• 22 Şubat 2018, Perşembe 7:27
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLININ İÇKİ, KUMAR BİLMEDİKLERİ (4)V

Gerçekçi olmak gerekirse, her türlü cemiyet baskısına rağmen az da olsa içki kullanan pâdişahlar da olmuştur, Sultan 4. Murad gibi. Kendisi kullandığı halde, içki, tütün, kumar gibi cemiyetin en muzır alışkanlıkları üzerinde çok şiddetli durmuş, bunları istimal edenlere idam cezaları vermiştir.

Bunun sebe­bini de şöyle izah ediyorlar: O dönemde evlerin ekserisi ahşaptan ve bir yan­gın çıktımı söndürmek mümkün değil. Şimdiki gibi itfaiye teşkilâtları yok, tulumbacılar denen ve çok iptidai usullerle çalışan kurumlar var. Yangınları da en çok tiryakiler ve sarhoşlar çıkarıyordu.(1) Bundan dolayı sarhoş ve tiryakilere çok şiddetli cezalar verilmiştir.

Osmanlının son zamanlarında diğer hususlarda olduğu gibi toplumu ayakta tutan bütün temel taşları yerinden oynamış, sosyal depremler yaşan­mış, Osmanlıyı Osmanlı yapan mizaç ve karakterler bir kenara bırakılmış,(2) hudutlar çiğnenmiş, o kadar ki; her gün on binlerce Mehmedçiğin şehit olduğu Çanakkale Savaşlarında bile özellikle subay kesiminden birçok kişinin bul­duğu her fırsatta içki kullandığı müşahede edilmiştir.(3)

1920 yılında yani ayık adama en fazla ihtiyaç olduğu dönemde Yeşilay Cemiyetini kurduran, “Men-i Müskirat” kanunu ile içki ve uyuşturucunun yapımını, satımını, kullanımını yasaklayan idâreciler, kanunu çıkardıkları günlerde bile, kendileri ayık gezmez olmuşlar.(4) Bugünkü geldiğimiz du­rumu da 2000’li yıllar i’tibâriyle Yeşilay Cemiyeti şöyle değerlendiriyor: Türk milleti bugün dünyada İsrafta ve rüşvette I. Kumarda 2. içkide 3. sigarada 4. duruma gelmiştir.(5)    

Osmanlıda Kumar:

Bir gün Eflatun talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış. Üstadın çok kızdığını gören talebesi:

“Ben para kaybetmedim ki bu kadar neye kızıyorsun?” deyince, “ben sana para kaybettiğin için değil, zaman kaybettiğin için kızıyorum” demiş.

Batı ile dirsek temasına geldiği son zamanlar hariç, Osmanlıda kumar diye bir şey bilinmez. Onlarca gece hayatı diye bir şey yoktur. Erken yatıp, erken kalkmak, sabah namazından hemen sonra işe başlamak, yani sünnete uygun yaşamak en güzel âdet ve şiarlarındandır. Uzun kış gecelerinde ise; dinî ve millî kitaplar okumak, özellikle gençleri motive edecek olaylar anlat­mak, kahramanlık destanları dinlemek, zararsız ve kumarsız eğlenceli oyunlar oynamak adetleridir.

Fakat son zamanlarda, bu oynamadığımız dönemlerdeki kayıplarımızı telafi etmiş! Kumarbaz bir millet olmuşuz. İtalyanlar Trablus'u işgal ettikleri saatlerde bizim Sadrâzam Hakkı Paşamız, İtalyan elçisinin evinde içki içip kumar oynuyormuş.(6)      

 “Cumhuriyetin ilanından sonra çıkarılan kanunla, İstanbul Boğazının iki yakasındaki millî saraylar ve yalılar, kısa bir müddet önce Müslümanların hilâfet merkezi olan binalar (Yıldız Sarayı) kumarhane olarak hizmete sunul­muş… Mario Serro isimli bir gayri Müslime kiralanmış içinde olmadık gayri meşru işler yapılmıştır.(7)

Yine yakın târihte, kahvehânelerin isimleri “Kıraathâne” olmuş ama ismiyle müsemma olmamış, “okuma odası” mânâsına ge­len Kıraathâne ile hiç alakası olmamış; içki, kumar, tavla, kâğıt, okey ve benzeri insan ömrünü boşa harca­yan yerlere dönüş­müştür. Hürriyet Gazetesinde çıkan şu haber bu işin ne kadar korkunç boyutlara vardığının delilidir: Türkiye’de (Her çeşit okul dâhil): top­lam okul sayısı 58. 268’dir. Kahve sayısı ise 570. 000’dir. Yani; 67. 319 kişiye bir kütüphâne düştüğü halde, 97 kişiye bir kahvehâne düşmektedir"(8) Bunların şimdiki adı ise İnternet Cafelerdir.

Bu hususta ne kadar ileri gittiğimiz, ne kadar pervasız dav­randığımızı anlamak için; “Kumar biletlerinin üstüne Fâtih, Barbaros, Mevlana, Yunus… gibi dinî ve millî şahsiyetlerimizin resimlerini bastık”(9) desem her halde yeterli olur. Yukarıda zikredildiği üzere kumarda dünya 2. liği payesini elde ettik! Ma’lum yakın târihte bir başbakanımız da yurt dışındaki kumarha­nelerde bur­nunu kırdırdı geldi.

“İçki öldürür, kumar söndürür, sigara süründürür” derler. Gerçekten ku­mar yüzünden nice aileler yıkılır, evler, eşler fedâ edilir, ocaklar söner, eşler boşanır, çocuklar anasız-babasız ka­lır, mutlu yuvalar tarumar olur. 

Sevgili Peygamberimiz; “Ümmetim ahir zamanda iki ni­met hususunda aldanacaklar, sıhhatlerini koruma ve boş va­kitlerini değerlendirme”(10)   buyuruyor. Gerçekten bugün kahvehânelerde, demhanelerde, İnternet Kafeler de, kumar ma­salarında, televizyon başlarında ömür tüketen insanları gör­dükçe, asırlar öncesinden söylenmiş bu ve benzeri hadisleri insan daha iyi anlıyor.

Osmanlıda Fuhuş:

Osmanlıda bir kadına tecavüz eden idam edilirdi.(11) Son zamanlara ka­dar Osmanlıda fuhuş yok denecek kadar azdır. Tespit edildi mi zaten fuhuş yapanlar sürgün edilmiştir.(12) Evliya Çelebi o dönem Osmanlı idâresinde olan Mısır’da gizli hanelerde azda olsa fuhuş yapıldığını kaydeder.(13) Tanzi­mat’tan önce gayri Müslim kadınların bile fuhuş yapmaları kesinlikle yasak idi, ama Tanzimat’tan sonra bu kadınlar içlerinde Müslüman kadını olmamak kaydıyla bazı yerler açmışlardır. Türk kadınlarının resmen fuhuş yapabildik­leri dönem 1918’li yıllar olmuştur.(14)

Dipnotlar:

1- Jean Thevenot,“Türkiye 1655-1656”Terc.1001 Temel Eser,Çev: Nuray Yıldız, İst.1978,s.153.

2- Meselâ; l.Viyana Kuşatmasında yani  Kanûnî döneminde içki içen askerin cezası idam iken, 2. Viyana kuşatmasında bulunan askerlerin pek ayık gezmedikleri târihi rivâyetlerdendir. Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 6, s. 35.

3- Ali Ulvi Kurucu, “Hatıralar-2”, M. Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Yay. 2007, İst. s. 229; İ. Hakkı Sunata,  “Gelibolu’dan Kafkaslara”, İş Bankası Yay. 2005, s. 176.

4- Mahmud Soydan, “Ankaralı’nın Defteri”, Türkiye İş Bankası Yay. İst. 2007, s. 122.

5- Yeşilay Dergisi, sayı 794, s. 8.

6- İlhan Bardakçı, “İmparatorluğa Veda”, Hülbe Yay. Ank. 1985, s. 282, 315.

7- Derin Târih Dergisi, Şubat 2014 sayı 23, s. 95.

8- Hürriyet Gazetesi, 21. 10. l989.

9- Zafer Dergisi, sayı 238, s. 9.

10- Buhârî Rikak 1, Tirmizî  Zühd 1, (2305).

11- Erhan Afyoncu, “Yavuzun Küpesi” Yeditepe Yay. İst. 2010, s. 57. 

12- Stephan Gerlach, “Türkiye Günlüğü”, Kitap Yayınevi, 2007, İst. s. 39.

13- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 14, s. 90.

14- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 11, s. 272.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık