• 04 Haziran 2018, Pazartesi 7:54
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Oruç Sabır ve İradeyi Kuvvetlendirir

Cenâb-ı Allah Kitabında 150 yerde, en çok takvadan bahseder. İkinci olarak da 85 yerde sabrı emreder ve sabırlı olmayı tavsiye eder. “…Sabır ne güzeldir..”(1) ve “...Sabredenler mükâfatlarını hesapsız  şekilde ala­caklar­dır.”(2)  Peygamber Efendimiz de: “Oruç sabrın yarısıdır”(3) buyu­rur.

Mümin oruç tutmakla sabrın, azmin, tahammülün en güzelini göster­miş, nefsanî arzularına hakim olmasını öğrenmiş olmaktadır. Hayatta kar­şılaşacağı acılara, problemlere, olumsuzluklara tahammül etmesini bellemiş olur. Çok fakir olmalarına karşı, intihar olaylarının en az İslâm ülkelerinde görülmesinin bir sebebi de budur. İntihar İslâm inancına aykırıdır. Ayrıca oruç sayesinde Müslüman hayatın acılarına sabırlıdır.

Söz Söyleme Sanatı, Dost Kazanma Sanatı, 100 Meşhur Adam gibi bir­çok eseri olan ve Türkçeye  de çevrilen Dale Carnegie bir eserinde şöyle der: “Müslümanlarda intihar olaylarına çok ender rastlanır. Çünkü onlar yap­maları gerekeni yaparlar, sebebini işlerler ve işi Allah'a  havale eder­ler. Yani tevekkül ederler. Ondan sonra çeşitli olumsuzluklar olsa da üzül­mez­ler. Çünkü onlar kadere inanırlar ve sabrederler...” der.

Bir övün aç kalamayan, kola ve çikolatasını bulamadığı zaman cep­hede isyan eden ve savaşmayan ABD ve Avrupa askerleri yanında her türlü zorlu­ğun üstünden gelen, İstiklâl savaşında ve Kore savaşında günlerce aç kalmala­rına rağmen görevi terk etmeyen ve kahraman Türkün adını dün­yaya bir daha duyuran ve kabul ettiren şanlı askerimizin bu başarılarında yine orucun (sab­rın) payı çok büyüktür.

Mevlânâ  Hazretleri : “Gülün dikene katlanması, onu güzel kokulu yaptı” der. Müslüman’ın da oruç sayesinde sabrı öğrenmesi, onu hayatın her safha­sında başarılı yapmaktadır.

Oruç Nimetin Kadrini Öğretir:

Cenâb-ı Allah bize “sayıp hesaba getiremeyeceğimiz kadar”(4) ni­met vermiştir. Rengiyle, kokusuyla, tadıyla, adıyla, görüntüsüyle gerçekten enva-i çeşit nimet. Ama biz bunların kadrini, kıymetini hakkıyla takdir edemiyoruz. Hele hele devamlı ve kolaylıkla bulduklarımızın. Bunların bizim açımızdan ne kadar lüzumlu ve kıymetli olduklarını onlara sahip olamadığımız zaman daha iyi anlarız. Oruçta devamlı değilse bile bir müd­det bunlardan faydala­namamak bile bizi, bu nimetleri devamlı bulamayan fakirleri, öksüzleri, ye­timleri, garipleri...düşünmeye sevk eder.

Bu nimetle­rin ne kadar kıymetli ol­duklarını hatırlatır. En küçük ve en basit gibi görü­nenlerin bile ne kadar önemli oldukları ortaya çıkar. Nimetin büyüğünün-küçüğünün, önemlisinin-önemsizinin olmadığını idrak ederiz. Şu tarihi misalde olduğu gibi:

Osmanlıda Huzur Dersleri diye bir adet vardı. Sultanlar zaman zaman, bilhassa ramazan aylarında daha da sıkça, değişik ilim erbabı, tasavvuf erbabı, tarikat erbabı ile sohbet, münakaşa ve münazaralar tertip ettirirlerdi. Sultan lll. Mustafa da böyle bir toplantıda: “Allah'ın verdiği en büyük nimet nedir?” diye sorar.

 Herkes değişik şekilde görüşlerini dile getirir. Yaka­sında yaz kış devamlı lâle taşıdığı için; Lâleli Baba lâkabıyla anılan bir gönül eri, hiç ses çıkarmayınca Padişahın dikkatini çeker ve görüşünü so­rar. O: “Sultanın Al­lah'ın nimetlerinin büyüğü küçüğü olmaz. Hepsi yerine göre önemli ve bü­yüktür. Meselâ önemsemediğimiz küçük abdest bozmak bile çok önemlidir...” deyince padişah cevabı beğenmez ve içinden; “Ev­liya denen şu adamın ver­diği cevaba bak...” gibi düşünceler geçirir.

 Meclis dağılır. Padişah yatacak küçük abdest bozmaya çıkar ama mümkün değil. Defalarca bu hal vuku bulur, ama bir türlü def’i hacet edip rahatlayamaz. Sabaha karşı çok zor durumda iken yaptığı hatayı anlar ve hemen Lâleli Babaya gider. Yalvarır: “Ben ha­tamı anladım. Allah'ın nimetini küçümse­dim. Ne olur dua et de Allah beni bu sıkıntıdan kurtarsın. Çok zor durum­dayım. İstersen yaptırmakta olduğum camiyi sana bağışlayayım. Yeter ki bu sıkıntıdan kurtulayım...” der.

Erenler dua eder Allah kabul eder ve Padi­şah kurtulur. Böylece padişahların yaptırdığı bütün camiler kendi isimle­riyle anıldığı halde, Sultan lll. Mustafa’nın yaptır­dığı cami Lâleli Camii diye isimlendi­rilmiştir.(5)

Dipnotlar:

1- Yûsuf Sûresi, 18.

2- Zümer Sûresi, 10.

3- Mecmeu’z-Zevâid, İbrahim Canan, “Hadis Ansiklopedisi”,  c. 17, s. 169.

4- İbrahim Sûresi, 34.

5- Tarih ve Düşünce Dergisi, 2001, sayı 13, s. 70.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık