);*} GÜL-BÜLBÜL-GÖNÜL-AŞK
  • 23 Aralık 2016, Cuma 7:37
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

GÜL-BÜLBÜL-GÖNÜL-AŞK

Andelîb-i zârı berg-i gülle tekfîn etdiler

Bir Gülistân beytini üstünde telkîn etdiler

                                                    İzzet Molla

“Bülbül ebedi aşkı uğruna inleye inleye şehit oluyor. Bi­ri­leri bu soylu şe­hidi toprağa verecekleri vakit gül yap­rakları ile kefenleyip defnetmeyi dü­şündü.”([1])

Yukarıda da zikredildiği üzere âşıklar devamlı veren, feda­kârlık yapan, tükenen, eriyen… taraftır. Ama onlar bun­dan pişman değil, bilâkis mutludur­lar. Onlar zaten böyle ol­masını isterler. Her şeyleri sevgiliye hebadır. Âşıkla­rın divan edebiya­tındaki temsilcileri, kahraman­ları, jönleri bülbül ve pervane­dir. Ma’lum birinin ışığa olan tutkusu, birinin güle olan aşkı onların uzun çileler­den sonra helâkine sebep ol­maktadır. Ziya Paşa; gülle bülbül arasındaki bu esrarlı ala­kayı, dillere destan olan bu hikâyeyi, dünya milletlerinin bu müşterek efsanesini şöyle dile getirmiş:

 

Güller güler figanla geçer ömr-i andelîb

Bîmâr ihtizârda fakat ücret diler tabîb

 

“Goncalar gül olup açılır, etrafa neşe saçar, bayram ederler. Fakat onların karşısında bülbül feryat ü figan eder. Biri düğün bayram eder birisi matem tutar, inler feryat eder. Tıpkı; son nefesini vermek üzere olan adamın yakınla­rının feryatları ara­sında, muayeneye gelen dokto­run benim ücre­timi kim vere­cek diye para derdinde ol­ması gibi...”

Şeyh Sadi bir rubaisinde Bülbülün güle karşı aşkın­dan bah­seder ve bu aşk o derecedir ki bazen ilanı aşk ye­terli ol­maz, bülbül göğsünü gülün dikenlerine sürte sürte intihar eder.([2])

Bülbülün bu haline ve akıbetine en çok üzülen, acı­yan, bi­razda kendi bahtsızlığını ve şanssızlığını bülbü­lünkine ben­zeten, “benden daha beterleri ve dertlileri de varmış” derce­sine bül­bülü kendine hemdert kabul edip, yü­künü hafiflet­meye çalışan, en güzel şarkılarımıza da güfte olan, Osman Nevres Bey’in, şu sitemkâr şiiri ne kadar derûnî, ne kadar samimi ve etkileyici:     

 

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül.

Etsem de abestir sitem- i hare tahammül,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül...

 

Ellerle o zevk etti ben âteşlere yandım,

Çektim o kadar cevr- u cefasın ki usandım,

Derlerdi kabul etmez idim, şimdi inandım,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül...

 

Bülbüle merhamet eden, “bu kadar da olmaz” derce­sine gülün acımasız­lığına dikkat çeken başka bir şâir de şöyle der:

 

 

Gel gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti.

Gül bülbüle, bülbül güle yâr olmadı gitti.

 

Konyalı hemşerimiz Veysel Öksüz’de gül-bülbül aş­kına şöyle dikkat çe­kiyor:

Hasret mi kalır aşk gülü bülbül sesine

Her cevri çeker âşık olan sînesine

Bülbül yanar ağlar gülü eller koparır

Bülbül yine hicranla döner lânesine

 

Teselli mısralarını Âşık Mahsunî Şerif’ten dinleyelim:

Bir gülün çevresi dikendir hardır

Bülbül har elinde ah ile zardır

Ne de olsa kışın sonu bahardır

Bu da gelir bu da geçer ağlama

 

Gülün bülbüle karşı acımasız ve vefasız olduğu gibi, gü­zeller de âşıkla­rına karşı lakayt ve acımasız olurlar. Kanuni döneminin dev şahsiyetlerinden biri olan Şâir Bâkî, bir bey­tinde şöyle der:

 

Güzeller mihriban olmaz demek yanlıştır ey Bâkî

Olur vallahi billâhi hemen yalvar’ı görsünler

 

Yıllardır seven, yanan, kıvranan ama aşkına bir türlü karşı­lık göremeyen gençlerden birisi bu beyti okuyunca canı sıkılmış ve Bâkî’nin huzuruna varıp şöyle demiş: “Efendim siz bu beytinizde sevgiliye çok yalvarırsan, yal­var­makta ısrar edersen onun da maşukuna meyledeceği hususunda yemin ediyor­sunuz, hâlbuki ben yıllardır yal­varıyorum, sevgilimden en ufak bir karşılık görmedim.” Büyük şâir şöyle cevap ver­miş: “Evlâdım aklını başına topla, benim ikinci mısrada kullandığım ‘yalvar’ kelimesi Hint dilinde para demek­tir.”

 

Bülbül bu denli nâle eder mi gül olmasa

Gül nâzı kime eyler idi bülbül olmasa

Ferîdî

Nice yüzbin dil-rübâ var ammâ âşık binde bir

Âleme insân-ı kâmil gelmez amma binde bir

                                                    Dâlî Dede

 

 

Dipnotlar:

1- İskender Pala, “Ah Minel Aşk”, Kapı Yay. İst. 2007, s.107.

2- Ö. Tuğrul İnançer ile “Gönül Sohbetleri”, Sufi Yay. İst. 2010, s.62.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık