• 17 Mayıs 2017, Çarşamba 7:56
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

ANA-BABA

Ana başa taç imiş

Her derde ilaç imiş

Bir evlât pîr olsa da

Anaya muhtaç imiş

Gerçekten insan ne olursa olsun, ebeveyn denen bu iki mü­barek varlığa hayat boyu muhtaçtır. Gerçi kaybet­meyen kıyme­tini bilmez ama, bunların kadri kıymeti yokluklarında daha iyi idrak edilmektedir.

Her halde onun için olsa gerek, Cenâb-ı Allah: “on­lara üf bile demeyi­niz”([1]) buyurur. Resûlullah Allahın rızası ve hoşnutlu­ğunu onların hoş tutulma­sına bağlamış ve cennete gire­bilme şartı olarak onların razı edilmesini emret­miştir.

Her şey takdir-i İlâhî’ye bağlı ama, ebeveyn de, Allah ve Resûlü’nün emir ve nehiyleri doğrultusunda bir hayat tarzı be­nimseyip, dinine, vatanına, milletine ve bütün insanlığa hayırlı nesillerin sebeb-i hilkatleri olmalıdırlar. Ebeveyn ak­sini icra etmiş, dinî emirlere sırt çevirmiş, yavrularını helal rızıkla bes­lememiş, onlara iyi örnek olmamış, dolayısıyla evlatları saye­sinde dualar almak yerine, beddualar kazanmış iseler… netice­nin ne olaca­ğını Âşık Seyranî şöyle dile getirir:

Bülbüle gül yarar deveye diken

Hasrettir aşığın belini büken

Tarlasına haram tohumu eken

Helal mahsulünü biçer mi bilmem

Şâir Eşref, Neyzen Tevfik gibi yakın tarihimizin bü­yük heccavlarından ise, Seyranî gibi suhuletli sözler her halde zor beklenir. Onun için Eşref bakın kızdığı zamanı­nın Bahriye Na­zırı Hasan Paşa için ne diyor?

Şimdiki Nazır-ı Bahriyye Hasan Paşayı

Şöyle tarif ediyor vak'a-nüvisan-ı ümem

Gelecek olduğunu bilse idi neslinden

Almadan Hazreti Havva’yı boşardı Âdem ([2])

Çok sevip saydığımız, kendisinden istifade ettiğimiz, hoca­lık-talebelik dı­şında da yakın ilgi ve alakamız olan mer­hum bir hocamız da, evlâdından olan şikâyetini şu beyitle dile getirirdi:

Bir enik besledim ömrüm boyunca

Büyüdü it oldu daladı beni

Adamın birinin çok yaşlı, yatalak hasta, bir deri bir ke­mik kalmış, eziyetli bir babası var. Gönüllü gönülsüz uzun yıllar bakmış ama görmüş ki babasının ne iyi olası nede ölesi var. Hanımının da baskı ve teşviki ile babasını götürüp bir uçurum­dan atmaya karar vermiş. Hayvan üzerinde durama­yacak kadar takatsiz olduğu için baba­sını bir küfeye koymuş, onu denkle­mesi için 7-8 yaşların­daki oğlunu da küfenin öbür dengine koymuş dağın yo­lunu tutmuş.

 Uçurumun kenarına gelince kü­feleri çözüp indirmiş, içindekileri çıkarmış ama kü­felerden biri hızla aşağı doğru yuvarlanmaya başlamış, çocuk arkadan ok gibi fırlamış ve uçurumun hemen kenarında düş­meden küfeyi yaka­lamış ama, evladım düşecek diye babanın aklı başından çıkmış, çocuğa kızmış:

“Oğlum alt ucu bir küfe, neye koştun arkasından, uçu­rum­dan düşeceksin diye ödüm patladı” deyince çocu­ğun ce­vabı:

“Olur mu baba! Yarın sen dedem gibi ihtiyarlayınca bu­ra­dan aşağıya atmak üzere seni neye katıp getirece­ğim.” Deyince adamda şafak atmış, baba­sını geri getirmiş ve ölün­ceye kadar da adam gibi bakmış. Atalar ne demiş?: “Evla­dından göreceğin muamele, babana yaptığındır.”

Peygamberimizin gıyabi iltifatına nail olan, hırkasını he­diye alan, ilâhileri söylenen, dillerden düşmeyen Veysel Karanî Hazretlerini yükselten, yücelten ve ehlullah mer­tebe­sine çıkaran şey; anasına yaptığı hüsnü muameledir. O kadar ki; âşık olduğu, gece gündüz görmeyi istediği Efendimize kavuşabilmek için Yemen’den Medine’ye ay­larca yol yürü­müş, çölün bin bir türlü meşakka­tine kat­lanmış, ama Pey­gamberimizi görmeden geri dönmüştür.

Sebep: Çünkü annesi “evde bulursan tanış, yoksa geri dön gel” demiştir. O geldi­ğinde de Resûlullah evde değil­miş, “anamın hatırı kırılma­sın, sözünden çıkmış olma­yayım” düşüncesiyle geri dönüp gitmiştir. Ama ana sözü tutmak Veysel Karaniye Peygamber hırkası giydirmiştir.

Günümüzde ise evlatlar; başkalarının sözünü tuttuğu ka­dar bile ebevey­nine kulak vermiyor, onları sevmiyor, nasi­hatlerini dinlemiyor, aile içi şiddet hat safhalarda, Allah muha­faza birçok cinayetler işleniyor.

İsviçre’de ana-babalarının rızası olmadan evlenmeye kalkan gençlerle il­gili, hâkim şöyle karar vermiş: “Evet ka­nunen evle­nebilirsiniz ama örfümüzde de bu doğru değildir. Ya onların gönlünü yapıp evlenirsiniz ya da on­ların sizi bu vakte getirin­ceye kadar size harcadıkları parayı onlara geri ödemeye mah­kûm ederim.” ([3])

Sevginin en kutsalı “anam” diyen sestedir

“Çocuğum” dünyadaki en sevimli bestedir.

Behcet Kemal Çağlar

Dipnotlar:

Hâr: Diken, Cev ü cefa: Eziyet, Bîgâne: Aldırmaz, Visal: Kavuşma, Lâne: Yuva.

1- İsrâ Sûresi, 23.

2- Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, İst. 1994, T.E.V. Yay. c. 1, s.164.

3- Mehmet Serhan Tayşi, “Ali Emirî’nin İzinde”, Timaş Yay. 2009, s. 441.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık