• 06 Ekim 2016, Perşembe 9:44
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Cami ve Mescitlerimiz (2)

Filozof Rıza Tevfik’de, batılıların bile Muhteşem Süleyman diye taltif ve takdir ettikleri Kanunî’nin bir tek kızı için yaptırdığı İslâm Âleminin nadide eserlerinden Mihrimah Sultan Camii’nin harap, bakımsız, cemaatsiz, ilgisiz… durumunu görünce şöyle yazmış:

  Vardım eşiğine yüzümü sürdüm Etrafını bütün dikenler sarmış Ulu mihrabında yazılar gördüm Kim bilir ne mutlu zamandan kalmış

Batan güneşlerin ölgün nigâhı Karartmış bırakmış ol kıblegâhı Mazlum bir ümmetin baht-ı siyahı Viran kubbesine gölgeler salmış

İslâm’ın bahtiyar bir zamanında Âb-ı hayat varmış şadırvanında Şimdi harap olan sayebanında Dem çeken kuşların ömrü azalmış

Ayât-ı ibret var kitabesinde Bir ders-i hikmet var hitabesinde Bağ-ı cennet olan harabesinde Tekbir sedaları artık bunalmış

Hey Rıza secdeye baş koy da dinle Taşlar dile gelsin senin derdinle Efsane söyleyim, ağla, hem dinle O şerefli mazi meğer masalmış.

Konya’mızın gözünde ve gönlünde taht kuran, o dönemin en mazlum ve madur insanlarından biri olan, büyük veli Hacıveyiszade Mustafa Efendi, Konya’da Aziziye Camii'nde imamdır. Cumhuriyetten sonra camilerin, cami görevlilerinin, vakıfların, bilcümle hayrî eserlerin düştüğü bu acıklı durumu gördüğü için, bu kâbusun kısa zamanda kaldırılması için, namazlardan sonra çok uzun dualar yaparmış. Bektaşi meşrep İbrahim Efendi diye de bir müezzini varmış. Bakar duanın biteceği yok, bazen sesli olarak: “Allah’ım, şunun istediğini ver de kurtulalım” diye müdahale edermiş.

Askerlik dönüşü 1981 yılında, Selçuklulardan kalma nadide eserlerimizden İplikçi Camii'ne imam tayin edildim. O yıllarda Cami sergisinin %80’den fazlası seccadelerden oluşmakta idi. Hatta içinde antika olanları muhafaza edeceğiz diye epeyce de zahmetler çekmiştik. Allah selâmet versin berhayat olan Konya eşrafından bir abimiz, bana bunun sebebini bilip-bilmediğimi sordu. Bende “bilmiyorum” deyince şöyle anlattı:

 “Bu ecdad emaneti camiyi müze yaptılar. İçine Roma ve Bizans döneminden kalma birçok heykel ve lahitler koydular. Uzun yıllar böyle kaldı. 1950 yılında rahmetli Menderes iktidar olunca hemen bunların temizlenmesini emretti ve temizlendi. İlk Cumayı Hacıveyiszade Mustafa Efendi'nin kıldıracağı ama caminin sergisi olmadığı için herkes namaz kılacağı sergiyi getirmesi duyurulunca, seccadesini kapan geldi.

Hoca merhum hutbeden sonra; ‘Cemaat-i Müslimin, yıllardır müze olan ve çırılçıplak vaziyette kalan bu Allah evini, getirdiğiniz halılar ve seccadelerle giydirdiniz, şimdi giderken onları götürüp de burası yine mi çıplak kalacak’ mealinde şeyler söyleyince, kimse seccadelerini götüremedi.”

Yakın tarihte bu çileli millet, neler çekti neler? Selef-i salihin dediğimiz o insanlara Yüce Rabbimiz gani gani rahmet eylesin.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık