• 10 Temmuz 2019, Çarşamba 8:57
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Müslümanlarla Temastan Sonra Gayri Müslim­lerde Temizlik (2)

Nitzsche’nin kaydına göre de, Hıristiyanlar Endü­lüs’ü Müslümanlardan geri alıp şehirlere girince ilk yaptıkları icraat Müslümanlardan kalan hamamları yıkmak olmuştur.(1)

Endülüs’te o kadar temizliğe önem verilmiş ki; El Makkarî’nin eserinde şöyle denir: “Bir Endülüslünün elindeki para ya ekmek almaya, ya hamama gitmeye yetecek kadar olsa o gün oruç tutar ama hamama gider ve temizlenir.”(2) Kurtuba o dönemde İstanbul’dan sonra dünyanın ikinci kala­balık ve modern şehridir. 900’e yakın hamamın olduğunu ve suların sirke ve benzeri maddelerle dezenfekte edildiği için bulaşıcı hastalıklara rastlanmadığını el İdrisî nakleder.(3)

Endülüs’te; su ve suyla ilgili her türlü problemle uğraşa­cak muhtesipler yani özel görevliler vardır. Bunlar şehirlerin temizliği ile o kadar yakından ilgilenirler ki, evlerin civarın­daki boş arsalara çöp dökülse onları bile yakındaki ev sahip­lerine temizletir; “ya döktürmeyeceksiniz, ya dökenleri bildi­receksiniz, ya da siz temizleyeceksiniz, ama illa ki her yer temiz olacak” gibi uygulamalar yaparlarmış. Ta o dönemde Kurtuba Şehrinde temiz suların, atık suların ve sulama suları­nın aktığı ayrı ayrı kanalizasyon teşkilatının olduğunu İbni Sehl el-Ceyyânî zikretmektedir.(4)

Sierra Nevada dağlarının karlı tepelerinde eriyen sular Granada ve Kurtuba şehirlerinin içinden nehir olarak geçiyor ve her tarafı cennet haline getiriyor. El-Hamra Sarayını ge­zerken çiçek ve gül kokusundan bayılmamak için insanın dikkatli olması gerekir. Su ile nelerin yapılabileceğini dün­yaya sergileyen ve gösteren Endülüs Müslümanlarıdır. Sıcak su buharı ile kışın sarayların ve evlerin ısınmasını, yazın da soğuk su ile yine böyle mekânların soğutulmasını, ayrıca su oyunlarını, suyla çalışan otomatik makine ve oyuncakları dünyada ilk defa Endülüs medeniyetinde görmek mümkün­dür.

Gra­nada’daki El-Hamra Sarayını, Kurtuba’daki Cami-i Kebir’i (büyük camiyi) ve İspanyadaki diğer Müslüman eserlerini görmemek ve aka­binde Arapların “Firdevs-i Mefkud- Kaybedilmiş Cennet” dedikleri bu yerleri 800 küsür sene imar ettikten sonra nasıl bıraktıklarına içlenmemek bir Müslüman için büyük eksik­liktir. Bu iki mekânda bilet kuy­ruklarının yüzlerce metreye kadar uzadığını bizzat gördüm. Çoğu zaman biletler önceden alınıp bittiği için karaborsaya düşmektedir. Bileti aldıktan sonra da içeri­ler dolu olduğu için yine saatlerce beklemek durumundasın. Fakat bu zirve mede­niyet eserlerini görmek için her zorluğa değdiği, gördükten sonra takdir edilir.

Henry Charles Lea, “İspanya Müslümanları” isimli ese­rinde, Hıristiyanların Endülüs’ü Müslümanlardan almaların­dan sonra, aradaki medeniyet farkından dolayı birçok fabri­kayı, tezgâhı, makineyi yıllarca çalıştıramadıklarını, ziraat ve sulama inceliklerini bilmedikleri ve Müslümanların ulaştığı verimliliğin üçte birine ulaşamadıkları için, birçok müesse­sede Morisko dedikleri, sürgünden ve soykırımdan kurtula­bilen çok az sayıdaki Müslümanlardan faydalandıklarını ve İspanyollar arasında “Mientras mas Moros, mas ganancia- Daha fazla Mağribî, daha fazla kâr” sözünün darbımesel ol­duğunu kaydeder.(5)

Ortaçağ’da Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir araştırmada, İslâm dünyası kimya sanayii anlatılırken şöyle yazılıyor: “Sabuncular loncası, en önemli loncalardan bi­riydi. Çünkü ortaçağ Müslümanları her gün yıkanırlardı ve çama­şırları da sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu ba­kımdan onlar o çağın diğer ülke insanlarından ayrılırlardı. İspanya’da Engizisyon Mahkemeleri, Müslüman İspanyol­larla, Hıristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt ediyordu.”(6)

Sultan V. Mehmet döneminde İngiliz elçisinin katibi ola­rak gelen ve Osmanlı diyarındaki temizlik, hijyen ve sıhhatli insanları gören ve eser yazan Ricaut, bu bağnaz papazlar için şöyle der: “Tanrıya dua etmekten başka bir şey bilmeyen rahipler o kadar cahildirler ki…”(7)

Avrupalılar mendil kullanmayı Türklerden öğrenmişler­dir.(8) Meşhur Evliya Çelebimiz 1665 yılında Almanya’ya giden bir elçilik heyetinin içinde bulunmuş ve Almanların mendil kullanmadıklarını, ağızlarını ve burunlarını elbiseleri­nin kollarına sildiklerini görmüş ve çok garibine gitmiş, o tatlı üslubu ile tenkit etmiştir.(9)

Biz mendili Avrupalılardan iki asır önce kullanmaya başlamışız. Hatta şarkısını bile yap­mışız, Üsküdar’dan gider iken kâtibinin önünde mendil düşü­ren o Osmanlı dilberinin kullandığı mendilin bir adı da yağ­lıktır. “Yar bana yollamış işlemeli yağlık” gibi beyitlerde bununda türküleri vardır. O devirde bu temizlik malzemesine “Dest-mal” de denirmiş.(10) 

Dipnotlar:

1-Mehmet Özdemir, “Endülüs Müslümanları Medeniyet Tarihi” TDV

     Yay. Ank. 1997, s.167; Lütfi Şeyban, Endülüs’ten Geriye Ne

     Kaldı?,Tarih ve Düşünce  Derg. Mayıs 2003, s. 24.   

2-Mehmet Özdemir,“Endülüs Müslümanları”,TDV Yay.Ank. 2012,s.60;

      İsmail Kahraman, Endülüs Medeniyeti,VCD belgesel, Hâmidiye A.Ş.2003. 

3-Mehmet Özdemir, a. g. e. s. 52.

4-Mustafa Hizmetli, Endülüste Hisbe Teşkilatı, TDV Yay. Ank. 2011, s. 175. 

5-Henry Charles Lea, “İspanya Müslümanları”, İnkılâp Yay. Tercüme

      Abdullah Davudoğlu, İst. 2006, s. 67.

6-Ziya Demirel-Avni Arslan, “Tarihten İlginç Hikaye ve Anekdotlar”,

      Akçağ Yay. Ank. 2010, s. 184.

7-Türklerin Siyasi Düsturları” Tercüman 1001 Temel Eser, Bas. Haz. M.

      Reşat Uzmen, s. 324.

8-İsmail Hâmi Dânişmend, a. g. e. c, 1. s. 263.

9-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Tarihi”, Ötüken Yayınevi, İst.

      1971. c. 5, s. 389.

10-İskender Pala, “Perîşan Güzeller”, Kapı Yay. İst. 2004, s. 56.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık