• 21 Mart 2018, Çarşamba 7:19
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN KUL  (İNSAN) HAKLARINA SAYGILARI(3)

Fâtih’in Bosna’yı fethettiğinde yayınladığı hak ve özgürlükler numunesi fermana,(1) Kıbrıs fethedildiğinde yine pâdişahın gönderdiği af, müsâmaha ve hoşgörü fermanına(2), Mora’lılara ve Galata da ticâret yapan Venedik ve yabancılara verdiği fermanlara(3) bakıldığında insan hakları hususunda ecdâdımızın nasıl zirveyi zorladıkları ve muasırlarına göre inanılmayacak bir tutum ve davranış içinde olduklarını hayranlıkla değerlendirmemek mümkün değil.

1992 Yılında Bosna Hersek'le ilgili bir toplantıya katılan Dı­şişleri Baka­nımız Hikmet Çetin'e ABD Dışişleri Bakanı; "Siz bu felâket yerde 500 yıl nasıl kaldınız?" diye sormuştur.(4) Gerçekten birçok etnik grubun yaşadığı ve çok hareketli bir bölge olan, fitne fücur yuvası Balkanlarda biz 500 sene kal­dık, Avrupalılar veya Ruslar 70 sene kalabildiler.

Osmanlı bu 500 senede kimsenin kutsallarına dokunmamış, hak ve adâlet üzere icra edilen bir sis­temde bu birliktelik mümkün olmuştur. Târihçi ve devlet adamı Ubicini Tür­kiye 1850 isimli kitabında Osmanlıyı Lâv’a benzetir. Çünkü volkanik lâvlar altına aldığı şeyleri asırlarca aynen muhâfaza eder. Dedelerimiz de 500 sene Balkan milletlerinin dinlerini, dillerini, örf, âdet ve geleneklerini muhâfaza altına almış, hiçbir asimile cihetine gitmemiş ve 500 sene sonra Osmanlı çe­kilince Balkan milletleri her şeyleri ile ortaya çıkıvermişlerdir.(5)

Târihçiler; “hiç kimsenin hesap soramadığı o Osmanlının en güçlü dönemlerinde, Balkan milletlerini koskoca Memâlik-i Osmaniye tâbir edilen coğrafyaya yayıverse, dağıtıverse bugün Balkan milletleri diye bir şey ortada olmazdı” diyorlar. 

Aynı dönemlerde Avrupalılar içlerindeki azınlıkları doğal köle kabul ediyor, onlara insan muâmelesi yapmıyor ve hayat hakkı tanımıyorlardı. Orta­çağda Avrupa Yahûdilerinin Hıristiyan olma, göç edip Hıristiyan diyârını terk etme veya ölüm seçeneklerinden başka çıkış yolu bırakmayıp, Yahûdilerin Osmanlı diyârına toplu göç etmelerine sebep olması söylenenlerin en bâriz delilidir.

Osmanlı en mahrem yerlerinde yani saraylarında siyahileri istihdam ederken, “harem ağaları” adı altında bürokrasinin zirvesine çıkarırken, şeyhü­lislâmlardan sonra en yüksek dinî mercilere yani Kazasker statüsüne yüksel­tirken,(6) kendilerinin sahip olduğu bütün haklardan onları faydalandırırken, değil ortaçağda 20. Yüzyılın sonlarında bile Hıristiyan âlemi derisi farklı olanları insan saymıyor, nüfus sayımında onları yok sayıyor, kendi oturdukları mahallelerde onlara yer vermeyip gettolar oluşturmalarına sebep oluyor, aynı otobüste yolculuk yapmıyor, yaptıkları dönemlerde de yer yoksa bir beyaz geldiğinde zencilerin onlara yer vermesini kanunen mecbur koşuyor, aynı lokantalarda yemek yemiyorlar… hattâ bazı binaların kapılarına “Buraya zenciler, Kızılderililer ve köpekler giremez” diye yazmışlardır.(7)

1589 yılında Yemen Vâlisi olan Hasan Paşa Bekir isimli kölesini çok sevdiği için adına bir câmi yaptırmış ve kölesi ölünce onu da bu câminin hazi­resini defnettirmiştir. Bu câmi Hâlâ ayaktadır.(8) 

Malkom X kitabını okuyanlar görecekler ki, 1950’lerde bile siyahîler yok hükmünde sayıldıkları için “madem ki yok kabul ediliyoruz, bunun karşılığı yazıda X harfidir, hepimiz soyadlarımızı bırakalım ve hepimiz soyadı yerine X’i kullanalım” diye bir protesto şekli geliştirmişlerdir.

Michel Herbeer isimli bir Avrupalı Osmanlıya esir düşmüş ve İstan­bul’da Osmanlı milletinin sahip oldukları bütün hak ve özgürlüklerden azın­lıkların da sahip olduğunu görünce, aynı lokantalara gittiklerini, aynı ha­mamlarda beraber yıkandıklarını, aynı mahallelerde karışık oturduklarını gö­rünce hatıralarına hayretle kaydetmiştir.(9)

Mâ’lumdur ki; ABD ve Kanada halkları derleme ve devşirme halklardır. Amerika kıtasının bulunmasından sonra başta İngiltere ve Fransa’dan olmak üzere Avrupa’nın her yerinden oraya göçler olmuş, oraların yerli halkını ve Afrika’dan getirdikleri köleleri gayri insanî şartlarda çalıştırıp zengin olmuş­lardır. 1776’lı yıllarda Avrupa’dan gelen bu insanlar, ana yurtlarının yani Avrupa’nın baskı ve tahakkümünden bıkıp, usanıp onlarla savaşıp bağımsız­lıklarını elde etmişler ama kendi çalıştırdıkları Kızılderili ve Zencilere aynı hakları aslâ tanımamışlardır.

 İnsan Hakları bildirgelerindeki köleliği kaldıran maddeyi kabul etmediler.(10) Bugün bile genç siyahî erkeklerin üçte biri hapiste­dir, büyük çoğunluğu işsiz ve sefâlet içindedir.(11) Onları her türlü kötü, pis ve aşağılayıcı işlerde çalıştırırlar, askerlik yaptırırlar ama yine de haklarını vermezler.

Dipnotlar:

1- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak.Yay. Ankara, 2001, c. 1, s. 54.

2- Beynun Akyavaş, “Seni Seven Neylesün?”, TDV. Yay. Ankara 1995, s. 128.

3- Sâmiha Ayverdi, “Ebedî ve Mânevî Dünyası İçinde FATİH”, Kubbealtı Yay. İst. 2008, s.143.

4- İbrahim Refik, “Ulu Çınarın Gölgesinde”, Albatros Yay. İst. 2004, s. 173.

5- A. Ubicini, “Türkiye 1850”, Tercüman 1001 Temel Eser, Târihsiz. s. 39.

6- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 5, s. 167.

7- Antony Flew, “Yanılmışım Tanrı Varmış”, Profil Yay. İst. 2009, s. 28. Sabahattin Zaim, “Bir Ömrün Hikâyesi”, İşarete Yay. İst. 2008, s. 219.

8- Ferhat Koç, “Medeniyet Coğrafyamıza Seyahat”, Düşün Yay. İst. 2012, s. 49.

9- Michel Herbeer’in Anıları,“Osmanlıda Bir Köle”,Çev.Türkıs Noyan,Kitap Yay.İst.2003.s.295.

10- Osman Dilber, a. g. e. s. 236.

11- 03. 11. 2011, Perşembe Sabah Gazetesi.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık