);*} Kokuşan Asırlar (6)
  • 05 Şubat 2019, Salı 8:49
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Kokuşan Asırlar (6)

Katalon Kralı Fernando ile Aragon Karaliçesi İzabel 1476 da evlenmiş, güçlerini birleştirmişler ve 1492 de son Endülüs Müslüman emirliğini ortadan kaldırmışlardır. İzabel;  “Gra­nada’yı alıncaya kadar elbise değiştirmeyeceğim, yıkan­ma­yacağım” gibi yeminler etmiş ve sözünü tutmuş, tarihe pa­saklı İzabel olarak geçmiş, elbiseleri kirden meşine dönmüş, kokudan yakınına yaklaşılmaz olmuştur.(1) Bu kraliçenin haya­tında iki defa yıkandığı, birisi ilk doğduğunda, birisi de evlenip gerdeğe gireceği gün olduğu hususunda kayıtlar var­dır.(2)

Ortaçağ Avrupa’sının medeni seviyesini anlamak için şu misallere bakmak yeterlidir: 1624 yılında Brandebourg Prensi vereceği ziyafetin davetiyesine şu ikazları yazdırmıştır: “...Sahanlara dirseklerine kadar ellerini sokmak, yaladıkları kemikleri tekrar sahanlara koymak veya fırlatıp atmak, par­mak yalamak, tabaklara tükürmek, örtü kenarlarına burun silmek yasaktır.”

Aynı tarihlerde İngiltere Kralı l. Jak’ın sofrasında da aynı görgüsüzlükler var idi. Fransa’da ise kral, prens ve prensesle­rinin kokudan yanlarından geçilmezdi... Osmanlı devletine gelen elçiler, özellikle Rus elçileri bu kokularından dolayı, hamama sokulmadan, padişahın huzuruna katiyen alın­maz­lardı.(3)

14. Lui hastalanıp kendi hekimleri çare bulamayınca, Os­manlı Padişahından doktor istemiş, giden doktor tedavi için yoğurt isteyince, onların yoğurdu hâlâ bilmediklerini! hay­retle görmüştür.

Saçı, sakalı bir birine karışan ve pislikten kokuşan Rus milletinin durumuna bir nebze çare bulabilmek için, Rus Çarı Deli Petro'nun saç ve sakal vergisi koyduğu bilinen tarihi gerçeklerdendir.(4)

Jean Thevenot 1656’lı yıllarda Avrupa’nın o günkü duru­munu gayet iyi bildiği için, Osmanlı diyarını gelip gezip, görünce şöyle yazıyor: “Türkler uzun ömürlüdürler ve az hasta olurlar. Bizim maruz kaldığımız böbrek taşı ve buna benzer birçok diğer tehlikeli hastalıkları onlar bilmezler. Onların bu şekilde sıhhatli olmaları sık sık gittikleri hamam­lardan ve içme ve yeme konusundaki ölçülülüklerinden ileri geldiğini tahmin ediyorum. Çünkü onlar ölçülü yerler, Hıris­tiyanların yaptığı gibi çeşitli şeyler yemezler, çoğu şarap içmez ve spor yaparlar.”(5)

Rahmetli Profesör Ayhan Songar; Nisan 1983 tarihinde Konya İl Halk Kitaplığında verdiği bir konferansta delille­riyle şunları söylemişti: “Yıkanmamak, ilk doğduklarında ya­pılan vaftiz suyunun üstüne su dökmeden ölebilmek,  eskiden Av­rupa’da dini bir fazilet kabul edilirdi. Peruk takmanın moda olduğu dönemlerde bitlerden çok rahatsız oldukların­dan,  peruklarını bozmadan kaşımak için herkes yanında mil taşırdı.  Parfümler, uzun müddet yıkanmadıkları için vücutla­rında oluşan pis kokuları önlemek için icat edilmiştir.”

Napol­yon uyuz olmuş, kendi doktorları tedavi edemeyince Osman­lıdan hekim istemişler, gönderilen hekim bir Osmanlı ha­mamı yaptırarak orada yıkanmasını sağlamak suretiyle tedavi etmiş, bu durum çok hoşuna gittiği için, İmparator savaş meydanlarına bile seyyar Türk Hamamı götürmeye başlamış­tır.(6)

Şimdi bize tepeden bakan ve tepemizde değirmen çeken Fransızlar, Osmanlı döneminde 400 yıl bize muhtaç oldukları için müttefikimiz olarak kalmışlar,(7) temizliğe dikkat etmedik­leri için, savaş esnasında çıkan bulaşıcı hastalıklara çare bulamayıp, binlerce askerlerinin öldüğü dönemlerde devamlı Osmanlıdan tıbbî yardım istediklerine dair birçok tarihi vesika vardır.(8)

Ortaçağ boyunca, bağnaz, yobaz ve fanatik din adamları­nın telkin ve öğretileri neticesi, sudan kobra yılanından kor­karcasına kaçtıkları, hijyen ve temizlikten fersah fersah uzaklaştıkları için Haçlı dünyasında salgınlar ve bulaşıcı hastalıklar hiç eksik olmamış ve her gelişinde on binlerce insan öldürmüştür.

1347 de Cenova’da farelerden bulaşan bir veba salgını başlamış. Bu salgını, karanlıkta gözlerinin parlaması sebe­biyle cadıların temsilcisi kabul ettikleri kedilerin başlattığına inanmışlar. Nerde gördülerse kedileri katletmeye başlamışlar. Esas salgının sebebi fareler, ama kediler öldürülünce fareler alabildiğine çoğalmış tabii ki veba salgını da kıtanın her tara­fını kaplamış ve kıta nüfusunun takriben yarısına yakını telef olmuştur.(9)  

Avrupalılar bu pisliklerini göç ettikleri Amerika’ya da ta­şımışlar, 1492’li yıllarda Prensilvanya ve Virjinya gibi eya­letlerde “banyo yapmayı, yıkanmayı yasaklayan kanunlar” çıkarmışlar, Filedelfiya Eyaleti biraz daha ileri gidip; ayda birden fazla yıkananları mahkeme kararı ile hapishaneye göndermiştir. Yüksek topuklu ayakkabıların icat ediliş sebe­binin sokaklardaki aşırı pislik olduğu tarihi rivayetlerdendir. Avrupa’da gelin­lerin ellerinde çiçek buketleri taşımalarının sebebi de, yılda birkaç kez ancak yıkandıkları için, ilk günde erkeğe biraz güzel kokmak için olduğu zikredilmektedir.(10)

Dipnotlar:

1- Mehmet Sılay, “Endülüs Çağırıyor”, Düşün Yay. İst. 2011, s. 44.

2- İbrahim Refik, “Sohbet Tadında Tarih”, Albatros Yay. İst. 2005, s. 79.

3- Sâmiha Ayverdi,“Kölelikten Efendiliğe”,Kubbealtı Yay.İst. 2009, s.50.

4- Sakalı yasaklayan Çar Deli Petro’dan kaçan halk, Kırım hanına sığındı.

5- Jean Thevenot, “Türkiye 1655-1656” Tercüman 1001 Temel Eser, Çev: Nuray Yıldız, İst. 1978, s. 99.

6- Ayhan Songar, 06. 04. 1983 tarihinde Konya’da, Mevlânâ Enstitüsünde verdiği Konferanstan.  

7- Pargalı İbrahim Paşa (Makbul-Maktül İbrahim Paşa), Yeditepe Yay. Çev: Nilüfer Epçeli, İst. 2011, s.82.

8- Türkiye Gazetesi, 01. 07. 1996.  

9- Said Alpsoy,“Tarih Kaderi İspat Ederse”, Gelenek Yay. İst. 2007, s.14.

10- Bugün Gazetesi, 30. 10. 2012.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık