• 03 Ocak 2017, Salı 7:35
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

TARİH (3)

Acem şahlarından biri zamanının meşhur târihçilerinden birinden bir umûmî târih yazmasını istemiş, adam yazmış ve iki deveye yükleyip getirmiş, şahın gözü korkmuş bunu kısalt demiş, bir deve yüküne indirmiş,  bunu da kısalt deyince adam bir kâğıt uzatmış ve üstünde “geldiler ve çektiler gittiler” yazıyormuş. Şah “böyle târih mi olur?”deyince; sizin istediğiniz târih ancak böyle olur diye cevap vermiş.([1]) İslâm öncesini saymasak bile bin yıllık bir târihi inkar edip bir asırlık zaman diliminden başkasını göremez bir hale gelmişiz.

 

Biz târih bilmediğimiz, okumadığımız için kendimizi de bilmiyoruz. Biz öyle garip bir tutum içine girmişiz ki;  kendi ecdâdımızla, dedelerimizle ilgilenmeyi ırkçılık telâkki edip, onların eserlerine bile yaklaşmıyoruz. Bundan dolayı Tür­koloji ilminin Batıda 150 yıllık, bizde ise 60 yıllık bir geç­mişi vardır.([2]) Orhun kitâbelerini bize Rus Târihçi Yardintsev 1889 yılında buluverdi. Danimarkalı Vilhelm Thomsen de okuyuverdi. İslâm Ansiklopedisini bize Lübnanlı papazlar hazırlayıverdi.

 Konkordans isimli hadis fihristini Hollandalı ilim adamları yazdılar. Ahteri, Müncit gibi, eski medresele­rimizde başucu kitabı olan Arapça lügatleri, Kur’an ve Ha­dis Mu’cemlerini (fihristlerini) yine Haçlı âlemindeki papaz ve ilim adamları telif ettiler. Ettiler ama; bunlar bu hazırladıkları kitapların bazı yerlerine öyle şeyler sokup sokuşturdular ki, Müslümanları zihinlerini bulandıran, inanç ve itikatlarını zedeleyen fikirler.

 Meselâ; yukarıda zikri geçen ve gayri Müslimlerin hazırlayıp bizim MEB (Millî Eğitim Bakanlığımız) tarafından basılan İslâm Ansiklopedisinin bazı yerlerinde yalanlar, sahâbe hakkında itham ve ifitiralar vardır, hakaretler vardır.([3]) Bu hazır yiyiciliğin neticesinde İslâm Âlemi de Haçlı Âleminin kölesi durumuna geldi. Bir Arap atasözünde şöyle denir:

Men yehün yeshuli’l hevânu aleyhi

Mâ li-curhin bi-meyyitin ilâmu

“Zelil olan kimseye zillet kolay gelir. Ölmüş bir insanın aldığı yaradan acı duymaması gibi” Ortaçağdaki o çok parlak İslâm Medeniyetinin temsilcilerinin bugünkü durumunu izaha gerek var mı bilmiyorum. Sümbülzâde Vehbi ne güzel dile getirmiş:

İntisab eyleye gör târihe

Ki sezâ olmayasın tevbihe([4])

Yani: Târihe rağbet et, oku da; azarlanmayasın,  pişman olmayasın. Târihi tefekkürü ve tecrübesi olmayan kişi azarlanmaya, alaya alınmaya mahkûmdur. “Malazgirt savaşında, Türklerin takriben üç katı orduya sahip olmasına rağmen büyük bir hezimete uğrayan Romen Diyojen’e Alpaslan; “hiç târih okur musun?”  diye sorar. Diyojen “hayır okumam” deyince Alpaslan: “Okusaydın sonun böyle olmazdı” der.([5])

Sultan 2. Abdülhamid’in Sadrâzamlarından Sait Paşa çok târih okuyan, yaptığı işler hususunda çok titiz davranan şâir bir kişidir. Onun devlet işlerinde kılı kırk yararcasına bu kadar titiz davranmasını gören dostlarından biri; “pâdişahtan çok korkuyorsun her halde?” deyince o; “hayır pâdişahtan değil târihten korkarım” demiş.([6])

 Gerçekten şahıslardan değil, târihten korkmak lâzım. Kıyâmete kadar milyarlarca sene iyi anılıp Fâtiha almak da var, kötü bir iş ve isim neticesi sövülüp beddua almak da var.

Türk milleti olarak bizim yaptığımız en büyük hatalardan biri de; geleceğimizi planlamak ve aydınlatmak yerine, değiştiremeyeceğimiz geçmişimizle savaş halinde olmuşuz. Elin oğlu aya çıkarken, yıldızlara dolmuş seferleri düzenlerken, Mars’ın Merih’in tapularını dağıtırken biz gölgemizle ve geçmişimizle savaşmışız.

  Geçmişimizden, târihimizden aldığımız güç ve rüzgârla ileriye koşmak yerine, geriye dönüp karanlıkta kılıç sallamışız. Dünya bunun tam tersini yapıyor. Rahmetli şâirimiz N. Fâzıl Kısakürek bu gerçeği şöyle dile getirir:

Elâlem çalışıyor fethetmeye Merih’i

Sen cebinde kaybettin, güneş dolu târihi

 

Dipnotlar:

1-Sâmiha Ayverdi, “Paşa Hanım”, Kubbealtı Yay. İst. 2009, s. 74.

2-Yavuz Bülent Bâkıler, “Türkistan Türkistan”, TDV Yay. Ankara 1997, s. 16. 

3-Dursun Gürlek, “Muhabbet Ateşi”, Kubbealtı Yay. İst. 2014, s. 253.

4-A. Ragıp Akyavaş, “Üstad-ı Hayat-2”, TDV Yay, Ankara 2005, c, 2, s. 16.

5-İskender Pala, “Kahve Molası”, Kapı Yay. İst. 2007, s. 1.

6-İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-4”, Albatros Yay. İst. 2004, s. 62.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık