• 17 Ocak 2017, Salı 7:32
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlı?da Tebaa Adâleti (1)

Tebaa: Osmanlı hâkimiyeti altında yaşayan başka din ve milletlerden ki­şilere verilen isimdir.

Cenâb-ı Allah kendisine inanılmasını, ibâdet edilmesini, dua ve niyazda bulunulmasını, övülme ve yücelenmesini istiyor. Bunu yapan kullarını taltif ve takdir ediyor. Onlara dünyada ve ukbada (ahrette) büyük lütuflarda bulu­nacağını vaat ediyor, ama inanmayan veya yanlış tanıyıp hakkıyla iman etme­yenleri de kökten silip atmıyor.

Onların öldürülmesini, dışlanmasını, haklarına tecavüz edilmesini, zulüm ve adâletsizlik yapılmasını aslâ istemiyor. Yine de onlara kulum diyor. Zorla Müslüman yapılmalarını, haklarının gasp edilme­sini, ikrah ve icbarla duygu ve düşüncelerine, iman ve inançlarına müdahale edilmesini arzu etmiyor.

İslâm’da ikrah yani zorlama, bir gayri Müslim’i baskıyla Müslüman yapma, iman ve inancına müdahale etme yoktur. Yüce yaratıcımız “Dinde zorlama yoktur”(1) buyurur. Peygamberlerin ve Müslümanların görevi ancak tebliğ oluyor.

 Yani hak ve hakikati, doğruyu, gerçeği, güzeli anlatır, tebliğ eder, muhatabının aklını vardırmaya hak ve hidâyete getirmeye çalışır, ısrar etmez, baskı yapmaz, maddî ve mânevî tahakküm altına almaz, Müslüman olurlarsa kardeş telâkki ederler, olmazlarsa onların her türlü haklarını korurlar ve hoş görürler.

 Bu hususu da en iyi anlayan ve hayata tatbik eden şanlı de­delerimiz olmuştur. Hâkim oldukları yerlerde içlerinde asırlarca yaşayan in­sanların inanç ve itikatlarına aslâ müdahale etmemişler, mallarını müsâadere etmemişler, sâdece onları dış düşmanlardan korudukları için çok cüz’i bir vergi almakla iktifa etmişlerdir.

 Bu adâletli tutumları da onların fetihlerini kolaylaştırmış,(2) hâkimiyetlerinin de uzun ömürlü olmasına vesile olmuştur. Osmanlı bazı bölgelerde 400-500 sene kalmış, fakat oraları bizden koparan Avrupalılar 40 sene 50 sene kalamamışlar, çekip gitmek mecburiyetinde kal­mışlardır. Irak, Suriye ve Kuzey Afrika devletleri buna en bâriz örneklerdir. 1. Dünya Savaşı sonrası oraları bizden ayıran Haçlılar bu bölgelerde çeyrek asır bile kalamamışlardır. Târihî örneklerle sözlerimizi teyid edelim:

Osmanlılar tebaadan kaldırdıkları ürünün 1/10’unu vergi olarak aldığı halde, o dönemin en sömürgeci devleti olan Venedik ve Cenevizliler 1/3’ünü almakta idiler.(3)

Sırbistan’da halkın haftada iki gün, başlarındaki beylere yani despotlara çalışma mecburiyeti varken, Osmanlı bunu senede üç güne indirmiş, bu üç günde de yol, köprü, su kanalı gibi kendilerine faydalı olacak sosyal işlerde çalıştırmıştır.(4)

Ünlü Fransız târihçi Barudel (1902-1985):“Balkanlardaki Türk fethinin, senyörlerin elinde perîşân olan köylü kitleler için, bir “kurtuluş” olduğunu” belirtir ve bunun için Balkan halklarının Osmanlı fetihlerine fazla direnç gös­termediklerini yazar.(5)

 Hattâ birçok yere Osmanlıları kendilerinin davet et­tiği,(6) yapılan savaşlarda kendi askerlerine değil, Osmanlı ordusuna yardım ettiklerini(7), Osmanlılar gelince de kendi idârecilerinin ağır vergilerinden, baskı ve zulümlerinden kurtuldukları için, yerli halkın bayram yaptıklarını, Rum papaz Apostolos Cyriano yazmaktadır.(8)

En müfrit İslâm ve Osmanlı düşmanı olan papazlardan bazıları bile Devlet-i Âliyye (yüce devlet)’e mek­tup yazarak kendi bölgelerinin de Osmanlı idâresine alınmasını istedikleri dönemler olmuştur.(9) 

Venedik, Ceneviz gibi batılı sömürgeci devletler bir yeri aldıkları zaman oraya kendi memleketlerinden 500-600 feodal aile getirir, bütün toprakları bunlara tapular, oranın yerli halkını da bunların eline köle olarak verir ve bo­ğaz tokluğuna çalıştırırdı.

 

Osmanlı ise bir yeri alınca toprakların bir kısmını  eski sahiplerine ve kiliseye verir, sâdece cüz’i bir vergi alırdı. Bir kısmını da fethe katılan sipahilere tımar olarak verirdi. Onun için Osmanlı tercih edilirdi. Kıbrısta bile böyle olmuş, Kıbrıs fethi esnasında yerli halk Ada’nın hakimi durumundaki Venediklilere yardım etmemiş, bilakis Osmanlı tarafını tut­muştur.(10)

 

 

 

Dipnotlar:

             

1-Bakara Sûresi, 256.   

2-Halil İnalcık, “Osmanlılar”, Timaş Yay. İst. 2010, s. 14.

3-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 5, s. 324.

4-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 8, s. 396.

5-Mustafa Armağan, “Osmanlı Târihçiliğinde Barudel Devrimi”, Türk Edebiyatı Dergisi, Haziran 2004, sayı 368, s. 8.

6-Osmanlı Kıbrıs’ı fethettiğinde ada Rumlarının sevinmesi ve bir papazın mektup yazması. Târih ve Medeniyet Dergisi, sayı 55, s. 50.

7-Fernand Grenard, a. g. e. s. 137, 140.

8-Târih ve Medeniyet Dergisi sayı 20, s. 30. 

9-Hammer, a. g. e. c. 1, s. 323; Y.Öztuna,“Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 2, s.317.

10-Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 192.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık