• 04 Ocak 2019, Cuma 8:28
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI YENİÇERİLERİ,  ASKERLERİ (3)

İspanya savaşlarında büyük yararlıklar gösteren daha sonra Fransa Kralı 15. Lui ile anlaşamayıp, Osmanlıya sığınan Comte de Bonneval (Müslüman olduktan sonra Kumbaracı Ahmed Paşa diye ma’ruf), Osmanlı askerini gör­dükten sonra; “Mahir bir gene­ral bu askerle dünyayı bir kutuptan diğer kutba rahatlıkla kat eder” demiştir.(1) 

İlk dönemlerde târihe nam ve şan veren yeniçerilerdeki olağanüstü tertip ve disipline bir örnekte, John Freely’in şu sözlerdir: “...Topkapı sarayında törenlerde 5000’in üzerinde insan toplanırdı, özel törenlerde ise bu sayı iki katından fazla olurdu. Bu izdihamda bile avluda çıt çıkmaz, bu duruma tanık olan yabancılar hayrete düşerlerdi. Daha sonra “Duka” unvanını alacak olan Venedik balyosu (elçisi) Andrea Giritti, 1503 ‘de 2. Beyazıd’ın huzu­runda kabul edildiği bir gün, avluda gördüğü sahneyi şöyle anla­tır: Avluya girdiğimde bir tarafta ayakta bekleyen yeniçerileri, diğer tarafta yüksek rütbeli devlet adamlarını ve Pâdişah Hazretlerinin maaşlı memurlarını gördüm, etrafta öylesine güzel bir düzen ve sessizlik hakimdi ki, gözleriyle görmeyen birinin buna inanması mümkün değildir...”(2)

Büyük bir topluluğun içinde iyi ve kötü her türlü insan bulunur, ama Ye­niçerilerin tefessüh dönemlerine kadar çoğunluğu iyi, gözü pek, kahraman, sultanı için canını fedâdan sakınmayan ve İslâm kalıbında eriyip Müslim po­tasında şekillenen insanlardır. Bir fikir vermesi açısından bir grup yeniçerinin serüvenini arz edelim:

16. Asır sonlarında Budin Kalesi Yeniçeri Ağalığında bulunan Yahya Ağa 30-35 yaşlarında bir cengâverdir. 1595 senesi sonbaharında düşman İstolni Belgrad kalesini kuşatınca, yakın kalelerden yardıma gelenler arasında Yahya Ağa da vardır. Muhâsara edilen kalede bir müddet sonra ne yiyecek, ne içecek hiçbir şey kalmaz. Açlık ve susuzluktan askerler ayağa bile kalkamaz olurlar. Yardım gelme ihtimali de olmayınca kalenin “vire” ile teslim olması kararlaştırılır.

Vire ile teslim: Kale savaşlarında, muhâsara eden ve edilen güçler tem­silcilerinin konuşup, kılıçları üzerine namus sözü vererek, kararlaştırdıkları şartlar mûcibince bir kalenin bütün istihkâmları, topları ve ağırlık lojistikleri ile muhâsara eden güçlere teslim edilmesi, kaleyi müdafaa eden askerlerin de hafif silâhlarını ve zati eşyalarını alarak ve askerlik onur ve şerefini muhâfaza ederek kaleden çıkıp, düşmanın muhâsara hatlarından serbestçe geçerek kendi topraklarına ulaşmalarına denir.

Düşman ile vire şartlarını konuşmak üzere giden heyetin içinde Yahya Ağada vardır. Hiç ağzını açmaz, anlaşma yapılır, imzalar atılır ve yürürlüğe girer. Bundan sonra Yahya Ağa söz alır ve şöyle der:

“Ben yalnız kendim için vire’yi kabul etmiyorum. Başımı önüme eğip, önüme baka baka kaleyi düşmana bırakıp gidemem. Kalede kapanıp susuz­luktan köpek gibi de ölemem… Yarın sabah önce ben tek başıma kaleden çı­kacağım ve düşmanla dövüşeceğim, ya muhâsara hatlarını yarar, geçer gide­rim yahut şehit olurum. Vire anlaşması benim mukadderatım belli olduktan sonra yürürlüğe girer!..”

Yahya ağanın mertliğini ve kararlılığını bilen Türk kumandanlar bir şey diyemezler. Düşman tarafta bir kişi yapsa ne yapacak diye râzı olur. Yahya Ağayla gelen 8 silâh arkadaşı daha aynı şartlara tabi olur ve ağalarının arka­sında dururlar. Kale duvarları başında bu dokuz kahramanın akıllara durgun­luk veren serüvenine şahit olan bir başka yeniçeri târihçi Peçevî İbrahim Efendiye şöyle anlatmış, o da târihine kaydetmiştir:

“Yahya Ağa yanına 500 ok aldı ve 8 arkadaşı ile kaleden çıktı. Etrafını derhal çifte kat zırhlara bürünmüş binlerce kâfir vardı. Yahya Ağa bu okların tamamını düşman askerlerinin göğüslerine sapladı, bir tane bile boşa harca­madı. Attığı oklar zırhları delip kalpleri, ciğerleri parçaladı. Okları tükenince kılıcına el attı. Yüz kişiyi de kılıçla devirdi. Akıbet sağ kolunu kılıç darbeleri ile düşürdüler ve 8 arkadaşını da şehit ettiler…”(3) Bu cesâret ve şecâatten çok etkilenen düşman kumandanları bu 8 Yeniçeriyi mutantan bir tören yaptı­rıp bir tepeye naşlarını defnettirirler.

Dipnotlar:

1- Mümtaz Turhan, “Kültür Değişmeleri”, MEB yayın­ları.1000 Temel Eser. s. 201.

2- John Freely, “Osmanlı Sarayı”, Çev. Ayşegül Çetin, Remzi Kitâbevi, İst. 2000, s. 57.

3- Reşad Ekrem Koçu, “Yeniçeriler”,  Doğan Kitap Yay. İst. 2004, s. 157.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık