);*} İdealler ? mefkûreler (2)
  • 28 Kasım 2015, Cumartesi 10:44
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İdealler ? mefkûreler (2)
 

Ceddimiz Osmanlının da hedefi büyük, gayesi aziz, mefkûresi mübarek olduğu için Allah onları başarıya ulaştır­mış ve bugün mirasyedileri olarak öğünmekle ik­tifa ettiğimiz şanlı bir tarih, azim bir devlet, gerçek bir medeni­yet bırak­mışlardır. Onlar gaye ve ideallerini şöyle dile getirirlermiş:

 

Gayemiz Allah’dır

Liderimiz ve önderimiz Resûlullah’dır

Yolumuz İslâm’dır

Hayat prensiplerimiz Kur'an’dır.

Cihat bizim sanatımızdır.

Allah yolunda şehit olabilmek ise,  en son ve en ulvi ga­yemizdir.

 

Onun için 22 milyon km. kare toprağa ve ağzına ka­dar dolu hazinelere sahipken, ömrünü rahat sarayında,  hareminin arasında geçirmeyip,  sefer üstüne sefere çı­kan: "Bizim mak­sadımız toprak veya kuru bir cihangirlik da­vası değil,  Allahü zülcelâlin adını bütün dünyaya du­yurmak,  insanları İslâmla şereflendir­mek,  onları ceha­letten aydınlığa, zulümden ada­lete, dala­letten hidayete çıkarmaktır" di­yen ve; "rahat yata­ğımda ölürsem,  karıla­rım­dan farkım ne olacak" diyerek se­ferde,  küffar diyarla­rında şehit olmayı şeref bilmişlerdir.

 Ça­dırda doğmak, cephede ölmek Osmanlının en belirgin özel­likleri olmuş­tur. Bir Osmanlı hanımına kocan nerde öldü diye sormak; “el­bette cephede öldü ne soruyorsun” manasına ha­karet sayılırmış. Bazı dönem­lerde bir evde kaç tane sefere gi­de­cek eleman varsa, o kadar savaş çantası kapının arka­sında, “haydin” dendiğinde gecikmemek için hazır asılı durur­muş. “Cesurlar bir kere, korkaklar bin kere ölür” sözü aralarında darb-ı me­sel olmuştur.

Bebelerine beşikte iken söylenen nin­nilerle bunlar DNA’larına ilka edilirmiş. Onlar gerçek      kah­ramanlarmış, şimdi onların torunları sentetik kahraman olunca, dünyadaki imajımız da zede­lenmiş, karizmamız çi­zilmiş, hain Haçlıların maskarası durumuna düşmüşüz.

Tarihi araştırmalar şunu gösteriyor ki; Eflatun’un ideal devlet tanımına en yakın, en uygun devlet, Devlet-i Aliyye olmuştur.([1]) Osmanlının zeval yılla­rında bile, nasıl bir cesaret ve şecaat sahibi olduklarını Namık Kemal; “Za­limler ne ka­dar pervasız olurlarsa olsunlar yine onları biz yıkarız, bizi dünya­nın derinliklerine atsalar, onu pat­latır yine meydan-ı celâdet’e çıkarız” mea­lindeki şu şiiri ile dile getiriyor:

 

Zâlim olsa ne rütbe bî-pervâ

Yine bünyâd-ı zulmü biz yıkarız!

Merkez-i hâke atsalar da bizi

Kürre-i arz’ı patlatır çıkarız! 

 

Gerçekten çeyrek yüzyıl içinde Osmanlı Rus, Yemen, Trablusgarp, Bal­kan, 1. Dünya ve İstiklâl Savaşları ol­mak üzere beş büyük savaşa sokup yok etmek istedikleri Osmanlı, tarih sahnesinden çekilmemiş, sadece rol değiş­tirip Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye genç, dinç ve in­şallah, her şeye rağmen ecdadının mirasına sahip çıkacak diri bir devlet ola­rak ortaya çıkmıştır.           

Konuyla ilgili güzel sözlerden birkaç tanesi:

“Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup ol­man bile zafer sa­yılır.”  Xsentos

“Hayatta en zor şey, gayesiz insanlarla birlikte yaşa­mak mecburiyetinde kalmaktır.”   Cenap Şahabettin

“Bazen her şeyi kazanmak için her şeyi kaybetmeyi göze almak gerekir. Endülüs; gemileri yakanların olur.”  Selahaddin Şimşek

Hz. İbrahim’in ateşe atıldığını duyan karınca ağzına bir miktar su alıp o yöne doğru yola çıkar, rastlayanlar; “bu gi­dişle ne zaman varacaksın, ağzın­daki bir damla bile olmayan suyla ne yapacaksın?” demişler, karıncanın ma­nidar cevabı şöyle olmuş: “doğru belki hiçbir şey yapa­mam ama, idea­limi, tarafımı da gösteremem mi?”

Dipnotlar:

1- Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 58, s. 5.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık