);*} İttihat ve Terakki’nin Yanlış Politikaları (2)
  • 05 Nisan 2018, Perşembe 7:24
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İttihat ve Terakki’nin Yanlış Politikaları (2)

Balkan Savaşında Bulgarlar Edirne’yi kuşatmışlar, dışarıyla irtibatını kesmişler ve teslim olmasını istemişler. Burayı savunan birliklerimizin ko­mutanı Erzurumlu Mehmed Şükrü Paşadır ve İttihatçı değildir. İktidarda olan İttihat ve Terakki mensupları 40 gün dayan biz her türlü erzak ve mühimmatı göndereceğiz demiş ama 5 ay 5 gün dayanmış, ordu komutanları bile arpa, yulaf, darı, süpürge tohumu, kuşyemi ve nispetinde kum karışımı ekmek yemiş,  hiçbir yardım gelmemiştir.

Şükrü Paşanın Edirne Müdafaası günü gününe Avrupa’da tâkip edilmiş, Şükrü Paşa ve askerlerinin direnişi büyük takdir toplamış, Glaud Fare ve Piyer Loti gibi Türk dostu birkaç kişinin önderliğinde Fransızlar bir şeref kılıcı ve içinde binlerce imza bulunan Altın Kitap hazırlayıp Şükrü Paşaya getirmişler. Şükrü Paşa Almanya’da iken tanıştığı asker arkadaşları da yine Almanya’da bir kampanya başlatıp Paşanın anıtını dikmişler. İkinci bir Plevne Müdafaası gibi dünyadan ses gelmiş, Türk milletine büyük bir şan ve şeref kazandırmıştır.

Fakat Paşa, her şey bitince ve Bulgar topçuları Selimiye Câmiine zarar vermesinler diye mecburen teslim olmuş, trende götürülürken Sofya’ya varıncaya kadar ağlamış, Bulgar Kralı bile takdir ve taltiflerinden dolayı Paşanın kılıcını almamış ve Sofya’dan ayrılmamak üzere istediği yeri gezebilme serbestisi tanımıştır. 

Şükrü Paşa esaretten kurtulup trenle İstanbul’a gelince, kendisine tezahü­rat için toplanan binlerce kişiyi İttihatçılar göstererek; “Edirne’yi teslim etti­ğin için bu halk seni linç etmek için toplandı” demişler, gizlice bir yere götü­rüp göz hapsine almışlar, ordudan emekli edip yeni görev vermemişler ve Bulgarlar Edirne’yi istilâ ettiği günlerde bile “ordularımız Balkanlarda büyük zaferler kazanıyor” diye propaganda yaptırıp, halkı kandırmışlardır.

Bu en kritik ve en dramatik günlerde, İttihat ve Terakki’nin başroldeki 3 elemanından biri ve bilahare dâhiliye nâzırı (içişleri bakanı) olan Talat Paşa Edirne’ye varmış, asker içine karışmış ve dişini tırnağına tâkip bütün imkân­sızlıklara ve moralsizliklere rağmen vatanını savunan Mehmedçiklere “Burası Rumeli, siz Anadolu çocuklarısınız, ne işiniz var buralarda, gidin vatanınızı savunun…” gibi sözlerle askerin cepheden kaçmasını teşvik ettiğine dair rivâyetler vardır.(1) Şükrü Paşa buna “evladım kendini astırmak istemiyorsan, bu faaliyetlerden vazgeç ve burayı terk et” diye tehdit edince İstanbul’a dön­müştür.(2)

“Siyâsetten Allah’a sığınırım” diyen âlimler her halde bu seviyesizlikleri görünce bu sözü söylemişlerdir. Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuş: “Bir şeye aşırı sevgi ve bağlantı gözü kör, kulağı sağır eder.” (3) İttihatçılar­daki aşırı siyâset sevgisi de onların işte böyle gözünü kör kulağını sağır et­miştir. Fakat ne yazık ki; bizim siyasîlerimiz bu olaylardan ibret alıp, bir asır önceki bu anlayış ve zihniyeti terk etmiş değiller. hâlâ “bizi sevmeyen ölsün” felsefesiyle hareket ediyorlar. Kendileri iktidara gelince sanki ellerindeki si­hirli değnekle cenneti dünyaya getireceklerini zannediyor ve öyle hareket ediyorlar. Bir türlü itidal ve ittifak içinde hareket etmesini bilemiyorlar, maa­lesef ve maalesef!..

7-Kendilerinden olmayıp dişlerine dokunan politikacılara, bakanlara pa­şalara, müftülere(4) suikastlar düzenleyip öldürmüşlerdir.(5) Halkı ve idâreci­leri politize edip kamplara ayırmışlar ve ortamı haddinden fazla germişlerdir. Kendi milleti arasına bu denli nifak ve tefrika tohumları saçan İttihat ve Te­rakki, Balkan Milletlerini ve kiliselerini birleştirmişler, aralarını sulh edip, birlik içinde Osmanlıya yüklenmelerini sağlamışlar, Abdülhamid merhumun politikasına tamamen zıt bir siyâset izlemişlerdir.(6)

 Zımnen tehditte buluna­rak zenginlerden para toplamışlardır.(7) Kendi lehlerine meclisten karar çıkarta­bilmek için savaş gemilerinin namlularını meclise çevirtip tehdit et­mişlerdir.(8) Balkanlarda yaptıkları çeteciliği şehirlerin göbeğine taşımışlar­dır.(9) İsmail Ufuk isimli zatın anlattığı şu olay, bu çeteciliğin hangi raddelere vardığına açık bir delildir:

 “…Bir ara cepheye Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi (Sultan Abdülaziz’in oğludur 1857-1916) geldi ve gezdi. Bizi teftiş etti. Enver Paşa da oradaydı. Enver Paşa’ya: ‘Bu kadar askeri niçin kırdırıyorsunuz? Savunma yapacağı­nıza niçin taarruz yaptırıyorsunuz?’ Diye çıkışınca, Enver Paşa tabancasını çekip ayaklarına doğru iki el ateş etti. Yusuf İzzeddin Efendi de dönüp İstan­bul’a gitti.

 “(cebinden çıkardığı dergiden Veliahdın resmini göstererek) İşte şu re­simdeki veliahd… Çok merhametli imiş. Bize acıdı. Enver Paşayı mı sordu­nuz? Çok cesur, kurt gibi bir adamdı. Gelip cepheyi gezdi. Hatırımızı sordu, ama kimse korkusundan derdini söyleyemiyordu. Vurur diye korkardı her subay ondan…”(10).

Dipnotlar:

1- M. Sabri Koz, “Edirne Müdâfii M. Şükrü Paşa”, Zaman Kitap, 2008 İst. s. 14.

2- İlhan Bardakçı, “İmparatorluğun Yağması”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2006, s. 57.

3- “Ebû Dâvud”, Edeb 125, (5130).

4- Kendilerine muhalif olan Manastır Müftüsünün katletmişler, Alaylı zabitlerin


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık