);*} HIRSIZLIK ve İSLÂM -2
  • 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HIRSIZLIK ve İSLÂM -2
Meşhur seyyah A. Dö. La Motrey'in; Voyaj en Avrupa, Asya et Afrika isimli eserinden: "Hırsızlara gelince, bunlar İstanbul’da son derece nadir­dir. Ben yaklaşık Türkiye’de 14 yıl kaldığım halde hiçbir hırsızın orada yakalan­dığını işitmedim. Yol kesen haydutların cezası kazıktır.

14 yıl içinde altı kişi­nin kazığa vurulduğunu işittim. Onlarda hep Rum cinsinden idi. Türkiye’de yan kesiciliğin ne olduğu bilinmez. Onun için ceplerin el ça­bukluğundan kor­kusu yoktur. "

1765 yıllarında İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Sir James Porter’dır. Bu adam büyük bir İslâm ve Türk düşmanı olmasına rağmen o bile bakın ne yazmış eserinde: "Türkiye’de yol kesme vakalarıyla, ev soygunculukları, hatta dolandırıcılık ve yankesicilik vakaları adeta meçhul gibidir. Harp halinde olsun, sulh halinde olsun yollarda evler kadar emindir. Bilhassa ana yolları takip ederek bütün imparatorluk arazisini emniyet içinde katetmek her zaman kabildir. Bu fevkâlade olaya hayret etmemek kabil değildir."

1872 yılında İstanbul’a gelen Fransız yazarlarından Pol Odel, “Kostantinople” isimli seyahatnamesinin 190. sayfasında şöyle der: "İn­sana heyecan veren yüce bir adet mucibince, camiler seyahate çıkacak kimselerin her türlü ticari senetlerini ve kıymetli eşyalarını emanet olarak bırakmalarına her zaman âmâde bulunur. En eski devirlerden beri hiçbir zaman bu emanet­lerden herhangi bir şey çalınmış olduğu görülmemiştir. Bizim memleketlerde hırsızların bu kadar insaflı davranacaklarını temin edemem."

“Türkiye’deki hırsızlık ve eşkıyalık, Avrupa’dakine nazaran çok daha kü­çük çapta oluyor. Aslında etrafta görülen fakirlik böyle bir havayı ha­zırla­maya oldukça müsait. İstanbul’da polis o kadar az ki. Buna rağmen bu şe­hirde Paris’de olduğundan daha çok emniyette sayılırız.”([1])

Balkanlarda tüccar ve seyyahlar, Osmanlı diyarında Avrupa’nın her ta­ra­fından daha emniyetli dolaşırlar ve emniyet ve güven içinde ticaret ya­par­lar.([2]) 

Evet bugünkü ahlâk anlayışımızla bu yazılanlara inanmamaktayız de­ğil mi? Onlar böyle olmasaydı, Cenâb-ıAllah onları 600 sene dünyanın efendisi yapar mıydı? Onlar böyle olmasaydı, Viyana’dan Hindistan’a, Kırım'dan Ye­men’e kadar büyük bir imparatorluğun idaresini Allah onların eline verir miydi?

Onlar böyle olmasaydı, Malazgirt’ler, Çaldıran’lar, Mercidabık’lar, Kosava’lar, Haçova’lar, Niğbolu’lar… kazanılır, Müslüman Türk adı dün­yada destanlaşır mıydı?

Ya şimdiki halimiz. Her şey meydanda. Kimse çalamasın diye, umumi yerlerdeki elektrik ampullerinin dışına yapılan muhafazalar, çeşme mus­lukla­rına takılan demir kelepçeler, halıları çalınan hatta ve hatta ecdadın yaptığı kubbe kurşunları bile soyulan camiler…millî ahlâkımızın derecesini göster­meye yeter de artar bile.

Konuyla ilgili meşhur Alman şairi Goethe şöyle demiş: “Küçük hır­sızlar cezalandırılırlar, büyükler sarayları yönetir.”  

Son söz, istisnaları tenzih ederek, yakın tarihimizin en büyük heccavlarından olan Neyzen Tevfik’den olsun:

 

 

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler

Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler

Künyeni almak için, partiye ettim telefon

Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler         

 

Dipnotlar:

1- İstanbul’daki Fransız elçisinin yeğeni, La Baronne Durand De Fontmagne, “Kırım

         Harbi Sonrasında İstanbul”, Tercüman 1001 Temel Eser, 1977 s. 259.

2- Sandor Takats, “Macaristan Türk Âleminden Çizgiler”, MEB Yay. 1000 Temel Eser,

         İst. 1970, s. 42, 47, 48.

 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık