllıdırlar ama bugün Türklüklerinden hiçbir şey kalmamıştır.(2) Demek ki, Türklük Müslümanlıkla kaim kalmaktadır.

“Hedefsiz insan, pusulasız denize açılan gemi gibidir” derler. Bu sebeple İslâmiyeti benimseyen, hazmeden ve en güzel şekilde yaşayan atalarımız, kendilerine bir hedef, bir gaye, bir ideal, bir mefkûre tespit etmişler “Kızıl Elma”.

Bu Kızıl Elma ve benimsenen hedef konusunda değişik görüşler vardır. Bunları birleştirirsek: Batıya doğru akacağız, Anadolu’yu alacağız, İstanbul’u fethedip gülzar yapacağız. Allah Resûlünün sancağını dikip, onun vadini gerçekleştireceğiz, Viyana önlerinden eğilip Roma’yı alacağız ve Endülüs’teki Müslüman kardeşlerimizle birleşeceğiz, Haçlıları kıskaca alacağız, Akdeniz’i gölümüz yapacağız, İ’layı kelimetullahı Atlas Okyanusuna hattâ daha ötelere ulaştıracağız…

Müslüman olduktan sonra Türklerin DNA’larına yerleşen bu İ’lay-ı Kelimetullah aşkı ve fetih ruhu onları devamlı Batıya sevk etmiş, ilk günden i’tibâren hedefleri İstanbul ve daha ötesi olmuştur. Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu diyebileceğimiz Tuğrul Bey, ta 1049’da Bizans devleti ile yaptığı bir savaşı kazanmış, Liperitas isimli başkumandanı esir etmiş, teklif edilen büyük fidyeyi kabul etmeyip; Emevîler zamanındaki İstanbul kuşatması esnasında câmiye çevrilen ve bugün  hâlâ Arap Câmii diye anılan mekânda, Halîfe ve kendi adına hutbe okunmasını talep etmiş, ve Bizans İmparatoru tarafından bu teklif kabul edilmiştir.(3)

Kutalmışoğlu Süleyman Bey (?-ö.1086) , Malazgirt Savaşından hemen 10 sene sonra 1081 yılında, İstanbul’un burnunun dibindeki İznik’i almış ve Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti yapmış, ancak 2. Haçlı Seferinde mecbur kalıp Başkentini Konya’ya taşımıştır. Fakat büyük bir Türk topluluğu yine de İstanbul’u terk etmemiş ve Üsküdar’da kalmışlardır. Yani Üsküdar 1081 yılından i’tibâren Türkleşmiş ve İslâmlaşmıştır. Niçin? Hedefe yakın olsun, gayeye vuslattan uzak kalmayalım diye.

Bu idealin ilacı olarak Orhan Gâzi vefat ederken oğluna şöyle diyordu: “Osmanlıya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez, zira İ’la-yı Kelimetullah azmi iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır. Selçuklu’nun varisi biz olduğumuz gibi, Roma’nın varisi de biziz”(4) Akıncılar birbirinden ayrılacakları zaman “Kızılelma’da buluşalım” derlermiş. Buradaki Kızılelma’nın Roma olduğunu söyleyenler olduğu gibi, Cennet diyenler de vardır.(5) Endülüs diyenler de vardır. Şu şiir bu ulvi gayeyi ve mukaddes mefkûreyi ne güzel terennüm eder:

Tuna’yı geçtik Sava’yı aştık,

Uçsuz bucaksız yerler dolaştık,

Kızıl Elma’ya vardık ulaştık.

Biz akıncıyız, akar gideriz,

Yeri göğü hep yakar gideriz.

Selçuklu ve Osmanlılarda bu Kızıl Elma bir fikri sabit yani takıntı olmuş ve bu hedefe varmanın aşkı, şevki ve hasreti ile yanıp tutuşmuşlar, evlatlarına son vasiyetleri bu olmuştur. Osman Gâzi’ye yapılan bir vasiyette şöyle denir:

Osman, Ertuğrul oğlusun, Oğuz Karahan neslisin

Hakkın bir kemter kulusun, İstanbol’u aç, gülzar yap

 

Yavuz Mısır’ı fethettikten sonra geri dönerken şöyle demiş­tir: “Gönül ister ki Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim.”(6) 

 

 

Dipnotlar:

1-İ. Hâmi Dânişmend, “Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”, Milli Ülkü Yay. Konya1978, s. 267.

2-Banu Avar, “Hangi Avrupa”, Truva Yay. İst. 2008, s. 76. 

3-Ahmed Nezihi Turan (Editör), “Târih El Kitabı”, Grafiker Yayıncılık, Ank. 206, s. 18.

4-Tekin Kılıç, “Osmanlıdan Torunlarına Hayat Düstûrları”, Gelenek Yay. İst. 2011, s. 259.

5-Ahmed Şimşirgil, “Kayı-3”, KTB Yay. İst. 2013, s. 63.

6-Ramazan Özey, “Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar”,Târih ve Düşünce Dergisi, Ağustos 2000, s.30.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık