• 01 Şubat 2019, Cuma 9:26
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Kokuşan Asırlar (3)

Kendisi de bir Hıristiyan olan Makx Kemmerıch, dilimize de tercüme edilen “Tarihteki Garip Vak’alar” isimli kitabında şu bilgiyi verir:

 “Allah'ın emirlerine itaat ederek yaşamaya önem veren Hıristiyan sofular, Ortaçağın ilk devirlerinde yıkanmazlardı. Azizelerden Elisabeth bu zevkten (yıkanma zevkinden) öy­lesine kaçınıyordu ki, kokmaya başlamış, etrafındakiler bu kokuya dayanamaz hâle gelince, onu yıkanmaya zorlamış­lardı.  Fakat başarıya ulaşamadılar. Çünkü kadın suya de­ğer değmez fırlayıp kaçtı ve işlediği günahtan dolayı tövbe et­meye başladı.”(1)

Fransa Kralı 14. Louis (Lui) hayatında sadece bir kez banyo yapmıştır.(2) Birçok tarihi kaynakta bu durum zikredil­mektedir. Asker menşeli hukukçularımızdan olan, emeklili­ğinden sonra Milliyet Gazetesinde uzun yıllar köşe yazarlığı yapan ve birçok kitabı Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan A. Ragıp Akyavaş, “Derken Efendim-1” isimli kitabında, Paris’te Grevin Müzesinde, 14. Lui’nin hayatında bir defa içine girip çıktığı bu banyoyu gördüğünü zikreder.(3)

Yini Makx Kemmerıch şöyle yazar: “Paris’te 14. Lui za­manında hiç kimse sokakta giderken tepesine pis bir şeyin dökülmeyeceğinden emin değildi. Ancak geniş caddeler biraz emniyette idi. Her an bir pencere açılarak söylenen (Gare L'eau) seslenişinden sonra, bir lâzımlık veya leğen muhtevi­yatı aktarırlardı. Şehrin hiçbir sokağında bundan ve korkunç bir kokudan kurtulmak müm­kün değildi. Umumi abdesthane­ler olmadığı için sokak köşeleri, duvar dipleri,  sarayların ve kiliselerin civarı bu hizmeti görürlerdi. Sarayların, kiliselerin ve müzelerin avlularında, salonla­rında ve kapı arkalarında güpegündüz bu nevi ihtiyaçlar görülürdü. Kimse de bir şey demezdi. Yalnız 3. Henri biraz temizmiş ve 1587 senesi Ağustosunda bir tebliğ ile her sa­bah kendisi kalkmadan önce bahçede ve salonlardaki bütün pisliklerin temizlenmesini emretmişti. Buna rağmen ispanya ve Fransa kral sarayları çok şiddetli ve fena bir koku yayar, bunu ıtriyat (parfüm) kokuları bile bastıramazdı. Bunun için 17. asırda birisi la­zımlığı keşfetmiş, bu icat saraylara kabul edilerek kokunun biraz önü alınmıştır.”(4) 1780 de halkın protestosu üzerine polis lâzımlıkların pencerelerden sokağa dökülmesini! Ya­saklamıştır.

 

Fransız Enstitüsü Azalarından Funck Srentand; “La Sosiete ou Moyen Age” adlı eserden, İ. Hâmi Dânişmend şu bilgileri nakleder:

 “...Çatal 13. asırda ortaya çıkıncaya kadar Avrupa'da yemekler elle yenir, yemeğin bitiminde kadınlar ellerini yıka­yınca bazı kişiler onların el suyunu içerlerdi. Bunu bilhassa âşık olan erkekler yaparlardı. Sevdikleri kadın elini yıkayınca onun el suyunu, ona yaranmak için içerlerdi. Bu hâl gittikçe görgü kaidesi ve nezaket icabı hâline geldi.”(5)

Aynı kitapta 14. Lui'nin yatağa girme merasimi şöyle an­latılır: “Kral romb de şambrını giyer. Defi hacet için delikli iskemlesine oturur. Dakikalarca süren bu oturuş esnasında devlet işleri görüşülür, hatta elçiler kabul edilir. İş bittikten sonra kral yatağına girer. Bu merasime herkes katılamaz, devlet ileri gelenleri ile 60 bin gümüş akçe vererek bu mera­sime girme vesikası alan kişiler ancak katılabilirdi.”(6)

Meşhur J. J. Ruso saatlerce lâzımlıkta otururdu. Orlean dükü etra­fında hizmetkârları, lâzımlığa kurulmuş, Noailles dükünü o vaziyette kabul etmişti. O zamanın sağlık durumu hakkında Wolter, Doktor Paulot'e yazdığı bir mektupta şu açık­lamada bulunur: “Sizin Paris'teki o Hotel Dieu Hastanesi sirayet  (bulaşıcı hastalık) yatağıdır. Üst üste yatırılan has­talar bir­birlerine ölüm saçarlar. Daracık sokaklarınızda mezbahala­rınız var. Yaz oldu mu, yayılan leş kokuları, bütün bir mahalleyi zehirlemeye kâfidir. Kiliselerinize gömülen ölülerin kokuları sağları bile öldürür. İnnecont mezarlığı ise bizi Ho­tanto zen­cilerinden daha aşağı düşüren bir vahşet delili­dir.”(7)

Tuvaletin Avrupa’ya özellikle İngiltere’ye yakın tarihte geldiğini, böyle bir temizlik mekânının olduğunu Haçlıların Müslümanlardan öğrendiklerini Max Kemmerich ve başka yazarlar itiraf ediyorlar. Haçlılar; insani ve medeni birçok şeyle beraber bunu da Haçlı seferleri esnasında Müslüman­lardan öğrendiklerini rahmetli M. Emin Eminoğlu şöyle dile getiriyor:

 “Bunu bile yani tuvaleti bile, Müslümanlardan öğren­dik­lerinin birçok delili vardır. Biz bunlardan bir tanesini aktar­makla yetineceğiz: “Şam ve Kudüs’te Araplar cami avlu­sunda veya bir duvar dibinde inşa ettikleri tuvalet yerle­rine “Beytülmay” derlerdi. Mânâsı da “su odası” demektir. Te­mizlikten habersiz olan ve pis olmayı tanrılarına kurbiyyetleri (yakınlıkları) için gerekli gören Hıristiyanlar, Haçlı seferle­rinde bu odaları Şam bölgesinde ve Kudüs’te görmüşler ve aynısını memle­ketlerine yapmışlardır. Bu su odalarına da yaklaşık bu ma­naya gelen “Water Closet” demişler ve bunu kısaltarak W.C hâline getirmişlerdir.

 

Dipnotlar:

 

1- Makx Kemmerıch,“Tarihteki Garip Vak’alar”,Terc. Behcet Necati, s. 1.

2- Bütün Dünya Dergisi, Başkent Üniversitesi Kültür Yay. 2012/01 s. 123.

3- A.Ragıp Akyavaş,“Derken Efendim-1”,TDV Yay.Ankara 2007, s.325.

4- Makx Kemmerıch, a. g. e. s. 8-10.  

5- İsmail Hâmi Dânişmend,“Tarihi Hakikatler”,Tercüman Gazetesi Yay.

      1979, c. 2, s. 144.

6- Makx Kemmerıch, a.g.e. s. 10.

7- Makx Kemmerıch, a.g.e. s. 15. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık