• 24 Kasım 2016, Perşembe 7:48
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HOCA (1)

Bir Miraç Gecesi Sultanahmet Camii vaizi ile Feyle­sof Rıza Cami avlu­sunda kar­şılaşır. Vaiz: "Rıza Bey Miraç hadi­sesi cismen mi ruhen mi vâki oldu, sizin görüşünüz ne" diye sorar. O şöyle cevap verir:

Bana sual sorma cevap müşkildir

Her sırrı ben sana açamam Hocam

Hak'kın hazinesi darı değildir

Cami avlusunda saçamam Hocam

Kayd-ı Ahiretle düşmem mihnete

Ben burda memurum şimdi hizmete

Hayvan otlatırken gidip Cennet

Sana hulle donu biçemem Hocam

Miracı anlatma eşek değilim

Bildiğin kadar da melek değilim

Günahkâr insanım ördek değilim

Bu ağır gövdeyle uçamam Hocam

Halka korku verme velvele salıp

Dünya ve Ahiret bu köhne kalıp

Ben softa değilim cübbemi alıp

İmaret imaret göçemem Hocam

Feylesof Rızayım dinsiz anlama

Dini ben öğrettim kendi babama

Her ipte oynadım cambazım amma

Sırat köprüsünü geçemem Hocam   

Hoca, Hâce; Farsça bir kelimedir. Efendi insan, iyi insan manasınadır. Günümüzde din görevlisi, öğretmen, öğretim görevlisi… kişiler için kullanılır.

İslâm ilim ve irfan dini olduğu için, onu öğreten kişi­ler de onun nazarında çok değerli, çok kıymetli kabul edilmiş, Hz. Ali: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” buyur­muştur. Fıkıhta hoca hakkı ebeveyn hakkında üs­tün ka­bul edilmiştir. Âlimle, ilimle, öğreten ve öğrenenle ilgili yüzlerce ayet ve ha­dis vardır. Hz. Peygamber: “Âlimler pey­gamberlerin varisleridir”([1]) buyura­rak konu­nun hassasiye­tine dikkat çekmiştir.

Her ne kadar yukarıda ilimle ilgili her meslek men­subu için “hoca” sıfatı kullanılıyor ise de, genelde ilk akla gelen din görevlileri olmaktadır. Ötekilerin başka sıfatları da var­dır. Muallim, öğretmen, öğretim görevlisi vb.

Nefislere hoş gelen şeyleri şeytan, nefis terbiyesi ile il­gili şeyleri de pey­gamberler söylemişlerdir. Bu sebeple nefis ve şeytanın oyuncağı olan kişiler tarafından pey­gamberler için kötü şeyler söylenmiş, eziyet ve işkenceler edil­miştir. Günümüzde de aynı olumsuzluklar hocalar yani din görevli­leri için söz konusudur.

İlmin hükümran olduğu dönemlerde peygamber ve­kili bu adamlara hak ettikleri hürmet ve ta’zim yapılmış, el üs­tünde tutulmuş, camide bile ayakla­rına kalkılmış,([2]) fetvaları ile amel edilmiş, cemiyetin en itibarlı kişileri olmuş­lardır.

Osmanlının son dönemlerinde bile bu saygının hangi radde de olduğuna bir misal: Yesari Asım Arsoy hocasına son derece bağlı imiş, bunu anası kıs­kanmış ve bir söz esna­sında “O aslanı ben doğurdum” deyince hocası da “Sen do­ğurdun ama ben yoğurdum” demiştir.([3]) Ama son­radan dev­ran değiş­miş, köprünün altından çok sular ak­mış ve bu sınıf cemiyetin en horlanan insanları olmuşlar­dır.

Doğumunda-ölümünde, nikâhında-düğününde, der­dinde-devasında, ima­nında-ibadetinde hocalara muhtaç ol­duğu halde, yine de en fazla onlar aley­hinde konuşulu­yor, onlar aleyhinde fıkralar, yalanlar, iftiralar, hakare­tamiz darb-ı meseller uyduruluyor, cemiyetin günah ke­çisi telâkki edili­yor.

Dar zamanlarda öne sürülür, tehlikeli anlarda geçit on­lara yoklatılır, bol­lukta yüzlerine bakılmaz ama, dar­lıkta on­lardan medet beklenir, yardım iste­nir. Neyzen Tevfik’in şu beyti ne kadar gerçekleri yansıtıyor:

Zalim idbara düşünce dinden istimdad eder

Adile fırsat düşerse kinden istib’ad eder             

 

 

Dipnotlar:

1- Keşfü’l Hafâ, c. 2, s. 84 (1751).   

        İdbar: Sıkıntılar, İstimdat etmek: Yardım istemek, İstib’ad etmek: Uzak durmak.

2- İsmail Hâmi Dânişmend, a. g. e. c, 1, s. 164; Ferhad Koca, “Molla Hüsrev” TDV Yay.

        Ank. 2008, s. 78.

3- İbrahim Refik, “Tarihin Meçhul Tanıkları” Kaynak Yay. İst. 2008, s.234.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık