• 13 Mart 2018, Salı 7:19
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İLTİCA – MÜLTECİ – OSMANLI (2)

1848 yılında Polonya; topraklarını işgal edip bölüşen Ruslar ve Avrupa­lılara karşı istiklâl savaşı başlatmış ve başlarına General Bem geçmiş, yara­lanmış, Türklere sığınmış, tedavi edilmiş, Rusya ve Avrupa devletleri teslim edilmesi için şiddetli baskı yapmış ama Genç pâdişah Abdülmecid “Tahtımı hattâ başımı veririm. Lakin devletime sığınanları aslâ geri vermem” demiş­tir.(1)

Osmanlı kendine sığınan kimseleri (Demirbaş Şarl da olduğu gibi) ne pahasına olursa olsun (neticesi savaş bile olsa) vermezdi.(2) İsveç Kralı Demirbaş Şarl, Poltova Savaşında (1709) Rus Çarı 1. Petro’ya yenilmiş, esir düşmek üzere iken 1500 kişilik bir kuvveti ile Osmanlı topraklarına sığınmış, Bender Kalesinde 5 seneye yakın yaşamış, Rusların bütün tehdit ve baskılarına rağmen Osmanlı kendisine iltica eden bu kralı vermemiş, üstelik o kadar iyi muâmele ve hüsnü kabul göstermiş ki Kral; “Ruslardan kurtuldum ama, Türk nezâketinin ve misâfirperverliğinin esiri oldum” demiş ve bu sözü târihe geçmiştir.(3)  

Macar Kralı Tökeli İmre de (1657-1705), yine Osmanlıya sığınıp iade edilmeyen krallardan biridir.(4) Macaristan’daki Protestanların lideridir. Avusturya İmparatorunun Katolik olması için yaptığı bütün baskılara karşı durmuş, neticede Osmanlıya sığınmış, Karlofça Antlaşmasında Avusturyalıların bütün ısrarlarına rağmen Osmanlı bu zatı vermemiş ve İzmit’te ölmüştür.

Bu durum Osmanlının mayasına işlemiş olacak ki; daha önce bahsedil­diği üzere, kendileri sürgünde iken, yani başkalarının himmetine muhtaç iken bile bu asaletlerini tezahür ettirmekten çekinmemişler, Son Halîfe Abdülmecid efendi evine sığınan Fransız direnişçileri Almanlara teslim etmemiştir.(5)

Kendilerine birçok kral, imparator ve üst düzey bürokratlar sığındığı halde,(6) 624 yıllık Osmanlı târihinde, çok büyük badireler atlatıldığı, kardeş kavgaları yaşandığı halde hiçbir Osmanlı sultanı yabancı bir devlete iltica etmemiştir. Şehzâdelerden iltica edenler olmuştur ama pâdişahlardan sadece Sultan Vahdeddin böyle bir yola başvurmuştur.(7)

Onu da yukarıda zikri geçtiği üzere; “sen bir devlete sığınıp memleketten çıkmazsan, sizi ve cumhuriyeti tutanlar birbirine girecek, kan gövdeyi götürecek, birçok insan ölecek…” gibi sözlerle kandırıp teşvik ettikleri için böyle bir yola “benim yüzümden kardeşkanı dökülmesin” düşüncesiyle 1922 yılında teşebbüs ettiği târihî gerçeklerdendir.

Mülteciler Hususunda Avrupalıların Kalleşliği:

Osmanlının uyguladığı bu asil tutumu 21. Yüzyılda güya medeniyetin mimarı kabul edilen Avrupalılar bile uygulayamamışlar,(8) mazlum ve madur Bosna Müslümanlarını Sırpların katliam ve soykırımlarından korumak için BM güvenli bölgeler kurup ilân etmiş, buralara sığının Müslümanlara güven­lik garantisi vermiştir.

Zepa, Gorajde ve Srebrenitsa gibi yerlerde oluşturulan bu sözde güvenli bölgelere 8 bin Bosnalı Müslüman sığınmış ama kendilerine güvenip sığına bu biçareleri başta Hollandalı General Hans Coozy’nin emriyle Sırplara verilmişler, hepsi hunharca katledilmişler, bu katliam esnasında BM görevlisi subay ve askerler şampanyalar içerek katliamı seyretmişler,(9)  sonra­dan sebebi sorulduğunda “ne yapalım Müslümanlardan nefret ediyoruz” demişlerdir.(10)

Gazze Savaşlarında da adı büyük kendi bir Haçlı kuruluşu olan BM (Birleşmiş Milletler) okullarına, bürolarına, güvenli ilân ettikleri ofislerine sığınan biçare insanları İsrail’e karşı korumamış, onları İsrail’in terörüne teslim etmiştir.

Saddam Halepçe’ye kimyasal bomba atıp binlerce kişiyi öldürünce, onbinlerce insan Türk sınırlarından içeriye girmiş, aç bî ilaç zarurete düşmüş, rahmetli Özal bunlara kucak açmış, kamplar kurup iaşe ve ibatelerini sağla­mış, Batılı Hümanist devletlerden hiç biri bu insanlardan kabul etmemiş, bize ekonomik yardımda da bulunmamış ama “haftada neye şu kadar et yedirmi­yorsunuz” diye bizden hesap sormuşlardır.

Aynı şey Suriyeli sığınmacılar hususunda da olmuştur. Önce Esad’ı he­men bertaraf edecek bir hava estirmişler, bizi gaza getirmişler, Esad’la ara­mızı bozmuşlar ve milyonlarca Suriyeli mültecinin içimize gelmesine sebep olmuşlar, bilahare çekiliverip o insanları ve bizi Esad’ın zulmüyle tek başına bırakmışlardır.

Dipnotlar:

1- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak.Yay. Ankara, 2001, c. 1, s. 305.

2- Mustafa Armağan, “Osmanlı İnsanlığın Son Adası”, DA yayınları, İst. 2002, s. 38.

3- Avni Arslan-Ziya Demirel, a. g. e. s. 181.   

4- Sâmiha Ayverdi, “Ebabil Kuşları”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 95.

5- Mustafa Armağan, “Osmanlı’nın Mahrem Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 244.

6- Mümtaz Turhan, “Kültür Değişmeleri”,  MEB Yayın­ları.1000 Temel Eser. s. 201.

7- İlhan Bardakçı, “Târihten Bugüne”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2004, s. 160.

8- Milliyet Gazetesi, 18. 02. 1997.

9- Milliyet Gazetesi, 15. 07. 1995.

10- Türkiye Gazetesi, 03. 12. 1995.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık