);*} OSMANLIDA HUZUR,  ASAYİŞ VE EMNİYET (2)
  • 02 Ocak 2018, Salı 7:20
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLIDA HUZUR,  ASAYİŞ VE EMNİYET (2)

Osmanlı, Emniyet ve Asayişin Kaynağı

1596 da, bir milyona yaklaşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri İs­tanbul’dur. Bu anlayış ve zihniyetle en huzurlu, en emniyetli kenti de yine orasıdır.(1) Belki inanmayanlar çıkacak ama, Kanûnînin saltanat sürdüğü 46 yıl boyunca bu mega şehirde bir tane cinâyet olayının vuku bulduğu ve kayıt­lara geçen adli vaka sayısının 325 dolayında olduğu târihî rivâyetlerdendir.(2)

Ama o dönemde büyük şehirler, yolgeçen hanı gibi herkesin istediği za­man gelip sorgusuz, sualsiz yerleşeceği, ikamet edeceği yerler değilmiş. Birisi bu büyük şehirlere göçecek olsa, oturacağı mahalleden kefil istenir, o adam­dan doğacak olumsuzluklardan o kefilde mes’ûl olurmuş.(3)

Bir mahallede bir suç işlendiğinde suçlu belli değil veya bulunmazsa, o mahalle sakinleri para cezasına çarptırılırmış. Asayişe herkes ortak edilirmiş.(4) Bundan dolayı bir mahallede suçlu türemesi, suçlulara yardım ve yataklık yapılması, “bana do­kunmayan yılan bin yaşasın” felsefesi mümkün değilmiş.

Bu ve benzeri uygulamalar, bir de imanlı, inançlı bir nesil yetiştirmeleri sayesinde yakın târihe kadar dünyanın suç oranı en düşük beldesi Osmanlı diyârıdır. Salnâme-i Osmanî’ye göre, 1896 târihinde yani 20. Asrın eşiğinde, Osmanlının en zayıf olduğu, en fakir olduğu bir dönemde bile koskoca İzmir Sancağında yani İzmir ve oraya bağlı ilçe, kasaba gibi bütün birimlerde rüt­beli rütbesiz hepsi dahil 86 polis, Aydın Sancağında 9 polis, Denizli Sanca­ğında 7 polis varmış.(5) Şimdi özellikle büyük şehirlerimizin nerdeyse nüfusu­nun onda biri polistir.

Osmanlı Asayiş ve Emniyeti Hakkında Ne  Dediler?

 La Baronne Durand De Fontmagne, 1856 yılında İstanbul’da Fransa el­çisi olan M. Thouvenel’in yiğenidir. İki sene İstanbul’da elçilikte görevli ola­rak kalmış ve hatıralarını yazmıştır. Bulunduğu zaman dilimi Osmanlının son dönemleri olmasına rağmen asayiş ve emniyetle ilgili şöyle diyor:  

“Tür­kiye’deki hırsızlık ve eşkıyalık, Avrupa’dakine nazaran çok daha kü­çük çapta oluyor. Aslında etrafta görülen fakirlik böyle bir havayı ha­zırla­maya oldukça müsâit. İstanbul’da polis o kadar az ki. Buna rağmen bu şe­hirde Paris’te ol­duğundan daha çok emniyette sayılırız.”(6)

1836 târihinde yani Sultan 2. Mahmud döneminde İstanbul’a gelip ince­leme yapan A. Brayer, müşahedelerini şöyle dile getirir: “Böylesine düzgün asayişin, hele İstanbul gibi büyük olduğu nispette kozmopolit bir şehirde nasıl sağlandığını, bir Avrupalı için inceleme konusu olmalıdır. Güneş battıktan sonra şehre hâkim olan sessizlik, Avrupa şehirlerine hiç benzemez. Sebeple­rini anlamakta gecikmedim. Gece sokaklarda az insan vardı. Hele kadın, gece sokağa hiç çıkmıyordu. Silâh taşımak yasaktı. Görev başında bulunmayan asker için bile yasaktı. Türkler içki içmiyor, kumar oynamıyorlardı. Gece erken yatıyor, çok erken kalkıyorlardı.

Şehirdeki Hıristiyanlar ise, kanunların ağır hükümlerinden korkuyor­lardı. Üstelik İstanbul Hıristiyanları, derin Osmanlı terbiyesi almışlardı. Türkler gibi hareket ediyorlar, örf ve adetlerinde çok az bir değişiklik vardı. Avrupa’daki Hıristiyanlar gibi sorumsuz hareket etmiyorlardı. Gerçi İstan­bul’da kalabalık bir zabıta teşkilâtı vardır. Fakat sâdece boy göstermeleri yeter. Yapacak bir işleri yok gibidir. Düellosu ve intihar, büyük Avrupa şe­hirlerindeki tarzda dehşet verici cinâyetler hiç bilinmez. Bir birine ters bakan insanlar bile görmedim. Osmanlı terbiyesinde bu, hattâ birinin yüzüne fazlaca bakmak saygısızlıktır.

İstanbul’da yılda ortalama 6 hırsızlık hadisesi olduğunu öğrendim. Zaten durum hemen kendini belli ediyordu. En zengin dükkânların sahiplerinin bile öğle namazına kepenk indirip kapı kapatmadan gitmeleri güven duygusunu göstermeye kâfi idi.”(7)

Osmanlı döneminde mahkemelere intikal eden dava sayısı çok nâdirdir. Köylerde büyüklerden, hatırı sayılır kişilerden bir muhtar ve azalar vardır. Gençlerin problemleriyle ilgilenen ve kendi aralarından seçtikleri “yigitbaşı” denen bir delikanlı vardır. Köy, kasaba, belde gibi meskûn mahallerde ortaya çıkan olumsuzluk ve anlaşmazlıkların


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık