);*} İRŞAD - İNZAR ? TEBLİĞ
  • 22 Ocak 2016, Cuma 8:49
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İRŞAD - İNZAR ? TEBLİĞ

Önümüz çileydi arkamız cefa

Bir gün semtimize basmadı sefa

Mürşidin, müridin günde beş defa

Günaha girdiği çağda yaşadık           

                         A. Rahim Karakoç 

 

İnsanoğlu irşad ve inzara muhtaç bir varlık olarak ya­ratıl­mıştır. Peygam­berlerin görevleri de bunlardır. Onla­rın olmadığı zamanlarda bu görevi mürşid ve münzir de­diğimiz kişiler ya­parlar. Çünkü “âlimler peygamberlerin varisle­ridir”([1]) diye hadis-i şerifler vardır.

Mürşid: Bilgilendiren, aydınlatan, irşad eden, Münzir: Bazı söz ve fiille­rin akıbetini söyleyerek, insanların hak ve hakikatten sapmamaları için kor­kutan manalarınadır. Cahillerden münzir olabilir ama mürşid olamaz. Çünkü; bilmeyen bilgilendiremez. Ahir zamanda her şey tersine olacak derler,      günü­müzde ilim erbabı olmayanlar mürşid geçiniyorlar ama Ali Ulvi Kurucu rah­metlinin de tespiti ile bunlar tarikatçı olabilirler ama gerçek mürşid ola­maz­lar.([2]) 

“Belâların en şiddetlileri peygamberler üzerine inmiş­tir”([3]) hadisi şerifi göz önüne alındığında, onların vekili durumundaki bu insanlarında çileli bir hayat sürmeme­leri düşünülemez. Şair­ler ve edipler bunu dile getirmişler:

Dilerim ki fani dünyada kimse

Ömrünü mihnetle telef etmesin

Fakat kâmil adam olmak isterse

Elem çektiğine esef etmesin         

Rıza Tevfik.

Bu elem yurdu denî dünyanın

Derdine mihnetine gâyet yok

Bir çürük diş gibidir bence bu can

Çıkmadan sahibine rahat yok   

Ferit Kam

“Bizi uyarmazsanız sizde hayır yoktur, uyarılarınızı dinle­mezsek bizde hayır yoktur.”                                                   Hz. Ömer

 

“Uşağım dahi olsa, hatalarımı düzelten efendim olur.”                                                                                  Goethe

 

İrşad ve inzar Peygamberlerin yaptığı kurallara uyu­larak ya­pılmalı, bi­linçli, güler yüzle, tatlı dille, adam seçmeden, gönül kırmadan, ayıpları yüze vurmadan… yapılmalı, aksi takdirde günümüzde bazılarının yaptık­ları gibi “kaş yapayım derken,  göz çıkarılır” ve faydadan çok zararlı olunur.

İslâm tehdit dini değil, tebliğ ve irşad dinidir. Hak­kıyla ya­pıldığı takdirde bunun ecri çok büyüktür. Süfyan-ı Sevrî;  “Ho­rasana gidip tebliğde bulun­mak, Mekke’de Kâbe’ye komşu ol­maktan daha hayırlıdır” demiştir.([4]) Alperen denilen Allah dostla­rının önceden gelip, küffar diyarlarına yerleşip, Müslü­manlar hakkında imaj oluş­turmalarının, İslâmî fetihleri ne kadar kolaylaştır­dıkları hepimizin malumudur.

Konya’mızın meşhur ve mağfur âlimlerinden Hacıveyiszade Mustafa Efendiye Arabistan’dan tanıdığı zengin bir misafir gelmiş, hoca birkaç gün misafir ettik­ten sonra (tabi kendisi çok varlıklı bir adam değil) “Arap kardeşi­miz bir de Konya mutfağının o nadide yemekle­rini tatsın” düşüncesiyle bir zenginin evine gönderiyor. Birkaç gün sonra Arap misafir, Ho­canın evine dönmeyi arzu ediyor, sebebi sorulduğunda; “vallah karnım gayet güzel doyu­yor ama, burada gönlüm doymuyor” diyor. Tabi hocanın evinde her ne kadar leziz ve latif yemekler az ise de, ilim, irfan, sohbet nimetleri boldur.([5]) Ehline de bun­lar öteki gerçek yemeklerden daha tatlı, daha kıymetli gelir.

İrşad ve inzar yapılırken ölçülü olmak, bazen korku­tulursa bile, ekseri­yetle müjdelemek, umutlandırmak lâzımdır. Hz. Pey­gamberin tavsiyesi de bu minval üzere­dir: “Kolaylaştırınız            zor­laştırmayanız, müjdeleyiniz, nef­ret et­tirmeyiniz”([6])

Çok sevdiğimiz hocalarımızdan birisi Ankara Siteler Ca­miine Cuma Na­mazı kılmak için gitmiş ve şahit olduğu bir olayı şöyle anlatmıştı: “Vaiz içki­den bahsediyor ama öyle ağır sözler söylüyor, hoş olmayan tavır sergiliyordu ki; yanımda bulunan birisi arkadaşının kulağına eğildi ve ‘bu akşam şu vaize iddia bir içelim’ dedi.” İşi bu safhaya getirmeye kimsenin hakkı yok, Allah Resûlünün metodu da bu değildir. Şâir Eşref’de böyle birini dinlemiş olacak ki şöyle demiş:

Nev’i insan sevdiği bir şeyi pek çok zikreder

Vaizin kürside ağzından cehennem düşmüyor

Abbasi halifelerinin en meşhurlarından olan Harun Reşid, bir camide bir vaiz’in, kendini ve uygulamalarını çok kerih bir şekilde kötülediğini görünce, yanına çağır­mış ve şöyle demiş:

“Bak hoca efendi! Senden daha âlim olan biri, benden daha zalim olan birine elçi gönderirken, ona karşı yumu­şak sözlü, tatlı dilli, güler yüzlü olur diye emrediyor, sen neye böyle kırıcı bir lisanla söylüyorsun?”

Burada kastedilen olay şudur: Cenâb-ı Allah Hz. Musa ve kardeşi Harun peygamberi, Firavunu hak ve hakikate davet et­sinler diye gönderiyor ve şöyle emredi­yor: “Ona yumuşak sözlü olun”([7])

İşte Harun Reşid, senden daha âlim olan derken “Allah’ı”, benden daha zalim olan derken de “Firavunu” kastediyor.

 

Dipnotlar:

1- Keşfü’l Hafâ, c. 2, s. 84 (1751).   

2- Ali Ulvi Kurucu, “Hatıralar-3”, M.E Düzdağ,Kaynak Yay.2007, İst. s.79.

3- Heysemi, Mecmau’z-Zevâid,, 1224(4024); İ. Canan,Hadis ANS. 17/559.

4- Osman Nûri Topbaş,“Vakıf İnfak Hizmet”, Erkam Yay. İst. 2002, s, 284.

5- Ali Ulvi Kurucu, “Hatıralar-1”, M.E.Düzdağ, Kaynak Yay. 2007, İst. 2. baskı, s.162,222.

6- Buhârî, İlim 12; Müslim, Cihat 6.

7- Tâhâ Sûresi, 44.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık