);*} KADİR KIYMET BİLMEK (1)
  • 10 Kasım 2016, Perşembe 7:32
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KADİR KIYMET BİLMEK (1)

Hakir olduysa millet şânına noksan gelir sanma

Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten

Namık Kemal

 

Namık Kemal’in; Osmanlının son zamanları için söylediği bu beyti, “al­tın çamura düşmekle kıymetinden bir şey kaybet­mez” diye açıklayabiliriz. Altın gibi, mücevher gibi her yönüyle kıymetli olan bazı insanların da kadri, kıymeti hayatlarında bi­linmemiş, sonradan idrak ve takdir edilmiş ama iş işten geçmiş­tir. Şair buna da misal vermiş ve şöyle demiş:

 

Cevherin kıymetin anlamaya sarraf gerek

Her ulûmun hikmetin bilmeğe arrâf gerek

 

Altının, elmasın, kıymetli emtianın kadrini, o sahada tema­yüz eden sar­raflar, ilim ve irfan sahibi kişiler bilir, elması cam­cıya götürsen, cam parçası zanneder ve çöpe atar demişler. Ni­tekim dünyanın en meşhur ve en büyük elmaslarından Kaşıkçı Elmasını bulan bir zavallı, bir Yahudi’ye iki kaşığa sattığı için bu ismi almıştır.

Avamdan cahil kişiler de çoğu kez altın gibi, elmas gibi kıymetli ilim ve sanat erbabı insanların kıymetini bilmezler, gerekli hürmet ve tazimi göster­mezler. Bu durum dünyanın en zor şeylerinden biri olarak tanımlanmıştır. Mevlânâ Hazretleri bu duruma düşen kıymetli insanları, eşekler arasında kal­mış misk ceylanlarına benzetir.([1]) Cenap Şahabettin de; “hayatta en zor şey, gayesiz insanlarla yaşamak mecburiyetinde kalmaktır.” demiştir.

Osmanlının meşhur şairlerinden Nâbî’yi padişah hapse at­tırmış. Orada da boş durmamış, şiirler yazıp okurmuş, hücre arkadaşlarından birisi o şiirlerini okudukça ağlar, gözlerinden yaşlar dökermiş.

 

Nâbî adama; “benim bu yanık ve acıklı gazel­ler sana dokundu her halde, ondan ağlıyorsun.” deyince adam; “yok ben onlardan anlamam, ama benim böyle senin gibi sa­kallı bir keçim vardı, sen şiir okurken çeneni oynattıkça o gözle­rimin önüne geldi de onun için ağlarım” deyince, biraz seyrek, halk arasında keçisakallı tabir edilen sa­kalı olan o büyük şair kahrolmuş, üzülmüş.([2])

 

Sultan 1. Ahmet ile Sultan ll. Osman dönemlerinde iki defa sadrazamlık yapan dürüst ve dirayetli Öküz Mehmet Paşa diye bir zat vardır. Bir öküz nalbant’ının oğlu olduğu ve Varad mu­harebesinde, top arabalarını çekemeyen öküzlere beraber bo­yunduruğa koşulup yardım ettiği için kendisine bu lâkap veril­miştir.

Kendisinin Serdar-ı Ekrem (baş kumandan) olduğu bir sefer esnasında kumandanlık çadırında üst düzey subaylarla toplantı esnasında iken, bir öküz gelip çadırın kapısından bakıp böğü­rünce herkes gülüşüvermiş, paşa hiç bo­zuntuya vermeden; “hayvan ne dedi anladınız mı? Hadi sen bizdensin ama bu eşeklerin içinde neye oturuyorsun” dedi deyince yine herkes gülüşmüş. Esas konumuzla ilgili olan latifesi ise şöyle:

Mantıkî isimli âlim ve şair bir kişi, Şam’da kadri-kıymeti bilinmeyince,  o gün için Halep Valisi olan bu Öküz Mehmet Paşanın yanına gelir ve izzet ikram görür. Bunun üzerine şu şiiri yazar hem paşaya okur, hem de piyasaya duyulur ama paşa ne gücenmiş, nede incinmiştir.

 

 

Şam’da bilmediler kıymetimi

Hicret ettim Halebü’ş Şehbâ’ya

Hârlerin çifte-i iz’acından

İltica ettim Öküz Paşa’ya   

 

Dipnotlar:

1- Tahirül Mevlevi, a. g. e. c. 14, s. 230.    

2- Güldeste, İskender Pala, Kapı Yay. İst. 2006, s. 37.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık