• 30 Ocak 2018, Salı 7:41
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Bizde Târih Düşmanlığı (2)

Bu kanun çıktıktan sonra, tâbir câizse bir sürek avı başlatılmış, Osmanlı­dan kalma göze görünen ne varsa kazınmış, katledilmiş, kaldırılmış, silinmiş, yok edilmiştir. Devlete âit binalardan, okullardan, kışlalardan, kabir taşla­rından, göze görünen her yerden Arapça ve Osmanlıca ne ka­dar kitâbe, tuğra, şiir, tablo varsa ya kırılmış, ya kazınmış bu mümkün değilse üstü kapatılmış­tır. Meselâ İstanbul Üniversitesi ve Vâliliğinin kapısı üstündeki tuğralar ka­zınmıştır.(1)

Ta Osmanlının ilk yıllarından kalan Çanakkale Tabyalarındaki tuğralar bile kazınmış, Ayasofya Câmiinin Hulefâ-i Râşidin isimleri yazılı levhaları sökülüp atılmak istenmiş ama kapılardan çıkarılamayacak kadar büyük olunca başarılı olamamışlar.(2) Çünkü bu levhaları Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi yazmış ve yazanlar Allahü Âlem başına gelecek olanları bilmişler ki, levhaları içerde yazıp asmışlar ve 8 m. Çapında olunca kapılardan çıkarama­mışlardır.(3)

En meşhur târihî câmiler bile, meselâ Fâtihin Sadrâzamı Mahmud Paşa Câmii bile tuvalet olarak kullanılmış tuvalet yapılmış, Nusratiye Câmii odun-kömür deposu yapılmış,(4) Üsküdar da Şemsi Ahmed Paşa Câmii ve külliyesi 1938’li yıllarda ilgisizlik ve bakımsızlık yüzünden tuvalet olarak kulla­nılmış­tır.(5)

1580 yılında Mimar Sinan, Şemsi paşa Câmiini yapmış. Yaptıran Şemsi Paşa Kanûnî, İkinci Selim ve üçüncü Murad devirlerinde önemli görevlerde bulunan bir zattır. Paşa bu hükümdarların musahipliğini yapmıştır. Zigetvar seferinde büyük rol oynamış yararlıklar göstermiştir. İkinci Selim Tahta çı­kınca tebrike gelen İran Elçisi Osmanlı merâsim kıtası hakkında “düğün alayı gibi” deyince; “evet Çaldırandaki düğünü yapan alay işte bu askerler” diye hak ettiği cevabı veren Paşadır. Ne yazık ki bu zatın câmisi bile cumhuriyetin ilk yıllarında ilgisizlik ve bakımsızlıktan abdesthane ve tuvalet olarak kulla­nıldı ve bir ara da arsası satışa çıkarıldı.(6)

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Câmii, meyhane ve fuhuş salonu yapıl­mış, Karaköy Câmii gibi birçok câmi kasıtlı olarak yıkılmış, târihî ve antika halılar çürütülmüş, tekke ve türbeler tahrip edilmiş, bunların içindeki birçok paha biçilmez kitaplar imha edilmiş veya çürümeye terk edilmiştir. Birçok câmi askerî depo ve tavla yani ahır yapılmıştır. Münevver Ayaşlı Erzurum Ulu Câminin askerî depo olarak kullanıldığını görmüş, Türk târihinin kahra­manlık tablolarının en parlaklarından birini yansıtan Aziziye Tabyaları bile bir gecede buldozerlerle tahrip edilmiştir.(7)

Ta Mevlânâ döneminden kalma Konya İplikçi Câmii, Antalya Yivli Minâre Câmii gibi birçok câmi de müze yapılmış, içine heykeller ve Bizans dönemi lahitler konmuştur. Bazı câmiler banka yapılmış, bazı câmiler tekel deposu yapılmış ve içine tütün ve içkiler istif edilmiştir.

Cezaevi ve kumarhane yapılan câmiler olmuştur. Tiyatro, dü­ğün salonu, matbaa deposu yapılan câmiler vardır.  Günümüzde Rumeli Kon­serlerinin verildiği yerde Fâtih’in yaptırdığı bir câmi varmış o bile yıkılmış. Bazı câmiler askerî sevkiyat merkezi olarak kullanılmış, içine doldurulan askerler, savaş dönemi olduğu için kaçarlar dışarı çıkmasınlar diye bir köşe­sine tuvaletler yapılmış, içlerinde sazlar çalınmış, içkiler içilmiş, türküler söylenmiş, sigaralar içilmiş, kumarlar oynanmış,  Orhangazi Câmii, Akçakoca Câmii gibi Osmanlının kurucularının câmilerini bile kapatmışlardır.

Bazı câmiler de o dönem iktidarda olan tek partinin il binası, gençlik merkezi olarak kullanılmış. Bazı câmiler lojman, bazıları fırın, bazıları dükkân, bazıları da içkili lokanta yapılmış.(8) Birçok târihî eserler de denize dökülmüş, Orhan­gazi’nin miğferini ve daha birçok kıymetli antika eseri İsmail Hakkı Konyalı toplayıp kurtarmıştır.(9)

Millî Mücâdele Yıllarında Süleymaniye Câmii esirlerin bazen de muha­cirlerin toplanma yeri olarak kullanılmış ve Kanûnînin o muazzam eserinin içinde her türlü olumsuzluklar yapılmıştır.(10)

Yine Kanûnî’nin eşi tarafından yaptırılana; “Haseki Hürrem Sultan Ha­mamı, Mimar Sinan’ın şaheserle­rindendir ama uzun yıllar Devlet Matbaasının deposu ve Be­lediyenin benzin deposu olarak kullanılmış” hâlâ bakımsız ve mezbele halindedir.(11)

Dipnotlar:

1- Târih ve Düşünce Dergisi, Eylül 2002, s. 68.

2- Dursun Gürlek, “Karınca Huzura Varınca”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 264.

3- 1953 yılında Fetih Cemiyeti tarafından “Fâtih Sultan Mehmed 1453 de fethi müteakip Ayasofya’yı câmiye tahvil ettirmiştir” ibaresi yazılı bir levha yaptırmış ama bu levha 2010 yılına kadar astırılmamış 2010 yılında Prof. Dr. Haluk Dursun Ayasofya müdürü olunca onun girişimi ile astırılabilmiştir. Ekrem Hakkı Ayverdi, 30. Yıl Hatıra Kitabı, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay. İst. 2014, s. 304. 

4- M. Şevket Eygi, “Yakın Târihimizde Câmi Kıyımı”, Târih ve İbretYay. İst. 2003, s.329, 352.       

5- Târih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2002, sayı 27.

6- Dursun Gürlek, “Kültür Dünyamızdan Manzaralar”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 128.

7- Münevver Ayaşlı, “Geniş Ufuklara ve Yabancı İklimlere Doğru”, Timaş Yay. İst. 2003, s.249.

8- Bu yazılanların mübalağa olmadıklarını, resimleri vesikaları ile birlikte görmek, okumak isteyenler, Mehmed Şevket Eygi’nin, “Yakın Târihimizde Câmi Kıyımı”, Târih ve İbretYay. İst. 2003,  isimli eserine bakabilirler.

9- Konya Kültürüne Hizmet Edenler,  M. Ali Uz, Konya Büyükşehir Bel. Yay. 2003, s. 75.

10- Âlim Kahraman, “Yahya Kemal Beyatlı”, Kaynak Yay. İst. 2008, s. 200.

11- Beynun Akyavaş, “Seni Seven Neylesün?”, TDV. Yay. Ankara 1995, s. 91.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık