);*} EMRİ BİL MA'RUF
  • 23 Kasım 2016, Çarşamba 7:31
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

EMRİ BİL MA'RUF

Yüce dinimizin telkin ettiği en önemli noktalardan biri de; "Emri bil ma'ruf,  nehyi anil münker.  Yani; iyi şeyleri emretmek,  teşvik etmek,  kötü işlerden de sakındırmak,  mani olmaktır.

Yüce Allah(c.c.) şöyle buyurur: "içinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek,  kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. işte onlar kur­tuluşa erenlerdir."([1])

Resûlüllah Efendimiz(s.a.v.) de şöyle emrediyor: "Sizden biriniz bir kötülük görünce, onu eliyle değiştirsin,  Buna gücü yetmezse diliyle kötülesin,  buna da gücü yetmezse kalbinden buğz etsin. Bu imanın en zayıfı­dır."([2])

Konunun ehemmiyetine binaen bu hususta Kur'an-ı Kerim'de 14 yerde Rabbimiz bizleri ikaz etmiş,  Resûlüllah da,  birçok hadislerinde aynı mevzu üzerinde durmuştur.

Bu itibarla, "Elhamdülillah Müslüman’ım" diyen kimse, "bana ne,  neme lâzım,  bana dokunmayan yılan bin yaşasın,  her koyun kendi baca­ğından asılır" gibi safsataları ağzına alamaz.

Yine Allah'a ve ahiret gününe inanan kişi,  makam ve mevki için veya maddi menfaat kaygısıyla nemelâzımcık,  riyakârlık ve dalkavukluk yapamaz. Hakkı savunmaktan,  doğruyu söylemekten,  mazlumun elinden tutmaktan imtina edemez. Çünkü onun Peygamberi: "Hakikati söylemek­ten çekinen kişi dilsiz şeytandır." buyurur.

Müslüman İslâmî ve medenî cesaret sahibi olmalıdır. İslâm tarihindeki vatan ve milleti,  fikri ve gayesi,  ideal ve mefkûresi uğrunda işkence al­tında ölenler,  hapishanelerde çürüyenler,  yeri geldiğinde karşısındaki kim olursa olsun hakkı söylemekten çekinmeyenler bize örnek olmalıdır.

Hakkı söylemekten imtina etmedikleri için,  mezhep imamlarımızdan İmam-ı Malikin kolu çarka gerdirilip kopartılmış,  İmam-ı Azam zindanda kırbaç altında vefat etmiş,  Ahmet İbni Hanbel senelerce zindanda işkence görmüştür.   

Osmanlı sultanlarının içinde ilk içki içen padişah; Yıldırım Beyazıttır.   Bursa Ulu Camiyi yaptırmış,  açılış merasiminde yanındaki Emir Sultana eseri nasıl bulduğunu sorunca, Emir Sultan; "Her şey mükemmel ama bir şey eksik,  bir köşeye bir de meyhane yapılması lâzımdı." deyince Padişah: "O ne demek, Beytullahın yanında meyhane mi olur" demiş. Emir Sultanın cevabı ise şöyle olmuş: "Asıl Beytullah insanın kalbidir. Sen onu meyhane haline getirmekten utanmadıktan sonra şu cansız taştan binanın bir köşe­sinde bir meyhane olmuş ne çıkar."([3])

Şeyhülİslâm Molla Fenari Padişah Yıldırım Beyazıt'ın şahitliğini red­detmiş,  İstanbul kadısı,  kısasa kısas hükmü gereğince,  Fatih Sultan Meh­met'in elinin kesilmesine karar verebilmiştir.

Evet eski Müslümanlar böyleydi. Böyle olması lâzım. Hissiz,  duygu­suz,  hareketsiz, vurdumduymaz, kısaca leş gibi Müslüman olmaz.

Ecdadımız böyle olmayıp ta,  vurdumduymaz ve nemelâzımcı olsaydı,  daha yakın tarihte her karış toprağı düşmanın kirli çizmesiyle çiğnenen şu aziz vatan,  milyonlarca şehit verilip kurtarılabilirmiydi?

Kanuni Sultan Süleyman: "bu devlet yıkılacakmı? yıkılacaksa ne yıka­cak?" diye ehlullahdan ve süt kardeşi olan Yahya Efendiye bir elçi ile sorar.  O; "nemelazım" diye cevap verince Kanuni kızar ve: "Ben devletin bekası ile ilgili endişeler içinde kıvranıp sana soru soruyorum, Sen ise nemelazım diyorsun, cevap vermiyorsun" diye sitem eder. Yahya Efendinin: "Hayır so­runuzu cevapsız bırakmış değilim. Cevap verdim. Yani so­nunda bu dev­leti nemelazımcılık yıkacak" diye cevap verir.([4])    

 

Gerçekten son zamanlarda Osmanlı milleti yani bizler o hale gelmişiz ve Devlet-i Âliye’de yıkılıp gitmiş. Şöyle bir olay anlatılır: Mısır'da bir adam bir çeşme yaptırıyor ve kitabesine "Bu çeşmeden Müslümanlar su içerlerse zehir-i zıkkım olsun." diye yazdırıyor. Bunu padişaha şikâyet edi­yorlar. Padi­şah adamı çağırtıp sebebini sorar. Adam der ki: "Bunun sebe­bini size beni 10 gün emniyet müdürü yaparsan daha iyi anlatırım." Padi­şah kabül eder.  Adam birinci gün emir verir,  Yahudilerin hahambaşısını hapsettirir. Aradan iki saat geçmez binlerce Yahudi sarayın önüne yığılır. Padişah kalabalığın sebebini anlayınca,  yeni emniyet müdürüne emir verir,  haham başını serbest bıraktı­rır.  2.  gün Ermeni patriğini hapsettirir,  yine binlerce ermeni saray önünde­dir.  3. gün Hıristiyanların papazını hapsetti­rir,  durum aynı. 10 gün doluyor padişah adamı çağırıp anlat bakalım diyor.

Adam: "Padişahım 1. 2. 3.  günler ne olduğunu biliyorsunuz.  4.  günde Müslümanların Şeyhülİslâmını hapsettirdim ve 6 gündür zindanda yatıyor. Sarayınızın önüne kaç Müslüman geldi sorarım. Böyle insanlara hayır yapıp ta ne anlayacaksın. İşte bu derece vurdumduymaz, nemelâzımcı Müslümanlar varsın benim çeşmemden su içmesinler” demiş.

Günümüzdeki durum bundan pek farklı değil. Bana dokunmayan yılan düşüncesiyle hareket etmeseler,  vurdumduymaz,  nemelâzımcı olmasalar,  hepsi birden tükürse tükürükleriyle boğabilecekleri kadar az olan üç buçuk Yahudiye Cenâb-ı Allah onları kepaze ettirmez.

Sözlerimi Müslümanların bu hususta nasıl olması gerektiğini gayet güzel anlatan Akif'in bir dörtlüğüyle bitiriyorum.                                                            

 "Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

Onu dindirmek için çifte yerim tekme yerim.

Adam aldırma da geç git diyemem,  aldırırım.

Çiğnerim çiğnenirim fakat hakkı tutar kaldırırım. "                    

 

Dipnotlar:

1- Al-i İmran Sûresi, 104.

2- Müslim, iman 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesaî, iman 17.

3- İsmail Hâmi Dânişmend, a.g.e, c. 1, s. 476.

4- Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 14, s. 61.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık