);*} Osmanlıda Ticâret Ahlâkı (1)
  • 17 Kasım 2018, Cumartesi 9:25
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlıda Ticâret Ahlâkı (1)

Müşteriye misâfir muâmelesi yapılır, önce ikramlarda bulunulur bilahare satış yapılırmış. Ölçü ve tartıda aslâ hile yapılmaz, müşteriyi kandırma gibi bir düşünce akla gelmez, hileli mallar mutlaka gösterilir, müşteri ona rağmen alırsa alırmış. Hattâ bazen hatalı malları almak istese de vermezlermiş, şu misalde olduğu gibi:

Vaktiyle bir kumaş tâciri Osmanlı diyârına gelip bir imalât hanedeki ku­maşları beğenmiş, fiyatta da anlaşmışlar, hepsini sarıp-sarmalamaya başla­mışlar. Bu esnada dükkân sâhibi bir kumaş topunu kenara ayırmış, yabancı tüccar sebe­bini sorunca bu “top kusurlu(defolu) bunu size satamam” demiş.

Yabancı tüccar “fark edilecek bir kusuru yok, o kadar kusur bizim memlekette aran­maz, sen onu da sarıver” deyince Osmanlı tüccarın cevabı şöyle olmuş: “Ben malımın kusurlu olduğunu söyledim, siz biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız bilmezler. Böylece ben müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlının gururu, şeref ve haysiyeti rencide olacak ve Müslümanları hilekâr ve sahtekâr zannedecekler. Ben bu vebâlin altına aslâ giremem ve bu topu size aslâ satamam.”

Nerden nereye? O günkü felsefe ile bugünkü ahlâk anlayışımızın ara­sında Everest tepesi kadar fark olsa gerek. Bugün ticari ahlâk bakımından maalesef dünyada en sonlardayız.  Hollanda da yapılan son araştırmaya göre bu ülkede ticâret yapan firmalar arasında güvenilirlik sıralamasında sondan ikinci durumda görülmekteyiz.(1)

 Limona şu şırınga etmek, Bibere kiremit tozu karıştırmak, Çayın içine kaynamış çay veya saman doldurmak, balık süzgeçlerine taze görünsün diye kırmızı boya sürmek, balık karınlarına çakıl doldurmak… Gibi şeytanın bile aklına gelmeyen süflilikleri maalesef yap­maktan çekinmeyen insanlarımız var.

1481 yılındaki Venedik Devletinin İstanbul’daki balyozu (elçisi), İstan­bul’a gelen vatandaşlarına şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Alışverişlerinizi kırmızı kuşaklılardan (Türklerden) yapınız, onlar kaba saba görünüşlü in­sanlardır ama selâm verirseniz, dünyanın en yumuşak huylu insanları olurlar. Tek fiyat söylerler, insanı kandırmazlar. Sarı kuşaklılar (Yahûdiler, Rumlar, Ermeniler) ise yumuşak huylu gözüküp fiyat indirirler ama yine de insanı kandırırlar.”(2)

Elçi olarak Osmanlı diyârını gezen,  dönüşünde eser ya­zan Ubicini'nin "Osmanlı diyârına vardığınızda, bir kaide olar alış-verişte Ermeni’nin istedi­ğinin yarısını, Rum’a üçte birini, Yahûdi’ye dörtte birini veriniz, ama Osman­lıya istediğini veriniz. Çünkü Osmanlı kâfirin hakkı geçmesin diye kendi va­tandaşına sattığından da size aşağı verir" diye tavsiye ettiği târihî gerçekler­dendir.(3)

Türk esnafının çıkardığı iş yüksek kaliteli ve ucuzdu. Avrupalı seyyahla­rın şahadetleri bunu göstermektedir. 1572 de Fransız seyyahı Philippe du Fresne-Canaye; “Türkler bütün sahalarda fevkalade ustalara ve işçilere sa­hiptir.” Diyor, başka bir Fransız seyyahı Pierre Belon da; “denilebilir ki Av­rupa imalatı, Türklerinkinin yanında alelade yamacılıktır” şeklinde beyanatta bulunuyorlardı.(4)    İngiliz yazarı Thornton Türk esnafı ve gayri Müslim esnafı şöyle kıyaslıyor: “Namus Türk tüccarının en bâriz vasfıdır. Onu Yahûdi’den, Rum’dan ve Ermeni’den ayıran işte budur. Çünkü onların hilelerine karşı kâfi gelebilecek hiçbir tedbir yoktur.”(5)  

1913 Yani Balkan Savaşı günlerinde ki, Osmanlının her yönden en darda olduğu günlerde, Dr. Bela Horvath isimli bir araştırmacı Budapeşte’den kal­kıp İstanbul, Ankara, Niğde, Konya ve Karaman’a kadar bir seyahat gerçek­leştiriyor ve gözlemlerini “Anadolu 1913” ismiyle kitaplaştırıyor.

Birinci Dünya Savaşının arifesinde yazdığı eserinin girişinde de; ben diğer oryanta­listler gibi peşin fikirle gelmedim ve hayâlimdekileri yazmadım, ben gördük­lerimi yazdım demek sûretiyle kitabının hayal mahsulü olmadığını dile getiri­yor. Çok enteresan tespitlerinin yanında konumuzla ilgili şöyle diyor: “Tüc­car ayaklarını altına alıp kahve veya salep içerek, inşallah gelecek olan müş­terisini bekliyor. Türk tüccarı, müşterisine karşı son derece kibar. Zorlama, üsteleme, kavga yok; çünkü önemli olan edep ve namus. Paranın üstünü tam olarak geri veriyor. Türk tüccarlarla gayrimüslim tüccarlarda olduğu gibi pazarlık yapılmıyor, çünkü onlar malın gerçek fiyatını istiyorlar (s. 17). 

“…Batının koşuşturmaya dayalı, telaşlı ticâret hayatı ne kadar da farklı­dır. Dünyanın bu Doğu yakasında insanlar farklı, hayat farklı, ihtiyaçlar ve amaçlar çok farklı. Batı dünya nimetleri içinde mücâdelenin sabırsız kavga­nın, sonu gelmeyen koşuşturmanın dünyası. Burada ise bu dünya Allah’ın vaad ettiği cennet için bir hazırlık sâdece (s. 18).”

Dipnotlar:

1-İbrahim Refik, “Siz Bir Kartalsınız”, Albatros Yay. İst. 2002, s. 25.

2-İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. 7. Bas. İst. 2001, s. 145. 

3-John Devenport, Kur'an ve Mesajı”, Kültür Bakanlığı Yayınları. İstanbul 1987, s. 77.  

4-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 9, s. 289.

5-İsmail Hâmi Dânişmend,“Târihi Hakikatler”,Tercüman Gazetesi Yay.1979, c. 2, s. 258.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık