• 15 Temmuz 2019, Pazartesi 8:56
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Müslümanlarla Temastan Sonra Gayri Müslim­lerde Temizlik (4)

1717-18 yıllarında İstanbul'da İngiliz Elçiliği yapan Edvard Wortley Montagu'nun eşi Mari Montagu, “Türkiye Mektupları” diye çok meşhur eserinde şöyle diyor: “Mera­kımı gidermek için Türk kıyafetine girip çarşıya gittim. Ama Yeniçerileri görünce içim rahat etmedi. Sanki üzerimde İngi­liz elbiseleri varmış gibi (hissettim), dokunmadılar bana yol verdiler. Bunlar kadınlara el sürmeye cesaret edemiyorlar. Çarşının üzeri kubbeli, içi gayet temiz ve boyu da yarım mil kadar. Londra’daki yeni Borsa gibi çok kıymetli ve çeşitli eşyanın teşhir edildiği ve satıldığı üç yüz altmış dükkân var. Dükkânlar yeni boyanmış gibi pırıl pırıl parlıyor. Çarşının kaldırımları Londra’dakinden çok çok daha temiz. İşi olma­yanlar buraya kahve veya şerbet içmeye, gezmeye geliyorlar burada da bizim tiyatrolarda olduğu gibi bağırıyorlar…”(1)

1 Nisan 1717 Edirne'den memleketine yazdığı mektupta da: "Bizde pek çok yaygın ve zalimane olan çiçek hastalı­ğını burada keşfettikleri bir aşı ile önlüyorlar. Birçok kadının sanatı sırf bu ameliyatı yapmak...” diye yazar.(2) Fakat ne gariptir ki, okullarda, kitaplarda, ansiklopedilerde hatta bizim aydınlarımız arasında bile bu çiçek aşısının 1749 da yani takriben Lady Montagu’dan bile yarım asır sonra doğan İngi­liz Edward Jenner’e mal edilir. Gerçekte bu aşıyı bulan Fa­tih’in hocası Akşemseddin Hazretleridir (1390-1460).

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avusturya İmpara­torluğu elçisi olarak gelen, Osmanlı ordusunun yaptığı bazı seferlere katılan ve hatıralarını ve tespitlerini yazan Ogier Ghiselin de Busbecg, İran’a sefere giden Osmanlı ordusunun karargâhını gezince şöyle yazmıştır: “…Yanımda birkaç ar­kadaşla kendimi tanıtmadan her tarafı dolaştım. Bizim karar­gâhlardaki durumu bilenler buna kolay kolay inanmazlar. Her tarafta derin bir sessizlik vardı. Ne bir kavga, ne tar­tışma, n ede sarhoşluktan ileri gelen yüksek sesler. Herhangi bir kaba davranış, şiddet ve zorbalık katiyen yoktu. Ayrıca her yer tertemizdi. Ortalıkta bir tek çöp ve pislik görünmü­yordu. Çirkin görünüşlü yahut fena kokulu herhangi bir şeye rastlamadım. Böyle şeyleri ya çok uzağa götürüp döküyorlar yahut da derin bir çukur kazıp gömüyorlar. Yakılacak şeyleri de yakıyorlar. İçki, kumar ve aşırı eğlence düşkünlüğüne hiçbir yerde rastlamazsınız. Zira Türkler içki içmezler, kâğıt ve zar oyunları bilmezler, oysa bizim askerlerimizde bunlar ne kadar yaygındır.”(3)

İsveç Kralı Demirbaş Şarl 1697 yılında babasının yerine Kral oldu ve Ruslarla Savaşa girdi, Moskova önlerine kadar varmasına rağmen her savaşta Ruslara galibiyet getiren meş­hur soğukları, donları ve çamurları sayesinde yenildi ve o dönemde Osmanlı toprağı olan Bender’e sığındı, Rusların bütün ısrar ve baskılarına rağmen, âdeti olduğu üzere Os­manlı kendine sığınan bu kralı onlara vermedi(4) ve 5 sene misafir etti. Daha sonra kral memleketine döndü. O dönemi anlatan İsveçli Prof. Alf Aberges şöyle diyor: "Bizimkiler oraya varınca köyden şehre inmiş gibi oldu­lar. Banyo ve hamam bize oradan geldi. Yemekten önce elleri, yatmadan önce ayakları yıkamayı da onlardan öğrendik. Gemi yapı­mında da bizde hakları büyük…”(5)

19. yüzyıla gelindiğinde temizlikle ilgili önemli adımlar atılır Avrupa’da... Ancak bu, pragmatist bir anlayışla ele alı­nır. 1842 yılında, İngiltere Fakir Yasası Komisyonu Sek­reteri olan Edwin Chadwick’in açıklaması da bunu gösterir. Ona göre; “Pislik hastalığa, hastalık ise gelir (papa) ve dolayısıyla güç kaybına” sebep oluyordu. Chadwick aynı zamanda Ba­kanlığı, çalışan sınıfın temizlik standartlarını geliştirmesi konusunda harekete geçirmişti. Bu çabalar sonucunda Parlamento 1846 da, “Halk Hamamlarını ve Yıkanma Evleri Hareketini” onayladı. 1853 de sabun vergisi kaldırıldı. Bu İngiltere hazi­nesi için her sene 1 milyon Pound demekti. Ama pislik ve buna bağlı yoksulluğun İngiltere’ye çok daha pahalıya mal olduğunu fark etmişlerdi. 1860, Londra’da sayısı on olan halka açık yıkanma evlerinin sayısı artırıldı. Bu hareket Ame­rika’ya da yayıldı. “Amerikan Tıp Topluluğu Dergisi”nin 1892 Ekim sayısında; Korunma tedaviden daha iyi olduğu takdirde, halka açık büyük bir hamam kurmanın, hastane inşa etmekten daha ucuza mal olacağı yazılı idi...(6)

Şair Abdülhak Hamid'in babası Hay­rullah Efendi, Tahran Büyükelçisi iken, elçiliğe Türk tebaa­sından İstefenaki isimli bir gayri Müslim gelir gidermiş. Çok zengin olmasına rağmen çok pis ve kokar olduğu için, Hay­rullah Efendi bu adam hakkında şu beyti sık sık söylermiş:

Ol mertebe murdar kokuyor üstü fena ki

Midem bulanır geldiği gün İstefenaki

Dipnotlar:

1-Lady Montagu, “Türkiye Mektupları”, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 84.

2-Lady Montagu, a. g. e. s. 66. 

3-Ogier Gihiselin dö Busbecq, “Türkiye’yi Böyle Gördüm” Hazırlayan; Aysel

      Kurutluoğlu, İst. Tarihsiz, Tercüman 1001 Temel Eser, s. 144.

4-Osmanlı kendine sığınanları asla geri Vermezdi.  Mustafa Armağan,

      Osmanlı İnsanlığın Son Adası, DA yayın¬ları, İst. 2002, s. 38.

5-Milliyet Gazetesi, 12. 12. l991.

6-Ahmet Sarbay, “Maziden İnciler”,Tarih ve Düşünce Dergisi, Sayı 18, s.48.  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık