• 28 Mayıs 2018, Pazartesi 7:33
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

FÂTİH ve KUTLU FETİH (1)

İstanbul M.Ö. 658 de Traklar tarafından işgal edilmiş bir bölgeye ku­ruldu.(1) 1453 yılında fethedilinceye kadar, Makedonyalıların, Galyalıların, Romalıların, İranlıların, Avarların, Emevilerin, Abbasilerin, Slavların, Rusla­rın, Haçlıların ve Osmanlıların olmak üzere Tarihci Hammer’in de kaydına göre 29 defa kuşatılmıştır.(2)   

İstanbul tabii ve jeopolitik yönden dünyanın en güzel şehirlerinden biri hatta birincisidir. Asya’yı Avrupa’ya, Karadeniz’i Ege ve Akdeniz’e bağla­yan fevkalade öneme haiz bir yerdir. Bunun için başta Napolyon olmak üzere birçok lider cihan devleti kurmaya ve başkentini de İstanbul yapmaya heves­lenmişlerdir.(3) 

 Şair Nedim İstanbul’u şöyle över:

Bu şehr-i İstanbul ki bî misli bahâdır.               

Bir sengine yek pâre Acem mülki fedâdır.

Bir gevher-i yekpâre ki iki bahr arasında.

Hurşîd-i cihan tâb ile tartılsa sezâdır.

Rahmetli Necib Fâzıl ise İstanbul’un güzelliğini maddi ve manevi de­ğe­rini şu sözleriyle ne güzel dile getirir:

Ruhumu eritip te kalıpta dondurmuşlar

Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar

O İçimde tüten bir şey, hava, renk, eda iklim

O benim zaman, mekân aşıp gelmiş sevgilim

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur

Denizle toprak yalnız Onda ermiş visale

Ve kavuşmuş rüyalar Onda Onda misale.

Müslüman kuşatmacıların gayesi daha bir başka. Ulvi bir gayeye mebni. Cenâb-ı Allah'ın "güzel bir belde"(4) diye vasıflandırdığı yeri bazı müfessirler Sebe beldesi olarak almışlarsa da İstanbul olarak alanlar da vardır. Hatta Fâtih bir ara bu beldenin neresi olduğunu ilim erbabına sor­muş, onlardan sadre şifa bir cevap alamayınca, bu beldenin İstanbul oldu­ğunu söyleyip: "Bu âyette Ebcet hesabıyla hicri 857, miladi l453 tarihi çıkıyor. İnşallah önümüzdeki sene bu güzel beldeyi fethedeceğim" demiştir.

Hz. Muhammed: "İstanbul mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir"(5) ayrıca “Müminler tesbih ve tekbirle Kostantiniyye ile Roma’yı fethetme­den kıyamet kopmayacaktır”(6) buyurmuştur. Bu övgüye bu iltifata nail olmayı arzu eden birçok hakan, sultan ve halife, İstanbul’u fethe niyetlen­miş ama, çok kritik ve avantajlı bir yerde olması, surlarının dünyanın en sağlam suru olması, karadan ve denizden yardım alma imkânına sahip ol­ması vb. sebep­lerle bir türlü fethedilememiştir.

Emevi’ler ve Abbasi’ler dönemindeki kuşatmalarda, Evliya Çelebi ve bazı müverrihlerin kayıtlarına göre, başta Ebu Eyyûb el-Ensâri olmak üzere 30 a yakın Sahabe-i Kiram şehit olmuş, İstanbul topraklarına defnedilmiş ve makber-i şerifleri kaybolup gitmiştir. Eyüp Sultan hazretlerinin kabri de fe­tihten önce İstanbul’un manevi fatihi olan Akşemsettin Hazretlerinin manevi keşfi ve Resûlullah’ın işareti ile tespit edilmiştir.(7) 

Eyüp Sultan diye maruf bu büyük sahabe Resûlullah Medine’ye ge­lince, Onu evinde aylarca misafir etmiştir. Peygamberimizi çok seven bu zat O'na; "Ya Resûlullah. Seni o kadar çok seviyorum ki, ölünce senden uzak kalmaya nasıl dayanacağım bilemiyorum. Emir buyursan da beni senin yanına defnet­seler" deyince Peygamberimiz "Büyük surların di­binde senin kabrinin üs­tünde atların dolaşıp kişnediklerini görüyorum" buyurur.

 Muaviye Hazretle­rinin oğlu Yezid kumandasında İstanbul’u fetih gayesiyle tertiplenen orduya, çok yaşlı ve hasta olmasına rağmen, hatta akrabalarının bütün itirazlarına, torunlarının: "Dedeciğim. Sen yaşlandın. Cihat senden sakıt oldu. Müsaade et senin yerine biz gidip cihat yapılım" gibi tekliflerini kabul etmeyip, at üstünde duracak takati de olmadığı için, kendini eğere sardırıp, orduya katılır.

 İstan­bul’a gelince hastalanır ve surla­rın en yakın yerine defnedilmeyi vasıyyet ederek vefat eder. Yezid vasıyyeti yerine getirir ve kabrin belli olmaması, Bizanslıların ona hakaret yapmaması için kabrin üzerinde atları dolaştırır. Böylece Allah Resûlü’nün seneler önce haber verdiği olay gerçekleşir.(8) 

Dipnotlar:

1- İslâm Ansiklopedisi, MEB yay. c. 5?2, s. 1142.

2- Von Hammer, “Osmanlı Devleti Tarihi”, Üçdal Neşriyat, İst. 1966. c. 1, s. 61.

3- Zafer Dergisi, sayı: 137, s. 39.

4- Sebe Sûresi, 15.

5- Ahmed b. Hanbel, Müsned.c. 4, s. 225.

6- “Mecmu’üzzevaid”, c. 7, s. 348.

7- Tecrîd-i Sarîh Tercümesi c. 1, s. 138 dip not.

8- Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, c. 1, s. 135 dip not.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık