);*} OSMANLILARIN ŞEFKAT VE MERHAMETLERİ (6)
  • 03 Kasım 2018, Cumartesi 9:27
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN ŞEFKAT VE MERHAMETLERİ (6)

Haçlı ve Osmanlı Merhametini Kıyas:

Bir fikir vermesi, bir kıyas yapılabilmesi için bir misal daha arz ediyo­rum: Bartolome de Las Casas (1474-1566) Madrid doğumlu, Kristof Kolomb’un arkadaşlarından birinin oğludur. Piskopostur. Amerika’da yerlile­rin nasıl soykırıma uğradığını bizzat görerek bir kitap yazmış, bunu o dö­nemde İspanya Prensi Felipe’e göndermiş, ama kitabı 1875 yılına kadar yani 300 seneden fazla bir zaman baskılar neticesi yayımlanamamıştır. Bu kitaptan bir bölüm:  

İspanyol Adasında birçok yerli krallıklar vardı. Bunların hepsini değişik işkencelerle, katliamlarla, soykırımlarla imha etmişler. Yazar bunlardan 4. krallığın imhasını şöyle anlatıyor: “...Adı Xaragua olan dördüncü krallık bü­tün adanın beyni, iliği ve saray erkânı idi. Son derece soylu ve cömert, dili ve konuşması daha temiz, nezâketi ve eğitim seviyesi daha düzgün ve saygındı. Çünkü burada birçok bey ve soylu otururdu. Yaşayanları diğer bütün krallık sakinlerinden daha güzel ve sevimliydiler. Bu devletin kral ve efendisi Behechio idi. Kralın Anacaona isimli bir kız kardeşi vardı. İki kardeş Castilla (İspanya) krallarına büyük hizmetlerde bulundular. Hıristiyanları birçok ölüm tehlikesinden kurtararak iyilik üstüne iyilik ettiler. Behechio’nun ölümü­nün ardından taht Anacaona’ya kaldı. Bir gün adanın vâlisi 60 süvari ve 300 den fazla piyade ile çıkageldi. Sâdece süvariler, adayı ve bütün kıtayı yerle bir etmeye yeterdi. Vâlinin çağrısı üzerine 300’ü aşkın bey çekinmeden oraya geldi. En önemlilerini kurnazlıkla samandan bir kulübeye soktu ve kulübenin ateşe verilmesini emretti. Diri diri yandılar. Diğerleri mızrakla öldürüldü, birçoğu kılıçtan geçirildi. Kraliçe Anacaona’ya gelince, askerler onurlandır­mak için onu astılar. Bazı Hıristiyanlar merhametlerinden veya açgözlülükle­rinden, öldürülmemeleri için korumak üzere çocukları, atlarına alıyor, terki­lerine oturtuyorlardı. Bir başka İspanyol arkadan gelip, mızrağıyla çocuğu deliyordu. Bir diğeri, çocuk yerdeyse kılıcıyla bacaklarını kesiyordu. Bu in­sanlık dışı vahşetten kaçabilenler, 8 mil uzakta küçük bir adaya sığındılar. Ancak vâli kasaplıktan kaçtıkları için hepsini köleliğe mahkûm etti…”(1)

Henry Charles Lea da; “İspanya Müslümanları” isimli kitabında Endü­lüs Hıristiyanların eline geçince orada yaşayan Müslümanlara yapılanları şöyle dile getiriyor: Kilise mensupları her hususta Moriskoların (müslümanlar) mallarını gasp etme, iftira etme, onlara merhametsiz dav­ranma, onlara yapılan zulümlerin Tanrıyı memnun ettiği ile ilgili yobazlıklar hususunda idârecilerden çok daha katı ve aşırı davranıyorlardı. Bütün câmi­leri yıktırdılar ve yeni câmi yapımına aslâ müsâade etmediler. Müslümanlar­dan Hıristiyan olanlar bile dönme olduklarını bildiren farklı mor bir elbise giymek mecburiyetinde idiler, yurtlarını aslâ terk edemez, terk edenler yaka­layanların kölesi olurlardı. Ticâret yapmaları yasaktı. İslâm’la ilgili en ufak bir emare ve işaret yapmaları, taşımaları yasaktı. Hıristiyanların tören geçit­lerinde secdeye kapanmak mecburiyetinde idiler.”(2)

Aynı asırda Fâtih’in, oğlu Beyazid’in ve diğer Osmanlı Sultanlarının fet­hedilen yerlerdeki yerli halka yapılacak muâmeleyi bildiren fermanların bir okunuvermesi, aradaki kıyas kabul etmez farkı ortaya çıkaracaktır: Fâtih Sultan Mehmed’in 1463 de Bosna’yı fethettiğinde Bosna idârecilerine gönderdiği fermandaki incelikler konuya en güzel delillerden biridir.

Şanlı Fâtih fermanın bir yerinde şöyle diyor: “Sakın ola ki Sırp kızları su almak için çeşme başla­rına geldiklerinde askerlerim orada bulunmayalar.” Bu adâlet sayesindedir ki Osmanlı Bosna topraklarında 415 yıl kalmış, daha sonra Bosna’yı bizden alan Avusturya 40 yıl, Yugoslav devleti ise 84 yıl ancak kalabilmiştir.

Târihin derinliklerine fazla dalmaya gerek yok. İngiliz ordu papazı Wıllıam Ewıng, Çanakkale Savaşlarına katılmış, “Gelibolu’dan Bağdat’a” isimli hatıralarında; Çanakkale’de çıkarma yapan İngiliz askerlerinin zor za­manlarında, Türkler’in merhametli davrandıklarını ve daha çok İngiliz öl­dürme gibi bir tavır içine girmediklerini, bazen müsâmahakâr davranıp daha fazla İngiliz öldürme imkânları olduğu halde öldürmediklerini, fakat Alman asker ve subaylarının ise bilakis daha fazla İngiliz öldürmek için ellerinden geleni yaptıklarını müşahedelerine (gördüklerine) dayanarak yazmıştır.(3)

Aynı günlerde Ermeni ve İngiliz askerlerinin Antep’ten topladıkları sivillere ve özellikle 85 yaşındaki Hoca Abdullah Efendiye nasıl hakaretler ve işken­celer ettiklerini de görgü şahidi Eyüp Sabri anlatmaktadır.(4)  

21. Asırda bile, Bosna Savaşındaki müstehzi tavırlarına, Çeçen mücâhid­lere karşı bigane tutumlarına, Irak’ta, Ebû Gureyb gibi cezaevlerinde yapılan ve internete düşen işkencelere, Afganistan’da vurulan düğün konvoylarına, Kur’an üzerine işeyen ABD askerlerine, ABD topraklarında yasal olmaz veya bir gören olur diye Küba topraklarında Kuantanamo Hapishânesini kurup  oradaki insanlara yapılanlara(5) veya mahkumları uçaklara bindirip havada yapmadık işkence, denemedik acı metotları bırakmayan Amerikalılara, top­raklarına sığının 3. Dünya ülke vatandaşlarına hayvan muâmelesi yapan Av­rupalılara, Filistinlilere soykırım uygulayan ve dünyada işkenceyi kanunla­rında resmen yasal hale getiren, İsrail’de görev yapan New York Time’ın muhabiri Chris Hedges’e “burada spor olsun diye atam öldürüyorlar” dedir­tecek kadar devlet terörü uygulayan İsrail devletini kayıtsız şartsız destekle­yen Haçlı âlemine,(6) Suriye, Irak, Arakan, Orta Afrika, Sudan vb. yerlerdeki mezâlimleri, Roma döneminde arenalardaki gladyatör dövüşleri veya boğa güreşlerindeki sadist zevkleri ile seyretmekten başka bir şey yapmayan İsevi­lere baktıkça, bu asırda bile zihin dünyalarında bir inkılabın olmadığını, aynen ortaçağdaki hasta ruhlar ve sadist kafalar olduklarını görmekten utanç duyu­yoruz. 

Dipnotlar:

1- Bartolome de Las Casas, “Kızılderililer Nasıl Yok Edildi?” Şule Yay. İst. 1999, s. 10, 32.

2- Henry Charles Lea, a. g. e. s. 179, 243.

3- Wıllıam Ewıng, “Gelibolu’dan Bağdat’a”, Çev. H. Büşra Yavuz,İz Yay. İst. 2012, s. 41.

4- Eyüp Sabri, “Esaret Hatıralarım” Terc. 1001 Temel Eser, İst. 1978, s. 35.

5- Mesut Karaşahan, a. g. e. s. 60.

6- Mesut Karaşahan, a. g. e. s. 217; İsrail Yüksek mahkemesi dünyada işkenceyi yasal hale getiren ve kanun çıkaran tek mahkemedir, 217.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık