• 03 Ekim 2017, Salı 7:16
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Hânedan?ın En Büyük Problemleri (1)

Hânedan’ın En Büyük Problemleri Vatan Hasreti ve Kabir Meselesi Olmuş:

Hânedan mensupları bu çilelerin hepsine göğüs gerip katlanmışlar, ka­bullenmişler, kaderimiz demişler ama bir hususu kabullenememişler ki, bunun vebâlini sorumlular huzurullah’da nasıl verecekler bilmiyorum!..

Bu insanların tek istekleri, ölünce cesedimiz gâvur ellerinde kalmasın, Haçlarla dolu kabirler arasında yatmayâlim. Dedelerimizin kanları ile sulan­mış vatan toprağına gömülelim. Cennet vatan denen Anadolu’da ezan sesleri altında uyuyâlim. Dirilerimiz rencide oldu, ölülerimiz bari rencide olmasın… Bütün istekleri bunlar, yani vatan toprağına gömülmek. Ama bu bile onlara çok görülmüştür.

Vatanlarını çok seven, onun hasretiyle yanan tutuşan, yanlarında vatan toprağı taşıyıp her gün onlarca defa onu koklayan, “bir gün müsâade ederler de Türkiye topraklarına defnediliriz” ümidiyle vasiyet edip cesedini tahnit ettirip gömdürmeyip 30 sene bir kilise avlusunda bekleten Hânedan mensup­larından(1) yine, toprağına ayak bastırmasalar bile hiç olmazsa geriden seyrede­riz diye tur gemilerine binip Türkiye’ye gelip, karaya çıkmadan gü­verteden vatan seyredenler, tanıdıkları ile konuşanlar olmuştur.

Üstelik bu hânedan bu memleketi tankla, tüfekle yani motorlu vasıtalarla, kolaylıkla alıp hediye etmediler, at üstünde binlerce kilometre yol kat edip, bin bir türlü çile ve meşakkatler çekerek alıp emânet ettiler. Üstelik onlar ya­kın târihte memleketlerinden kaçan İran Şahı Rıza Pehlevi, Mısır Kralı Faruk, Filipin Devlet Başkanı Ferdinand Markos, Romanya Devlet Başkanı Çavuşesku gibi devletinin ve milletinin hakkı olan milyar dolarları da dışarıya götürmediler.

Yıldırım Beyazid’in Ankara Savaşına kaybettikten sonraki Fetret Dev­rinde, Çelebi Mehmed kardeşi Çelebi Musa ile yaptığı savaşı kazanmış ve öldürülen kardeşi Musa’nın naşını Bursa’ya getirmiştir. Onlar dışarıda birbir­leri ile savaşırken, Karamanoğlu Mehmed Bey de gelip fırsattan istifade Bursa’yı işgal etmiş, Yıldırımın Türbesini tahrip etmiş ve birçok zulümlerde bulunmuş. Fakat Çelebi Mehmed’in kardeşinin ölüsü ile Bursa’ya geldiğini öğrenince alelacele kaçmış.

 Durumu gören ve nüktedan birisi olan adamların­dan biri; “sen Osmanlının ölüsünden bu kadar korkarsan, dirisini görsen ne yapacaktın?” diye nükte yapmış ama bu latifesinin bedeli çok ağır olmuş ve kelleyi kestirmiş.(2) Bu târihî olay tekerrür etmiş olacak ki; Cumhuriyet idâreci­lerinden birçoğu Osmanlının dirisi bir tarafa, ölüsünden bile bu denli çekinmiş olacaklar ki, çocuklarının cesetlerini bile kabul etmemişlerdir.

Ama onlar öyle asil insanlarmış ki,(3) kendilerine bu çileli hayatı reva gö­ren cumhuriyet idârecileri ve vatanları aleyhine bir söz söylememişler ve kötü düşünmemişlerdir. Hânedan aleyhine birçok şeyler yazılmış, söylenmiş, ol­madık iftiralar atılmış ama onlar bundan beri durmuşlar, Vatan hâini dedikleri Vahdeddin bile aleyhte bir şey dememiştir.(4)

Hânedan üyeleri arasında deği­şik tip ve karakterde insanlar çıkmıştır ama dinsiz ve vatan hâini aslâ çıkma­mıştır. Bunlar beddua etmedikleri gibi; “Fransız ihtilalında kral, kraliçe ve birçok insanı öldürdüler, Rus ihtilalında Romanoflar ailesinin bütün fertlerini katlettiler, dünyada daha başka birçok kanlı ihtilallar olmuştur. Sağ olsunlar bizimkiler bizi sürmekle yetindiler” diye dua edenler bile çıkmıştır.(5)

İstiklal Savaşı yıllarında Yunan Ordularının komutanı olan ve belki de târihin en büyük yağmalarına, katliamlarına, tecavüzlerine sebep olan gene­raller Hacı Alesti’yi, Trikopisi, Osman Gazinin türbesini tekmeleyip “kalk, kalk ta milletiyin ne halde olduğunu gör” diyen Venizelos’un oğlu Sifokles’i Mustafa Kemal’in tabiriyle Balkan hacaletini (utancını) bize yaşatan Bulgar eşkıya ve idârecilerini affetmişiz,(6) İkinci Dünya Savaşı esnasında kendi halkımız, hattâ kendi ordumuz içinde askerlerimiz açlıktan ve gıdasızlıktan ölürken Yunanistan’a buğday yardımı yapmışız,(7) fakat Anadolu’yu ve şanlı târihimizi bize hediye eden hânedan mensuplarını aslâ bağışlamamış, ölülerini bile yad ellerde rezil ve kepâze etmişiz. 

Osmanlıyı batıran İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden başta Bahattin Şakir, Cemal ve Talat Paşalar olmak üzere birçoğunun çocuklarına Cumhuri­yet hükümeti tarafından maaş bağlandığı ve Cemal, Talat ve Enver Paşa Ana­dolu dışında öldürüldükleri halde cenazeleri Anadoluya kabul edildiği halde Osmanlının kurucularının ölülerini bile memlekete sokmamışlardır.(8)

Dipnotlar:

1-Zafer Dergisi, sayı 213, s. 11.

2-Sâmiha Ayverdi, “Ezelî Dostlar” Kubbealtı Yay. İst. 2009, 2. baskı, s. 19.

3-İlber Ortaylı, “Defterimden Portreler” Timaş Yay. İst. 2011, s. 118.

4-İlhan Bardakçı, “Tuğraların Ağıtı”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2004, s. 160.

5-Murat Bardakçı, “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay. İst. 2008, s. 147.

6- Murat Bardakçı, “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay. İst. 2008, s. 307.

7-Butün Dünya Dergisi 2009/05.  s.120. 

8-Mustafa Armağan, Derin Târih Dergisi, sayı 31, Ekim 2014, s. 95.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık