• 20 Haziran 2016, Pazartesi 8:48
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Papa ve Papazların Hıristiyanlığa Soktuğu Kötü İnançlar (1)
     1-Hz. İsa’nın Tanrılaştırılması ve Teslis, ([1])

Müslümanların iman esasları şunlardır:  Allah’a, meleklere, kitaplara, resüllere, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’dan geldiğine ve öldükten sonra dirilmeye inanmak.

 

Müslümanlar Allah’dan başka bunların hiçbirini Rab, İlah kabul etmez. Bunlara inanılmazsa Müslüman olunmaz der ama, bunları ilâhî obje yerine koymaz. Fakat Hıristiyanlık; Baba, Oğul (İsa), Ruhü’l-Kudüs diye üç objeyi ilahlaştırır. Hz. İsa’yı Tanrının oğlu ittihaz eder. Ona haber getiren, Allahın emri ve izni ile ona ve annesi Meryem’e yardım eden, sıkıntılardan kurtaran, teselli eden Cebrail’i de tanrılaştırır. Bu anlayış sakattır. Allah ortaklık kabul etmez. Bizim inancımıza göre: “De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” ([2])

Yahûdîlik: Tanrı’yı insanlaştırmıştır. O’nu bir insan bir fert bazına indirgemiştir. Tevrat’tan şu bölüm buna en bariz delildir: "Yakup Tanrı ile güreşti ve onu yere serdi. Bundan do­layı O'nun soyuna; galip gelen (yenilmeyen) mana­sına olan "İsrail" dendi.([3]) Hıristiyanlık ise bunun zıddına insanı tanrılaştırmıştır.

 “Hz. İsa’yı onu çok sevenler tanrılaştırdı” derler çok doğru bir söz. Onun için İslâm ifrat ve terfrit üzerinde çok hassasiyetle durur, yani aşırılıklar ve radikal fikir ve fiilleri asla tasvip etmez. Her şeyde orta yolu tavsiye eder. Uçlara meyletmemeleri için uyarıda bulunan Peygamber Efendimiz: “Her şeyin hayırlısı orta olanıdır”([4]), “bir şeye aşırı sevgi, gözü kör, kulağı sağır eder”([5]) buyurarak konuya dikkat çeker. Hz. İsa’yı sevenler, ona en iyi, en hoş, en güzel, en değerli en, en, en… söyleye söyleye en son söyleyecek bir şey bulamayınca ifrata kaçıp ona “Tanrı” demişlerdir. Ona verecek daha üstün bir unvan olsa her halde onu da söylerlerdi.

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Roma ve Bizans Politeis (çok tanrılı)  bir inanca sahiptiler. Sebebini bilemedikleri her tabiat olayları için birer tanrı ihdas etmişler, hatta kadın tanrılar icat etmişler, yarı insan yarı tanrı bir yaşam tarzını onlara yakıştırmışlardır. Yunan kültürünün bu çok tanrılı inanç sisteminin etkisi ve tesiri altında olan insanların tevhide gelmeleri her halde mümkün olmamıştır. Gerçi İslâm’ın zuhuru esnasında Araplar da putperes (politeis) bir toplum idi, ama Allah Resülü 23 senelik bir azim, gayret ve sebatın neticesi tevhidi tesis etmiştir.

Ruh ve Kudüs kelimesi Arapça kelimelerdir. “Kudüs kelimesinin aslı Kuds’dür. Mukaddes, mubarek ve her türlü fenalıktan arınma anlamına gelir. Bu iki kelimenin birleşmesinden meydana gelen Ruhü’l-kudüs; herhangi bir şaibe ile lekelenme ihtimali olmayan, mukaddes ve temiz ruh, vahiy meleği Cebrail demektir.”([6]), Bu manaya geldiğini belirten ayetler:

“Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?”([7])           

Diğerlerini bir kenara bırakalım. Hıristiyanlıktaki teslis (Ekanim-i selase) inancını hakkıyla açıklayabilen beri gel­sin. Baba, oğul ve Rûhül Kudüs. Amazon yerlile­rinin mantı­ğını bile zorlayacak bir inanç sistemi.  Hadi ilk ikisini anla­dık diyelim, Rûhül Kudüs nedir?

Hıristiyanlık, çok tanrıcı bu Yunan ve Mısır dinlerinin yay­gın olduğu bölgelerde yani Romalıların içinde yayıl­mıştır. Bu inanç sistemlerinin etkisinde kalmış ve Ekanim-i Selâse (üçlü sistem) yani baba, oğul, Ruhül Kuds gibi gü­lünç fikirleri, teslis akidesini benimsemiştir. Kutsal kitap hususunda da vahdeti yaka­layamamış ve Hıristiyanlar ara­sında yazılıp yayılan binlerce İncili, İznik’te toplanan konsül, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna olmak üzere ancak dörde indi­rebilmiştir.

20. Yüzyılın meşhur Müslüman gezgini Abdürreşid İbrahim bir Hıristiyan’la münakaşa yapar ve ona şöyle sorular sorar: Biz Allah birdir deriz, siz üçtür ama yine de birdir, birbirinden ayrılmazlar diyorsunuz. Allah nasıl üç olabilir, üç ise nasıl bir olabilir. Bunun izahı mümkün mü? Yahudiler İsa’yı katlettilerse üçten biri gitti mi? İkimi kaldı? Allah her şeye kadir diyorsunuz, o halde biricik oğlunun işkence ile katledilmesine niye müsaade etti? Üç birbirinden ayrılmaz diyorsunuz o halde üçü birden mi katledildi? Öyle ise bunları kim diriltti. Dirilmedilerse o günden bu tarafa dünya (hâşâ) Allahsız mı? O halde bu alemi kim idare ediyor? Gibi sorularla onu mars ediyor.([8])

Endülüslü meşhur tabip ve alim er-Rakûtî, kendisine hizmet verdiği kral Alfonso’nun Hıristiyan olması için yaptığı baskılara: “Tek Allah’a olan görev ve yükümlülüklerimi bile hakkıyla yapamadım, üç ilaha nasıl hizmet veririm.” diyerek manidar bir cevap vermiştir.([9])

 

Dipnotlar:

1-Baba, oğul, ruhül Kuds diye üçlü bir Tanrı anlayışı. Fransa’nın dünyaca ünlü aylık Science et Vie/ Bilim ve Hayat dergisinin yazı işleri müdürü Hz. İsa çarmıha geri­lerek öldürülme­miştir. O kesinlikle Allah’ın oğlu da değildi diyor. Yine bu konuyla ilgili, “Tanrılaşan İnsan?  L’Homme Qui Devint Dieu” adıyla bir eser yazan Gerald Messadie  Hz. İsa’nın kesin­likle Allah’ın oğlu olma­dığı ve çarmıha gerilerek de öldürülmedi­ğini ispat ediyor. Haftalık L’Expresse  dergisi bu yazarla bir söy­leşi yapmış ve büyük baskı­lara rağmen  yayınlamıştır. Za­fer Dergisi, 1989, sayı 145, s.11.

2-İhlas sûresi, âyet, 1-4.

3-Tekvin bölüm 35, bab 10.

4-“Buhârî”, Edeb 86, Savm 51; “Tirmizî”, Kıyâmet 21, Zühd 64, (2415).  

5-“Ebû Dâvud”, Edeb 125, (5130).

6-Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 5, s. 3125.

7-Bakara 87, bkz: Âl-i İmrân sûresi, âyet, 46, 48, 49,  Meryem sûresi, âyet, 29-33. Maide sûresi, âyet 110,

8-Abdürreşîd İbrâhîm, “Alem-i İslâm-2” İşaret Yay. İst. 2003, s.378-

9-Doç. Dr. Mehmet Özdemir, “Endülüs Müslümanları-İlim-Kültür ve Sanat” TDV Yay. Ank. 1997, s. 71. 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık