• 06 Aralık 2017, Çarşamba 7:32
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLIDA HURÂFELER, BİD’ATLAR (3)

Avrupa’da Bid’at ve Hurâfeler

Bid’at ve hurâfeler yalnız Müslümanlar arasında oluşan inançlar değil, geçmişte ve günümüzde, her yer ve zamanda olmuş ve olacak olan şeylerdir. Nerdeyse her şeyin esrarının çözüldüğü 21. Asırda bile insanlar arasında ne denli gülünç ve mantık dışı inanç ve itikatların yani hurâfelerin olabildiğini bizler de görmekteyiz.

Rönesans’ı gerçekleştiren ve rasyonalizmi baş tâcı eden Avrupa’da bile hâlâ bu işin ne kadar revaçta olduğuna, birkaç misal verelim: Mânevî güçleri olduğuna inandıkları birçok rahip ve ra­hibenin kabir top­raklarını, hattâ etlerini yiyen Avrupa halk­ları olmuştur.(1)

 Günümüzde bile Papa’ların elbise­leri İnter­netten veya müzayede salonlarında astronomik pa­ralara sa­tılmaktadır. Papa 2. John Paul vefat edince cübbe ve elbiseleri 100 bin parçaya ayrılmış, büyük meblağlarla satılmış ama 200 bin kişi müracaat ettiği için yine de ta­lepler karşılanamamıştır.(2)

Mucizevî şifalı güçlere sahip olduğuna inanılan bir rahibin mezarına hücum eden ve mezarın toprağından yiyince iyileşeceğine inanan Paris halkına karşı mezar demir parmakçıklarla çevrilmiştir. Ortaçağda Papalar, papazlar, piskoposlar, rahipler ve onların infâz kurumları olan Engizisyon mahkemeleri kanalıyla nice hurâfeler hortlamış ve nice zavallılar işkencelerle katledilmiş, öbür dünyada vuku bulacağına inandığımız cehennemi bu insanlar dünyaya getirmişlerdir.

Psikolojik hastaların, özürlü ve illetli insanların ruhuna şeytanlar hâkim olmuşlar diye on binlercesi diri diri yakılmış, toprağa gömülmüş veya işkencelerle öldürülmüş, öldürüldükten sonra kalplerine bir de kazıklar çakılmıştır. Ay ve güneş tutulması, depremler, tabiat olayları vb. sebebi bilinmeyen birçok vukuatın müsebbibi olarak bu zavallılar gösterilmiş ve hâkim güçlerin, yani tanrıların gazabından kurtulmak için nice zulümler ve katliamlar icra edilmiştir.

Bunlar yobazlık ve bağnazlıkta o kadar ileri gitmişler ki; Fâtih'in topları İstanbul surlarını döverken, güya ilim adamı geçinen Bizanslı kişilerin, papaz ve patriklerin “meleklerin erkek mi, dişi mi olduklarını” tartıştıkları târihî rivâyetlerdendir.

İngiliz işgalinden vatanını kurtarmak için genç yaşta öne düşen ve millî bir uyanış gerçekleştiren Fransızların kadın kahramanlarından Jeanne D’Arc’ı (Jan Dark; 1412-1431) İngilizler yakalayınca bu genç kızı savaş suçlusu olarak değil,  sihirci, büyücü, kötü ruhlarla işbirlikçi suçlamasıyla diri diri yakmışlardır. Avrupa târihinde bu ve buna benzer birçok örnekler vardır.

İngiltere’de günümüzde bile, bilinen ve büyük i’tibâr gören on binden fazla büyücü varmış,(3) son zamanlarda Yüzüklerin Efendisi boşuna gişe rekorları kırmıyor demek ki.

Hamurabi kanunlarında 13 rakamı uğursuz kabul edilmiş ve yok sayılmıştı. Bugün modern Avrupa’da bile buna inanan ve uygulayan, 13 rakamını kullanmayan, uçaklarında ve salonlarında 13 nolu koltukları olmayan devletler vardır.(4)

Osmanlıda Bid’at ve Hurâfeler:

Osmanlı kuruluş ve yükselme dönemlerinde ilim ve irfan devletidir. İlim ve ilim adamı baş tâcı edilmiştir. Kutsal kabul edilen hakanlık makamı bile ilim adamlarının fetvaları ile ancak el değiştirmiştir. En büyük suçu işlese bile ilim adamına idam, hapis, sürgün gibi ağır cezalar verilememiş,(5) ancak görevinden azledilebilmiştir. Fakat yaşanan uzun asırlar bu âli duyguları imha ve izale etmiş, Devlet-i Âliyye bir bid’at ve hurâfeler devleti olmuştur.

Yükselme dönemlerinde ilme, irfana hayran olup, İs­tan­bul’u alır almaz 14 medrese, 15 kütüphâne kurduran ve ast­ronom Ali Kuşçuya “gel benim memleketimde hiz­met et, her adımına bir altın vereyim” diyen Fâtih’in medre­selerinde bile, kısa bir müddet sonra Astronomi okutmak, Allah’ın işine mü­dahale kabul edilerek yasak­lanmış, ondan sonra devlet ricali bile sihire, bü­yüye, muskacılığa, üfürükçülüğe rağbet etmiş, saraylarda hu­susi, kadrolu, i’tibârlı müneccimler, cinci hocalar! bulundurulmuştur. Eskiden her yapacak­ları işleri ilim ve irfan sâhibi kişilere soran danışan Sultanlar, son zamanlarda bu şarlatanlara sormaya başlamışlardır. Fâtih ten sonra onun oğlu 2. Beyazid (Beyazid-i Veli) döneminde Tekkeliler-Medreseliler, yani ilericiler-gericiler kavgası çıkmış(6) ve bu kavgayı biz 21. Asırda hâlâ bitirememişiz.

Kâtip Çelebi, Osmanlıdaki bu kırılma noktasının, Kadızâdeler diye meş­hur olan ve uzun zaman Şeyhülislâmlık yapan ve bürokrasiye hâkim olan, bağnaz ve mutaassıp aile kanılıyla başladığını bildirir.(7)

Dipnotlar:

1- Mustafa Armağan, “Osmanlı İnsanlığın Son Adası”, DA yayınları, İst. 2002, s. 158.        

2- Yeni Şafak Gazetesi, 27. 09. 2007. 

3- A. Ragıp Akyavaş, “Asitane-ll”, TDV Yay. Ankara 2000, c. 2, s.109.

4- Osman Dilber, a. g. e. s. 25.

5- Erol Güngör. İslâm Üzerine Düşünceler. s. 71.

6- Halil İnalcık, “Söyleşiler ve Konuşmalar” Profil Yay. c. 1, İst. 2013, s. 377.

7- Halil İnalcık, “Söyleşiler ve Konuşmalar” Profil Yay. c. 1, İst. 2013, s. 224.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık