);*} Osmanlı Elçilerinin Saygınlığı(1)
  • 24 Temmuz 2017, Pazartesi 7:22
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlı Elçilerinin Saygınlığı(1)
Osmanlılar her ne kadar zayıfladıkları dönemlerde Avrupa Devletlerine elçi göndermeye başlamış iseler de, devletin târihi hatırı ve haşmetleri o de¬rece yüksek ki, Avrupalı devlet başkanları ve idârecileri yine en büyük iltifat ve i’tibârı Osmanlı elçilerine yapmışlardır. Hani “aslan kocasa da aslandır” derler ya.(1)  Süleyman Ağa 1669 yılında Paris’e elçi olarak varmış ve Sulta¬nın mek¬tubunu Krala sunmuş ve kral ayağa kalkmayınca, canı sıkılmış protesto olarak geri çıkmış gitmiştir.(2) Matbaanın Osmanlıya gelmesinde büyük emeği olan 28 Mehmed Çelebi de Fransa’ya elçi olarak gittiği yıllarda, Fransızlardan yüzlerce kişilik gruplar halinde, izin alıp elçilik mensuplarının yemek yiyişle¬rini, namaz kılışlarını, kahve içişlerin, yaşam tarzlarını seyretmek için gel¬diklerini târihler kaydetmektedir.(3)  Bir zamanlar Viyana’da Hofburg sarayında oturan ve bütün Avrupa’nın en büyük İmparatorları kabul edilen Cermen imparatorları yalnız Osmanlıdan gelen elçileri ayakta karşılarlar, onlardan gelen elçileri ise bizimkiler sâdece dışişleri bakanımız ayakta diğer vezîrler oturarak karşılarlarmış.(4)  1787 târihinde Sultan l. Abdülhamid döneminde, Meşhur Târihçi Vâsıf Efendi İspanya’ya büyükelçi tayin edilmiş, Ahmed Cevded Paşa olayı şöyle anlatır: “Türk büyükelçisinin kraliyet sarayına gideceği güzergâh, mahşerden numune idi. Güzergâh üzerindeki evlerin balkon ve pencereleri de adam almı¬yordu. Bir pencerenin, Osmanlı elçisi geçerken görebilmek için, 50 altına kiralandığı işitildi. Kral elçiyi ayakta bekliyordu. Sağında başbakan, solunda Antil Adaları kral naibi yer almıştı.”(5)   Son zamanlara gelinceye kadar Osmanlı Sultanları Elçilerle konuşmaz¬lar, yalnız Sadrâzama “Sor bakâlim ne maksatla gelmiş?”  derler, o da sorar ve “dostluk için gelmiş, mektup getirmiş” der Pâdişahta “Elçiler böyle katı¬mıza gelip dostluklarını bildirirlerse barış sürer” der ve kabul bitermiş.(6)  Ahmed Vefik Paşa  Paris’te elçi iken, makam aracı olarak son derece lüks bir fayton arabası yaptırır ve Paris sokaklarında onunla dolaşmaya başlar. lll. Napolyon “benim arabamdan daha lüks ve şatafatlı” diye sitem edince Sefir Paşa şöyle cevap verir: “benim arabamı göreceğine, İstanbul’daki Fransız elçisinin nasıl bir kayığa bindiğini öğrensin” der. Meğer Fransız elçisi de Osmanlı Sultanının kayığına denk bir kayıkla gezermiş. Paşa da buna nâzıre olsun diye yaptırmış, bu diplomatik i’kaz üzerine durum normale dönmüş.(7)  Köprülüler döneminde yani 1670’li yıllarda bile Avrupalı elçiler Sadrâzamın eteğini öpüyor, pâdişahın huzurunda yüzünü yere sürerlermiş.(8) Bunu hakkıyla yerine getirmezlerse bazen kötü muâmeleye de ma’rûz kalıyorlarmış ama Batılılar bunun rövanşını çok acı bir şekilde almışlar, Osmanlının son zamanlarında onlarda bize çok onur kırıcı ve hakaret edici davranmışlar, İs¬tanbul’daki elçileri değil, konsolosları bile başımıza birer imparator kesilmiş¬lerdir.  Mehmed Akif merhum eski günlerdeki haşmetimizi ve bugünkü mağ¬rur Avrupalının zilletini ne güzel dile getirir:  Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri, Üzengi öpmeğe hasretti Garb’ın elçileri! O ihtişâmı elinden niçin bıraktın da, Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında? “Kadermiş!” Öyle mi Hâşâ, bu söz değil doğru: Belânı istedin, Allah da verdi... Doğrusu bu.(9)   Zorla Hamama Sokulan ve Tedib Edilen Elçiler: “Kokuşan Asırlar ve İslâm Âleminde Temizlik” isimli kitabımızda da dile getirdiğimiz üzere, Avrupalılar geçmişte gerçekten çok pis ve pejmürde in¬sanlarmış. Ticâretle iştigal ettikleri için elçiliklerle teşrik-i mesaileri de çok olurmuş. Şâir Abdülhak Hamid'in babası Hay¬rullah Efendi, Tahran Büyükel¬çisi iken, elçiliğe Türk tebaa¬sından İstefenaki isimli bir gayri Müslim gelir gidermiş. Çok zengin olmasına rağmen çok pis ve kokar olduğu için, Hay¬rullah Efendi bu adam hakkında şu beyti sık sık söylermiş:  Ol mertebe murdar kokuyor üstü fena ki Midem bulanır geldiği gün İstefenaki    Dipnotlar: 1- Erhan Afyoncu, “Yavuzun Küpesi” Yeditepe Yay. İst. 2010, s. 72.  2- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak.Yay. Ankara, 2001, c. 1, s. 236.  3- Önder Kaya, “Avrupa Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s.178.  4- İlber Ortaylı, “Osmanlı Sarayında Hayat” Yitik Hazine Yay. İst. 2008, s. 88.  5- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak. Yay. Ankara, 2001, c. 2, s. 106.  6- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak. Yay. Ankara, 2001, c. 2, s. 96.  7- Hikmet Feridun Es, “Tanımadığımız Meşhurlar”, Ötüken Yay. İst. 2009, Yay. Hazırlayan Selçuk Karakılıç, s. 527.  8- Ahmed Refik Altınay, “Köprülüler”, İş Bankası Yay. İst. 2001, s. 67.   9- Mehmed Akif, “Safahat”, Ö. Rıza Doğrul, Yeni Matbaa, İstanbul, 1966, s. 267.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık