);*} Hânedan Mensuplarının Çektikleri Sıkıntılar (1)
  • 26 Eylül 2017, Salı 7:21
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Hânedan Mensuplarının Çektikleri Sıkıntılar (1)

Gerçek Osmanlılar ilk dönemlerde çok enteresan insanlarmış. Her şeyi yerli yerince düşünür, gerektiği şekliyle yaparlarmış. O azamet ve ihtişâm dönemlerinde bile her şehzâdeye mutlaka bir sanatı en iyi şekliyle öğretirler ve “dünyanın bin bir türlü hali var. Bir gün ola taç ve taht kalmazda iş başa düşerse bu sanatı sayesinde, yani elinin emeği ile ailesini geçindirsin” der­lermiş.

Ama son zamanlarda bu da ihmal edilmiş. Bu sebeple sürgün edilen bu insanlar tahayyülü zor sefâletler içinde yaşamışlar ve ölmüşlerdir. Çünkü bu insanlar yurt dışına kaçan veya çıkarılan diğer hânedan üyeleri gibi mil­yarlar kaçırmamışlar, “devlet malı, kul hakkı” düşüncesi ve inancı ile yerine göre kendi kıymetli özel eşyalarını bile devlete teslim edip, makbuzunu alıp çıkmışlardır.

Resmi târihin etkisinin azalmaya başladığı, ciddi ve ilmi araştırmaların yapılmaya başlandığı son zamanlarda ortaya çıkmıştır ki; Mustafa Kemali Samsuna Vahdeddin göndermiş, ihtiyaç olan parayı vermiş ve “İstanbul işgal altında olduğu için ben bir şey yapamıyorum, sen Anadolu’ya git yapılması gerekeni yap, milleti ve askeri örgütle, millî mücâdeleyi başlat” demiştir. (1)

Fakat savaş sona erince mevki ve makamlarda gözü ve gönlü olanlar, Sultan Vahdeddin aleyhine müthiş bir kamuoyu oluşturmuşlar, sanki halk sarayı basıp Vahdeddin’i linç edecekler imajı sergilemişler ve Vahdeddin’in baş doktoru Reşad Paşa büyük bir ihtimalle Kemal Paşa ile de anlaşarak (ki intihar etmeden bıraktığı mektuptan da bu anlaşılıyor(2) Saray etrafında halk bağırtılmış, Paşa da halk sarayı basacakmış gibi propaganda edip Vahdeddin’i kaçmaya zorlamış, kaçmazsan çok kan dökülür demiş, kaçtıktan sonra da vatan hâinliği ile itham etmişler hepsi büyük bir palanın ve Bizans oyununun eseri olmuştur.(3)

Vahdeddin önce Şerif Hüseyin’in davetine uyup Mekke’ye gitmiş, ama onun niyetinin bu zor dönemden faydalanıp Halîfeliği Osman oğullarından almak olduğunu öğrenince, oradan ayrılıp İtalya’ya sığınmıştır.

Şerif Hüseyinin bu niyeti anlaşılıp duyulunca, ilk önce Hindistan Müslümanları onun Halîfe olmasına karşı çıkmış ve “bir âsi hiçbir zaman Halîfe olamaz” diye müthiş bir çıkış yapmışlar, beyanname ve broşürler yayınlayarak, O’nun Osmanlı Hilâfetine isyan edip, İngiliz Kâfiri ile birleşip Osmanlıyı arkadan vurmalarını aslâ kabullenemişlerdir.(4)

Maiyyeti olan onlarca kişi ile beraber çıktığı için, çok kısa zamanda elde avuçta olan bitmiş, çok meşakkatli bir hayat yaşamış ve neticede ölmüş, ta­butuna San Remo esnafı borçlarından dolayı haciz koydurmuş, Türkiye Cum­huriyeti borçlarına karışmadığı gibi, ölüsünü de kabul etmemiş, İslâm devlet­lerinden toplanan yardımlarla borçları ödenmiş ve naşı da Şam’daki Yavuz Sultan Selimin yaptırdığı Selimiye Câmiinin avlusuna defnedilmiştir.(5)

Sultan Vahdeddin’in gidişinden sonra saltanat kaldırılmış, yalnız Hilâfet kalmış fakat kısa bir müddet sonra 1924 yılında Hilâfette kaldırılmış ve son Halîfe Abdülmecid Efendi apar topar sürülmüş, büyük bir çile ve meşakkatle Rumeli Trenine bindirilmiş, bu esnada orada görevli Mûsevî bir vatandaş büyük bir tazim ve ihtiramla halîfenin elini öpmüş; “Osmanlının dedelerime yaptıklarını aslâ unutmayız” demiştir.

Devlet yetkilileri, Halîfe ve akrabalarına 10 gün içinde elinizdeki malları çıkaramazsanız el koyacağız derler. Bu kısa zamanda Türklerden bu nadide eserleri para bulup da alan olmadığı için, zengin Yahûdi tüccarları İstanbul’a akmış ve çok nadide eserleri öldüm parasına satın almışlardır.

Hânedan mensuplarının en büyük kâbusu küffar diyârına defnedilmektir. Türk hükümetlerinden hiçbir talepleri olmamış ve “bizim naşımızı vatan top­raklarına gömdürürseniz, çektiğimiz çileler bize bal ile yağ gibi gelecek, sâ­dece bunu bize çok görmeyin” diye defaatle müracaatlarına rağmen bu talep­leri yerine getirilmemiş, ölüleri bile yurda sokulmamış ve maalesef korktuk­ları başlarına gelmiş, birçoğu Haç işaretli mezarların arasına defnedilmişler­dir.

Meselâ: Son Halîfe Abdülmecid Efendi 20 sene Paris’te sürgün hayatı yaşamış, ölünce ölüsünü Türkiye kabul etmemiş, belki ilerde kabul ederler umuduyla cenazesi 10 yıl toprağa gömülmeden tahnit edilip bekletilmiş, fakat müspet bir netice çıkmayınca, sürgünden 30 yıl sonra Medîne’de Vehhabi adetlerince Cennetül Bakı Mezarlığına defnedilmiştir.(6) Vehhabi adetlerinde mezar üstüne hece taşı veya herhangi bir işaret, alamet konması yasak olduğu için bugün kabri bile kaybolmuş, yeri bilinmemektedir.

Profesör İhsan Süreyya Sırma 1960’lı yıllarda Paris’te doktora yaparken rastladığı bir insan onu Halîfenin kâtibine götürür, görüşürler ve Son Halîfe Abdülmecid’le ilgili bilgiler alırlar, o zat şöyle der: “Halîfenin son arzusu İstanbul’a defnedilmek idi, İsmet Paşaya 3-4 defa müracaat edildiği halde kabul etmedi. Bu sebeple mecburen Vehhabi usulüne göre, Medîne’ye defne­dildi.”(7)

Dipnotlar:

1-Rahmi Akbaş, “Mareşal Fevzi Çakmak” Ötüken Yay. İst. 2008: Mustafaa Kemal’i Anadoluya gönderen de Sultan Vahdeddin’dir, s. 143. Atatürk’ün Samsun’a gitmeden Vahdeddin ile görüştüğü s. 145-147; “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay.  Cemal Granda, “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri”, Derin Târih Dergisi, Haziran 2014, 27. Sayının hediyesi kitap s. 66. 

1928, 29 yıllarına Kâzım Karabekir Paşa bazı gazetelerde yazılar yazıp btün vatanı Atatürkle kendinin kurtardığını ima eden yazılar yazmaya başlayınca Atatürk buna fena halde ierleyip kızıyor ve bir gün Umûmî Kâtip Tevfik Bey’e “Bunlar ne gülünç iddialardır! Vatanı Kâzım Karabekir Paşayla ben kurtarmışım!.. Hiç böyle şey olur mu?.. Böyle iddia sahiplerini akıl doktorlarına muayene ettirmek lâzım… Koca bir vatan nasıl olur da sadece iki kişi tarafından kurtarılabilir? İşin hakikatini isterseniz beni bu işe memur ederek Anadoluya Vahdeddin gönderdi. Beni bulup gönderdiğine göre asıl kurtarıcının Vahdeddin olması lâzım gelir.” Dediğini 12 yıl hizmetinde bulunduğu Cemal Granda’nın Necip Fâzıl’a gönderdiği el yazısı bir mektuptan anlaşılmaktadır. Cemal Granda,  a. g. e. s. 27. Sayının Hediyesi, s. 224. Bu mektup Necip Fâzıl’ın Vatan Dostu Sultan Vahıdüddin adlı kitabından alınmış.

2-Mustafa Kemal’in genç subaylık dönemlerinde bile Hânedanı kaldırma planları yaptığı; Murat Bardakçı, “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay. İst. 2008, s.140. 

3-Murat Bardakçı, “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay. İst. 2008, s. 140. 

4-Murat Bardakçı, “Şahbaba”, Pan Yay. İst. 1999(7. Basım), s. 277.

5-Murat Bardakçı, “Son Osmanlılar”, İnkılâp Yay. İst. 2008, s. 84.

6-Manavoğlu Nevres Bey,“Son Halîfenin Dramı”,Derin Târih Derg.2013,17.Sayının hediyesi s.6.

7-Derin Târih Dergisi, Ağustos 2013, sayı 17, s. 4.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık