• 30 Eylül 2015, Çarşamba 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

SAM AMCAYA DÜŞMAN LÂZIM (1)

 Düşmanı veya rakibi olmayan insan tembelliğe ve atalete alışır. İbre­sinde düşme ve kondisyonunda azalmalar görülür. İnsanı başarıya ve ileriye götüren faktörlerin en büyüğünün rekabet hırsı olduğunu bugün ilim de kabul ediyor.

Bu durumu iyi bilen veliler evlâtlarına, öğretmenler talebelerine, iş adamları şirket yönetici ve işçilerine... mutlaka bir rakip gösterirler ki, ba­şarıya varmaları mümkün olsun.

Bunun için bir şair der ki;

Ey düşmanım sen benim rüzgârımsın, hızımsın

Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın

 

ABD en büyük Misyonerlik örgütü Amerikan Board, üyelerine: “Dün­yayı fethe çıkan Hz. İsa orduları” olarak bakılmaktadır. Misyonerlerin önde gelen isimlerinden  Arthur Tappon Pierson  şöyle der:

“Dünyayı Türklerin Hilâlinden, Budistlerin tapınaklarından ve Katoliklerin çarmı­hından    kurtar­mak lâzım”([1]).

Amerikalı siyasi teorisyen Samuel P. Huntington, “Medeniyet­ler Çatışması” isimli kitabında bunu itiraf ediyor. Eski başkan Bush’un: “Haçlı savaşı başlatıyorum”([2])  demesi, İtalyan eski Başba­kanı Silvio Berlusconi ve Danimar­kalı eski Bakan Svend Bergstein  vb. nin  Müs­lümanları aşağılayıcı sözler sarf etmesi, onların Müslümanlarla ilgili içle­rinde gizledikleri kin ve nefretin dışa vurumudur.([3])

 

Yakın tarihte Rusya’nın yıkılması ve dağılmasıyla ABD rakipsiz kaldı. Yıllardır halkını tahrik ettiği, kızıştırdığı, korkuttuğu, halkının birlik ve bera­berliği için devamlı öne sürdüğü, Demokles’in kılıcı misali, halkının tepe­sinde asılı tuttuğu bir fobiyi, bir  rekabet unsurunu kaybetti.

 Geriye iki düş­man kaldı. Biri tarihi bilgilerin ışığında İslâm adına korkulması gereken en önemli ve lider olabilecek tek millet  Türkler. Biri de Budizm. Dünya nüfusu­nun üçte birini teşkil eden nüfusu ve ufukta teknoloji devi olarak görünen Çin ve günümüz teknolojisinin baş mimarı Japonya. Sonra Ameri­kan halkının dikkati devamlı dışarıya çekilmezse, içeriye çevrilir. O zaman da siyaset ve menfaat uğruna dönen dolapları, akan pislikleri görür. Tabi bu da idarecilerin işine gelmez.

11. Eylül saldırıları olunca dünya medyalarından geçilen ilk haberler bunu Japonların üstlendiği şeklinde idi. Çünkü böyle bir gizli bir düşmanlı­ğın varlığını,  Hiroşima ve Nagazaki intikamlarının bir gün alınacağını, Japonların ne kadar kinci bir millet olduğunu, ölen yüz binlerce insanın öcünün alınaca­ğını biliyorlar.

Çine de, sık sık dişini gösteriyor ve çatacak yer arıyor. Birkaç sene içinde Bosna’da Çin elçiliği bombalanması, Casus uçağın Çin adasına düşmesi, Çin’in ticari sahada dünyaya açılması ve bu gün Amerika’da,  Çin Devlet Başkanı için yapılıp satılan uçağın her tarafının dinleme cihazları ile   donatıl­ması gibi birçok meselede takışıp duruyorlar. Bu gidişle Çin ve Uzakdoğu ülkelerinin kendilerini geçeceğini de biliyorlar.

 

Dipnotlar:

1- Tarih ve Düşünce Dergisi, Kasım Aralık sayısı, s. 18.

2- Milliyet Gazetesi, 17. 09. 2001.

3- Milliyet Gazetesi, 17. 09. 2001.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık