);*} KUTLU DOĞUM-MUTLU DOĞUM-4
  • 18 Nisan 2015, Cumartesi 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KUTLU DOĞUM-MUTLU DOĞUM-4

Peygamber sevgisiyle yoğ­rulan bir mayaya sahip ol­dukları için, Osmanlı saltanatı Allah’ın yardım ve nusratı, Peygamberimizin de sevgi ve duası sayesinde, 600 sene sürmüş ve inşallah bu yüce milletin devlet olma özelliği de kıyamete kadar bâkı kala­caktır.

Bu millet Peygamber sevgisiyle öyle özdeşleşmiş ki, neredeyse doğan çocuklarının üçte birine Mehmet ismini vermiştir. Bu isim Muhammed ismin­den çevirmedir. Muhammed ismine bir küfür, bir hakaret olmasın, ruh-ı Mu­hammedî incinmesin diye Mehmet demişlerdir. Ayrıca yine Ana­dolu da en çok rastlanan Ahmet, Ali, Hasan, Hüseyin... Kadınlarda da Ayşe, Fatma, Ha­tice... İsimleri de O’na ve Ehl-i Beytine bir aşk, bir mu­habbet eseridir.

Peygamber sevgisi Allah’ın emridir. Cenâb-ı Hak O’na Habibim “Sevgi­lim” buyurmuş ve kullarının da sevmesini istemiştir: “(Resûlüm) deki, eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz (ve seviniz) ki, Allah da sizi sev­sin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece esirgeyici ve bağışlayı­cıdır.”([1])

“Peygamber müminlere kendi canlarından daha ya­kın (sevimli) dir. Eşleri de onların analarıdır”([2]), “Kim Resûle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur”([3]), “Allah ve melekleri Peygambere çok salâvat getirir­ler. Ey müminler ! Siz de O’na salâvat getirin ve tam bir      teslimi­yetle selâm ve­rin.”([4])

Hadis-i Şeriflerde de bu hususa işaret vardır. Peygamberimiz: “Haya­tım kudret elinde olan Cenâb-ı Allah’a yemin ederim ki, kalbinizde nûr-ı iman yerleştikçe bana olan muhabbetiniz daha da artacaktır.”([5]), “Nef­sim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben ona babasından ve çocu­ğundan da daha sevgili olmadıkça,  gerçek iman etmiş ol­maz”([6]), “Seni nefsim hariç her şeyden daha çok seviyorum Ya Resûlallah” diyen Hz. Ömer’e Peygamberi­miz: “Nefsinden de çok sevmelisin ya Ömer” buyur­muştur.([7]) “Sünnetime sarılan beni sevmiş demektir. Beni seven ise Cen­nette benimle beraber­dir.”([8])

Türkler; Hz. Muhammed’i güle benzetmişler, gülün güzelliğinde ve ko­kusunda onu bulmuşlar, aşkın, sevginin, muhabbetin, kardeşliğin alâ­meti, timsali olan gülde O’nu ve onun kokusunu aramışlar, bu aşkın tema­yüzü ve yansıması olarak revaklara, portallere, sütunlara, mihraplara, tekke ve türbe­lere, kabir taşlarına, çeşme başlarına nakış nakış gül figürleri işle­mişler, bu aşk ve iştiyâkın ateşiyle, mermeri bal mumu gibi yumuşatıp, ona içlerini dökmüşlerdir.

Tasavvufta, tarikatta, kasidelerde, nâtlar’da, muhammes ve mu­rabba’larda, hatta şarkıların birçoğunda   zikredilen gülden maksat, Allah Resûlüdür. Fuzûlî’nin Su Kasîdesindeki:

Suya versin bâğıbân gülzâre, zahmet çekmesin

Bir gül açılmaz, yüzün tek verse bin gülzâre su,

“Bahçıvan sular verip zahmetler çekmek  suretiyle binlerce gül yetiş­tirse, yine de Muhammed gibi bir gül yetiştirmesi mümkün değil” diyerek Allah Resûlü’nü emsalsiz bir gül olarak telâkki etmiştir.

    Ve Süleyman Çelebi’nin([9]) şu beyti de, bu estetik düşünceye bir mi­sal­dir: 

     Çünkü nûrun rûşen etti âlemi

            Gül cemâlin gülşen etti âlemi            

Yine bu sevgi Türk milletinden başka hiçbir millet tarafından bilinme­yen ve su üzerine gül motiflerinin işlenip kağıda alınması olarak bilinen Ebrû sanatını ortaya çıkarmış, bu gül ve çiçek sevgisi o raddeye varmış ki, bir devre Lâle Devri diye isim verilmiş ve Tabip Mehmet Aşkî’nin eserinde 1350 çeşit lâle isminden bahsedilmiştir.

 Avrupa’ya lâleyi ecdadımızın ta­nıttı­ğını kendi­leri de kabul etmektedirler. Türkler de gül ve çiçek hayranlığı aşk derece­sinde, ibadet zevkinde idi. İkinci Viyana bozgunundan sonra, savaş meyda­nında kalan Serdar-ı Ekrem Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın çadı­rına giren General Sobiesky, Kraliçesine yazdığı zaferini müjdeleyen mektubunda:    “bu­nun çadır değil botanik bahçesi olduğundan sitayişle bah­seder.” Ecdat savaş meydanlarına bile gül ve çiçek taşımışlar.

Dipnotlar:

1- Âl-i İmrân Sûresi, 31.

2- Ahzâb Sûresi, 6.

3- Nisâ Sûresi, 80.

4- Ahzâb Sûresi, 56.

5- “Tecrîd-i Sarih Tercümesi”, D. İ. B. Yayınları, c. 6, s. 508.

6- Buhârî İman 8, Müslim İman 16.

7-  “Tecrîd-i Sarih Tercümesi”, c. 1, s. 31.

8- Tirmizî, İlim 16.

9- Süleyman Çelebi, “Mevlid”, Merhaba Bahri.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık