);*} GENÇLİK
  • 07 Ağustos 2016, Pazar 11:53
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

GENÇLİK
 

Kovalarken gençliği kaçırdık elimizden,

Birkaç tatlı hatıra kaldı gençliğimizden.

“Gönlümüz daha pek genç” diye avunsak bile,

Bir netice çıkmıyor yaşlı bedenimizden.

                                           Lâ edrî

Genç: Farsça bir kelimedir ve hazine, define, en kıy­metli varlık manala­rına gelir. Tomurcuk geleceğin mey­vesi ise, gençlerde; milletlerin geleceği, istikbali, umudu, varlık sebe­bidir.

Peygamberimiz gençleri çok sevmiş, değer vermiş, içinde en büyük saha­belerin bulunduğu bir orduya 20 yaş ci­varlarında olan, üstelik bir köle çocuğu olan Zeyd’i ku­man­dan tayin etmiş, başka yerlere göndereceği elçi, mürşid, münzir gibi görevlileri de onların içinden ilim tahsil edenler­den seçmiş, kıya­metin en şiddetli gününde “Arş”ın gölge­sinde muha­faza olacak 7 sınıf insan­dan birinin de imanlı, inançlı gençler olacağını müjdelemiştir.

Kirlenmeden Allah’a uzanan ellerin boş dönmeyece­ğine inanan Osmanlı, yağmur dualarına bile çocukları ve gençleri götürmüşlerdir.

Ama gençlik bahar günleri gibi kısacıktır. Onun için Konyalı hemşerimiz Veysel Öksüz, kızına ve onun şah­sında bütün gençlere hitaben yazdığı uzun şiirinin bir bö­lümünde şu tavsiyelerde bulunur:

Gençlik bahar gibidir

Emeksiz meyve verir

Bunun kadrini bilir

Sâhib-i irfân kızım

Akıl gençlik ve sıhhat

Büyük devlet hakikat

Elde iken bu fırsat

Ukbâyı kazan kızım

Bir dönem ilericilik adına, laiklik adına, entellik ve Ba­tıcılık adına genç­liğe ideal ve mefkûre adına hiçbir şey ver­meyen, onu sürü bir gençlik haline getirmeye çalışan, bunun için onların önüne her türlü kötülüğü yapabilme imkânını se­ren bir zih­niyet uzun yıllar iktidar oldu. İmansız, inançsız, millî duygulardan mahrum, vatan ve bayrak sevgisiyle alay eden, şehitlik ve gazilik gibi milletimizin özünde ve ru­hunda kutsallaşan duyguları enayilik telâkki eden, as­kerlikten ka­çan, gitmemek için dernekler kuran güya hak arayan, “im­kâ­nım olsa şu vatanda bir saniye durmam” diyebilen… bir ne­sil yetiştirdiler. 

İnançlı gazilerden birisi oğlunu okusun adam olsun diye İvriz Öğretmen Okuluna vermiş ve bir müddet sonra da ziya­retine varmış, namaz kılacak, talebenin birine kıbleyi sormuş genç; “amca kıble şu taraf ama biz onu Çan­kaya’ya doğru çevirmek için uğraşıyoruz” deyince oğlunu almış götürmüş.

İnsanoğlu yaşlanmayı durduracak bir formülü hâlâ bu­lamadı. Fakat insa­nın en son yaşlanan hücreleri her­halde gö­nül bölümünde olanlardır. Celal Sâhir Bey böyle bir duy­guyla şunları yazıyor:

Başımla gönlümü edemedim eş

Yaşım yetmiş amma gönül yirmi beş   

Başım dedi dinlen, gönlüm dedi koş

Başım dedi durul, gönlüm dedi coş   

İnsanı uzun süre genç tutan kasların gücü değil, ru­hun gücüdür. Umutları, aşkı, ideal ve mefkûresi olmayan insanlar zaten genç iken de yaşlı sayılırlar.

Konya’da bedestende nüktedan bir Osman Ağa var­mış, kapısına dilen­meye gelen Aptal kızını söyletmek için; “be­nimle evlen kapı kapı dolaşmak­tan kurtul” demiş, o “oooy Osmana Ağa, gençliğin gitmiş ama, buşluğun duru­yor” de­miş.

İhtiyarın birisi iki kat olmuş, beli bükülmüş yürür­ken, gençler istihza ka­bilinden; “dede ne arıyorsun?” de­mişler, ihtiyar; “gençliğimi yitirdim de onu arıyorum” diye ibretli bir cevap vermiş.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık