);*} KURBAN (1)
  • 30 Ağustos 2017, Çarşamba 8:04
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KURBAN (1)

Kurban: Lügatte yakınlaşmak, yanaşmak, şefaatçi olmak, sevgisini ka­zanmak gibi manalara gelir ve insanlığın tarihi ile başlar. Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kestiklerini Kur’an haber vermektedir.(1)

 İnsanlık tarihi kadar eski olan bu olay zaman zaman yozlaşmış, insanlar dini inançlardan, peygam­ber tavsiyelerinden uzaklaştıkları dönemlerde, kurban olayında da sapmalar olmuş, insanlar insanları kurban etmeye başlamışlardır.(2)

Din duygusu insanda fıtrîdir, yani doğuştandır. İnsanın mayasına, özüne, cevherine, DNA’larına yerleştirilmiştir. Dış dünya ile hiç alâkası olmayan Afrika ve Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerin bile, batılda olsa bir üstün varlığa, kendinden korktukları veya dileklerini yerine getire­ceğine inandıkları, ibadet ve dua ettikleri bir toteme, bir figüre inanma­ları… hep bu fıtri duygula­rın dışa vurumudur.

Bu üstün varlığı memnun edip ondan gelecek bela ve musibetlerden emin olabilmek veya onu memnun edip istediklerini alabilmek için, tarihin her dö­neminde, hak veya batıl bütün dinlerde, kurban olayı değişik şekil­lerde var olmuştur. İnsanlığın ıslahı için gönderilen Peygamberlerin tavsi­yelerini dinle­yen insanlar arasında kurban hayvanlardan seçilmiş, kavimle­rin ilâhî emirlere sırt çevirdikleri dönemlerde de insanlar özellikle de genç ve güzel kızlar veya oğlanlar kurban edilmişlerdir.

 Antik çağ tapınaklarında Sunak denen yerler vardır ve  bu insan kur­ban etme olayı oralarda icra edilmiştir.(3) Tarihi araştırmalar ve tarihi eser­ler bunu ispat etmektedir. Bu olay o kadar yaygın ve geçerli imiş ki, uzun yıl­lar çocuğu olmayan Hz. İbrahim bile, maksadı başka olsada, böyle bir va­atte bulunmuş­tur. Vadini yerine getirmek için oğlu İsmail’i keseceği vakit Cenâb-ı Allah bir koç göndermek suretiyle insanın değil, hayvanın kurban edilme­sini emretmiş­tir.(4)

İnsanlık tarihinde bu hususta öyle cahilâne ve acımasız uygulamalar ol­muş ki; İslâm’ın zuhur ettiği asırda bile, Çin diyarında bile İmparator ölünce sarayda onunla beraber çalışan, onu gören  herkes büyük küçük kurban edilir ve onunla beraber kabre konurmuş. Bu acımasız tutum İmpa­rator Shi Huang’a kadar devam etmiştir. Bu imparator; “ben ölünce insan­ları öldürmeyin, saray halkının  kilden heykellerini yapıp yanıma koyun” diye emretmiş, bundan sonra bu adet devam etmiştir.

 1970 yılında, bir çiftçi tarla sürerken bu hey­kellerin gömüldüğü bir yer bulmuş ve o günden beri Saklı Kent adıyla turizme açılan burada 50 binden fazla heykel bulunmuş ve kazılar hâlâ devam etmek­tedir.(5) Bu ilkel ve gayri insani adetlerin uzantıla­rına hâlâ rastlanmakta, Hin­distan’ın bazı bölgelerinde kocası ölen kadın onunla beraber diri diri    yakıl­makta,(6) Afrika veya Amazon ormanların­daki kabileler arasında insan kurban etme olayı nadir de olsa cereyan etmekte, bu durumlar zaman zaman basına yansıyıp, filmlere konu olmaktadır.(7)

Tekrar edelim İslâm; İnsan kurban edilme işini kaldırmış, hayvanların kurban edilmelerini emretmiştir. Çünkü; Onun nazarında insan çok de­ğerli(8) yer yüzünün en gözde canlısı(9) kutsal ve mübarek bir birey,(10) yerde ve gökte ne varsa hepsini onun hizmetine ve menfaatine sunulan şerefli bir varlıktır.(11)

Aslında Allah'ın haşa ne kurbana, ne ete, ne de kana ihtiyacı yoktur. O yemeden içmeden münezzehtir. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Onların (Kurbanların) ne etleri ne kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır”(12) Allah kendisi için Hz. İbrahim’i “vadine yerine getirecek mi?” diye denediği gibi kullarını da; “benim bunlara verdiğim bu kadar nimete karşılık acaba onlar da benim emirlerimi yerine getirecekler mi, benim için bir şeyler verebilecekler mi, nimetlerime şükür edecekler mi?” diye kullarını denemektedir. 

Cenâb-ı Allah Peygamber Efendimize, dolayısıyla kullarına Kevser Sû­resinde: “...O halde namaz kıl ve kurban kes”(13)  diye emrettiği için Hanefi mezhebine göre: Hür, mukim, akıllı, buluğ çağına gelmiş ve İslâmî ölçülere göre zengin sayılan kişilerin üzerine kurban kesmek vaciptir, diğer mezhep­lere göre müekked sünnettir.

Dipnotlar:

1- Mâide Sûresi, 27.

2- Milliyet Gazetesi, “Büyük Larousse”, c. 14, s. 7171.

3- National Geographiç, Ocak 2005, s. 134.

4- Sâffât Sûresi, 102, 107.

5- Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı: 53, s. 25. 

6- Abdürreşîd İbrâhîm, “Âlem-i İslâm-2” İşaret Yay. İst. 2003, s. 393-394-395.

7- Abdürreşîd İbrâhîm, “Alem-i İslâm-2” İşaret Yay. İst. 2003, s. 393-394-395.

İbrahim Refik, “Tarih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. 7. Bas. İst. 2001,s.83

8- Tîn Sûresi, 4.

9- Bakara Sûresi, 30.

10- İsrâ Sûresi, 70.

11- Bakara Sûresi, 29; Câsiye Sûresi, 13; Nahl Sûresi, 18; İsrâ Sûresi, 70.

12- Hac Sûresi, 37.

13- Kevser Sûresi, 2.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık