);*} İLTİCA – MÜLTECİ – OSMANLI (3)
  • 14 Mart 2018, Çarşamba 7:38
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İLTİCA – MÜLTECİ – OSMANLI (3)

Gazze Savaşlarında da adı büyük kendi bir Haçlı kuruluşu olan BM (Birleşmiş Milletler) okullarına, bürolarına, güvenli ilân ettikleri ofislerine sığınan biçare insanları İsrail’e karşı korumamış, onları İsrail’in terörüne teslim etmiştir.

Saddam Halepçe’ye kimyasal bomba atıp binlerce kişiyi öldürünce, onbinlerce insan Türk sınırlarından içeriye girmiş, aç bî ilaç zarurete düşmüş, rahmetli Özal bunlara kucak açmış, kamplar kurup iaşe ve ibatelerini sağla­mış, Batılı Hümanist devletlerden hiç biri bu insanlardan kabul etmemiş, bize ekonomik yardımda da bulunmamış ama “haftada neye şu kadar et yedirmi­yorsunuz” diye bizden hesap sormuşlardır.

Aynı şey Suriyeli sığınmacılar hususunda da olmuştur. Önce Esad’ı he­men bertaraf edecek bir hava estirmişler, bizi gaza getirmişler, Esad’la ara­mızı bozmuşlar ve milyonlarca Suriyeli mültecinin içimize gelmesine sebep olmuşlar, bilahare çekiliverip o insanları ve bizi Esad’ın zulmüyle tek başına bırakmışlardır.

Medeniyet havarisi kesilen bu Haçlılar, yüzbinlerce insan öl­düren Esad’a karşı parmaklarını oynatmazken, onbinleri 21. Asırda dünyanın gözü önünde katleden İsrail’e bir şey demediği gibi bilakis teşvik edip yardım yaparken, Mısırda seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi bir darbe ile işbaşından uzaklaştırılıp binlerce insan katledilip, idam cezalarına mahkûm edilince kılını kıpırdatmazken, IŞID denen bir terör örgütü anbinlerce masum müslümanı katlederken hiçbir şey demezken… James Foley isimli ABD’li tek bir gazete­ciyi infâz edince topyekun ayağa kalkmış ve harekât üstüne harekât düzenle­miştir. Batılı bu!.. Haçlı bu!.. Medeni yamyamlar bunlar!..

Konu mülteci ve sığınmacı olunca bir misal daha verip konuyu noktala­yalım. Biz milyonlara varan mültecileri memleketimize kabul edip hüsnü muâmele ederken, binde bir kaçak yollarla Avrupa’ya varabilenlere onlar nasıl muâmele ediyor bir misal: 

18. 12. 2013 târihinde bütün medya kuruluşlarında bir haber gösterildi. İtalya’nın güneyinde bulunan Lampedusa Adası göçmen karşılama merke­zinde göçmenlere insanlık dışı muâmele yapılıp, çırılçıplak soydurulup, yan­larına yaklaşmadan, hortumlarla, tazyikli sular ve ilaçlarla yıkanıp dezenfekte edildiği görüldü.

Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 10 Haziran 2002 târihinde Roma’daki Dünya Gıda Zirvesinde dile getirdiğine göre dünyada her gün 24 bin kişi açlıktan ölmektedir.(1) Batının getirdiği medeniyet ve dünya düzeni bu. Bundan dolayı Batının iliklerine kadar sömürdüğü fakir memleket halkla­rından birçoğu, ölümü göze alıyor, gerekirse “açlıktan öleceğime denizde ölürüm. Ama kurtulursam hiç olmazsa karnım doyar” düşüncesiyle bütün tehlikeleri göze alıp kendini Avrupa’ya atmaya çalışıyorlar.

Kendilerinden bir yazar olan Richard Nort, “Reel Cast-Gerçek Mâliyetler” isimli kitabında; “Avrupalıların kedi ve köpekleri günlük, Afrikalıların iki katı kalori tüket­mektedirler”(2) diyor. Fakat lokmalarını çalan Avrupalıların kendini Av­rupa’ya atabilen zavallı mültecilere yaptığı muâmele bu. Yalnız 3 Ekim 2013 târihinde bu ada açıklarında batan bir mülteci teknesinde 366 göçmen denizde boğulup can vermiştir.

Eskiden de Osmanlı diyârı böyle cazibe merkezi idi. Her taraftan birçok mülteci gelirdi. Şimdi dedelerimizin bu zavallılara yaptığı muâmeleyi dile getirip konuyu bitirelim:

Dışarıdan gelen insanların bulaşıcı bir hastalık getirmemesi için karanti­naya alınması gerekir. Dünyada bugünkü uygulamada budur. Osmanlının yıkıldığı târihte Dünyada tescilli olarak 3 adet Karantina Adası bulunmakta­dır.

Bunlar; ABD’de Elisa Adası, Hırvatistan Dubrovnik’te bulunan Karantina Adası ve Ülkemizde İzmir’in Urla İlçesi'nde bulunan Urla Karantina Adası’dır. Görüldüğü gibi iki tanesi Devlet-i Âliyye toprakları içindedir. Os­manlı buralara Tehaffuzhane demiş. Muhâfaza kelimesinden gelir ve günü­müz Türkçesi ile “koruma evi veya karantina evi” mânâsına gelir. İlki 1823’te kurulmuş, 1950 yılına kadar işlevini sürdürmüştür.

Buradaki uygulama: Gelen mülteci soyunma bölümüne alınır, temiz sa­bun, havlu ve losyonlar verilip güzelce yıkanması sağlanır, elbiseleri ve ken­dileri dezenfekte edilir, defterlere kayıtları girilir. Dezenfekte edilen eşyaları kendilerine iade edilir ve doktor muayenesinden geçirilir. Hasta olanlar teda­viye alınır. Her türlü iaşe ve ibate işlemleri karşılanır ve üç gün misâfir edilir, her türlü izzet ve ikram yapılır, daha sonra hasta olmadığına dair eline bir evrak verilip yurt içine alınır.

Dipnotlar:

1- Mesut Karaşahan, a. g. e. s. 10.

2- Zafer Dergisi, sayı 118, s. 32.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık