);*} Doğruluk-2
  • 02 Ağustos 2015, Pazar 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Doğruluk-2
Ehlullahtan birisi; “Her söylediğin doğru olmalı fa­kat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir.” buyur­muş.

Kadıya bir gurup insan gelip; “falan adam çok doğru, biz ondan şikâyet­çiyiz” demişler. Kadı; “beyler, dünyada aranan doğruluk, Allah ve Resülünün emrettiği doğruluk, hiç doğruluktan şikâyetçi olunur mu?” dediyse de adam­lar; “kadı efendi bu adam haddinden fazla doğru, bildiğin gibi değil…” gibi sözlerle ısrar edince Kadı’nın da hayretini mucib olmuş ve adamı çağırtmış.

 

Kadı’nın bir gözünde hafif bir şehlâ’lık (kaygınlık) varmış, adam kapıdan girer girmez; “esselâmü aleyküm kör kadı” deyince, Kadı bağırmış; “atın ulen bu edepsizi nezarete, bu gerçekten haddinden fazla doğru, bu kadarı fazla” demiş.

 

Hemşerisi olmakla iftihar ettiğimiz Mevlânâ Haz­retleri de: “Aynalar gibi doğru olun. O her şeyin hakiki­sini göste­rir.” buyurmuş. Doğruluk ve doğru sözlülükten sapmamak gerekir, ama kadı hikâyesinde olduğu gibi lüzumsuz doğru­luktan da sakınmak lâzım.

 

Konyamızın meşhur nüktedanlarından Tayip Ağa’nın Aziziye Camii ya­kınında bakkal dükkânı varmış. Eskiden lo­kantalar sınırlı, kafe, fesfod, dö­nerci vb. yerlerin bilin­mediği dönemlerde malûm bakkallar onların görevini yaparlardı.

 

 Tatil günleri askerler gelir, Tayyip Ağa’nın nüktelerini din­lerler, karınlarını da doyurur giderlermiş.  Bir  gün üzüntülü durumlarını görünce Ağa sormuş;  “hay­rola gençler, bugün moraliniz bozuk”, “Sorma Ağa, çok sevdi­ğimiz bir subayımı­zın 8-10 yaşlarında bir kızı çare­siz bir hastalığa tutulmuş, ona üzülürüz” deyince, Tayyip Ağa “lüzumsuzluk paraylamı?” dercesine; “o da dert mi? Bizim Tutlukırı mev­kiinde bir ot biter, ondan birkaç defa kaynatıp içiriverseler hiçbir şeyi kalmaz kızcağızın”der.

 

Asker­ler usulca sıvışırlar, kısa bir müddet sonra bir jip gelir ve askerler, “hadi bakalım Tayyip Ağa şu otu bulalım” derler, umut bu ya.

 Tayyip Ağa mecbur kalmış gitmeye, Dutlukırına varmış başlamış ot ara­maya, oyalanmaya, tabi kendisini herkes tanır, rast ge­lenler; “hayrola Tayyip Ağa ne ararsın?” demişler, rahmetli; “sor­mayın dostlar, insanın kendine yaptığını kimseler yapmaz, dükkânda bir b...k yedik de, ağzımızı silecek ot ararız” de­miş.

 

Balkan ve Çanakkale savaşları yıllarında yokluk, kıtlık, fakirlik milleti­miz üzerine karabulutlar misali çökmüş, 9 cephede savaşıyoruz, cepheler asker öğütüyor, Anadolu’da çalışacak insan kalmamış, insanlar ot kökleri, süpürge to­humlar, ağaç kabukları yiyor.

 Bu felaketi kendi saadetine çe­viren insanlarda olmuş, karaborsadan büyük servetler edi­nenler olmuş, şekerin okkasını 5 ku­ruşu alıp, 5 altına satanlar olmuş…([1]) Ama hiçbirine yara­mamış, boğazlarına durmuş, hazımsızlık vermiş, çok de­ğişik acı ve ıstıraplarla çıkıp git­miştir.

 Doğruluktan ay­rılanların hali her zaman bu olmuş ve böyle olacaktır. Çünkü atalar; “hak yenir ama hazmedilmez” demişler.

 

 

Dipnot:

1- Samiha Ayverdi, “Bir Dünyadan Bir Dünyaya”, Kubbealtı Yay. İst. 2005,  s. 130.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık