“Önce kendimizi eğiteceğiz”

Doç. Dr. Aşina Gülerarslan Özdengül, “Çocuklarımızın teknoloji ile ilişkisinin düzenlenmesi,  olası fizyolojik, psikolojik problemlerle karşılaşmamasını sağlamak için önce kendimizi eğiteceğiz. Şehir yaşamları başı başına çocuklar için kısıtlayıcı” dedi

“Önce kendimizi eğiteceğiz”

Tüm medya içerikleri ebeveynlerin çocuklarını teknolojinin zararlarından nasıl koruyacaklarına yönelik haberler yapıyor. Bu duruma genel algının aksine bir bakış açısıyla bakan Selçuk Üniversitesi (SÜ) İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aşina Gülerarslan Özdengül ile kuşakların, çocukların ve ebeveynlerin teknoloji ile arasındaki bağını konuştuk.

İnsanları teknolojinin gelişimine göre X,Y,Z ve alfa kuşakları olarak gruplandırıyorlar. Siz ise bu gruplandırmaya katılmadığınızı belirterek yeni nesil çocukları teknolojinin yerlisi olarak tanımladınız. Burada anlatmak istediğiniz neydi?

Aslında kuşak kavramının tarihi süreci incelendiğinde konunun Antik Yunan’a, bazılarında ise Eski Mısır Uygarlığı’na kadar uzandığı görebiliriz. Sadece fiziksel yaş değil aynı zamanda toplumda yaşanan değişimler de kuşak değişimine işaret ediyor. Kuşaklar yaşlandıkça yerlerine yeni kuşaklar geçtikçe bireylerin tutumları, davranışları, inançları ve yaşam şekilleri de aynı oranda değişimden etkileniyor. Kuşak dediğimiz zaman, yirmi beş-otuz yıllık yaş gruplarını oluşturan bireyler kümesini tanımlıyoruz. Jenerasyon - nesil gibi karşılıklarla da değerlendiriyoruz.

SESSİZ KUŞAK

Literatürde 1927- 1945 arasında doğanlara “Sessiz Kuşak” adı verilidi. Bu kuşak  “Uyumlu” olarak tanımlanıyor. İkinci Dünya Savaşı ile soğuk savaş arasında doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğanlara ise 1946-1964 kuşağı  ‘Baby Boomer’ (Bebek Patlaması) kuşağı deniyor ve  “Kuralcı” olarak tanımlanıyorlar. 1965- 1979 arasında doğanlar ise X kuşağı olarak adlandırılıyor ve “Rekabetçi” olarak tanımlanıyorlar. X kuşağı uzaklarda bir yerlerdeki gelişmelerden geç de olsa haberdar olmaya başlayan, bilgi ile barışık bir kuşak ve günümüzde iş dünyasının gücünün yarıdan fazlasını tüm dünyada bu kuşak oluşturuyor. “ Yaratıcı” olarak tanımlanan Y kuşağı ise 1980- 1999 arasında doğanları kapsıyor. Dijital medyanın cazibesiyle büyüyen ilk kuşak olma özelliğine sahip Y kuşağı üyelerinin üçte ikisi, beş yaşından önce bilgisayarla tanışmıştır.

Z KUŞAĞI KUŞAĞI, YÜZDE 100 DİJİTAL YERLİ

2000- 2010 arasında doğanlara ise Z kuşağı kuşağı deniyor ve “Derin Duygusallar” olarak tanımlanan bu kuşak için akıllı telefon, mp3 player gibi teknolojik aletler yaşamsal öneme sahip.  Online/Çevrimiçi yaşıyorlar. Hatta yapılan bir araştırmada sevgilisinden ayrılmayı akıllı telefonsuz kalmaya tercih edebildikleri ortaya konuldu. Önceki kuşaktan farklı olarak ‘network’ gençlerinden bahsediyoruz. Çeşitli ağların üyeleri durumundalar. Uzaktan da ilişki kurabildikleri için yalnız yaşadıkları ve yaşayabilecekleri savunulmaktadır. Aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme becerilerini geliştirdikleri söylenmektedir. Bu kuşak yüzde 100 dijital yerliler dediğimiz kuşak. Binyılın öğrencileri, internet nesli, oyun nesli, siber çocuklar, zaplayan insan,  çekirge zihin olarak tanımlanıyorlar.

ALFA NESLİ , DOĞUŞTAN ÇEVİRİM İÇİ

2010 sonrasında doğan ve henüz doğmamış olanlar içinse Alfa Nesli deniliyor. Tamamı 21. Yüzyılda doğmuş bireyleri kapsayacak ilk kuşak olan Alfa Nesli, Kristal–Cam Çocuklar Kuşağı olarak da tanımlanıyor. Tüm dünyada her hafta ortalama 2,5 milyon Alfa doğuyor. Erken yaşlardan itibaren tüm dünyaları ekranlarla çevrildi. Screenagers ( Ekran nesli) olarak da tanımlanıyorlar. En yaşlısı doğduğunda tabletle tanıştı. Henüz konuşamayanları bile dijital dili konuşmaya başladı. Muhtemeldir ki etraflarındaki diğer bireylerle sohbetleri sınırlı olacak ve ihtiyaçları için de alışverişe gitmeye gerek duymayacaklar çünkü doğuştan çevirim içiler. Alfa kuşağı çocuklar için ebeveynlerin endişeleri anlamsız mı?

Alfa kuşağı çocuklar için ebeveynlerin endişeleri anlamsız mı?

Kuşakları isimlendirmek onları anlamamız tanımlamamız açısından faydalı olabilir evet. Ama kişisel olarak nostaljik yaklaşımlarla hatta romantize ederek teknoloji çağının çocuklarıyla ilişki kurmamızın pek mümkün olmadığını düşünüyorum.  Evet araçlar değişmiş olabilir. Mektuplar kartpostallar yok evet.  Ama  bu, yeni neslin daha az iletişim kurduğunu ya da hiç kurmadığını göstermez. Bizim o iletişim dilini tam anlayamadığımızı gösterir.  Her dönem kendi karakteristiğini yaratır. Geçmiş bir döneme geçmişteki yaşama sevgi ve özlem duymak her nesil için söz konusu olacak. Ve her nesilin kendi nostaljisi olacak. Eskiden daha iyiydi. Kimin için? Şimdiki kötü mü? Hayır. Sadece şimdiki zaman daha farklı.

“DİJİTAL DÜNYANIN YERLİLERİ, TEKNOLOJİYE AİTLER”

Hiç şüphe yok ki yaşadığımız çağ bilgi ve iletişim teknolojileri açısından baş döndürücü bir hız ve çeşitliliğe sahip. Yerkürenin iletişim ağıyla birbirine bağlanmamış bir noktası nerdeyse hiç kalmadı. Uzaklar yakın, bilinmeyen açık ve aleni oldu. Her sabah yeni bir teknolojik değişime hazır uyanıyoruz. İşte tam da bu gelişimin ortasına doğanlar “dijital yerli” olarak tanımlanıyor ve 2025 yılında dünyada işgücününün p’e yakınını bu grubun oluşturacağından bahsediliyor. Teknolojik değişime uzak kalan ancak buna birşekilde ayak uydurmaya çalışan, “sonradan teknolojik” olanlar ise “dijital göçmen” olarak tanımlanıyor. Bu ana ayırım bağlamında “yenileri” anlamamız daha kolay olur diye düşünüyorum. Birşeyin ya da bir yerin “yerlisi” olmak aidiyetliği de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla dijital dünyanın yerlileri olarak doğanlar tartışmasız teknolojiye aitler. Ve bu, biz teknoloji göçmenlerinin hoşuna gitse de gitmese de kaçınılmaz bir bağlılık. Geri döndürülemez bir süreç. 

“ÖĞRENMEK BİZİ GÜÇLÜ VE ESNEK YAPAR”

Dijital çocuklar- gençlerin kendiliğinden oluşmuş ve kendilerine özgü nitelikleri var. Göçmen ise yeni tanıştığı ama kendine ait olmayan şeylere bir şekilde uyum sağlamaya çalışıyor. Burası ona ait değil. Dışarıdan geldi ve yerleşti. Elbet geçmişine ait özlemleri ve yeniye uyum sağlamada karşılaştığı zorluklar ve itirazları var. Ama yüzleşmek ve kabul etmek zorunda olduğu bir gerçeklik var: Yeni çoktan geldi bile. Ve tıpkı bir ülkeden diğerine göç etmiş insanlar gibi burada konuşulan dili öğrenmek, insanlarını tanımak zorunda. Bilmediğimiz ve kontrol edemediğimiz her şey ürkütücü ve uzak gelebilir.  Tıpkı yeni gittiğimiz ülkede hiç tanımadığımız sokaklarda kaybolmak bilmediğimiz yüzler, kokular ve tatlarla karşılaşmak gibi. Oysa öğrenmek bizi güçlü ve esnek yapar. Bu yüzden dijitali kötülemek yerine onu öğrenmek ve anlamaya çalışmak her şeyi herkes için kolaylaştıran bir şey olacak  

Ebeveynlerin çocukları teknolojiden uzak tutması mı gerekir? Çocuklar teknolojiyi kullanırken ebeveynlerin nasıl davranmaları gerekiyor?

Herşeyden önce bir kabulle başlamamız gerek. Yeni neslin bugün iki hayatı var. Online/Çevrimiçi ve Offline/Çevrimdışı. Bunlar birbirinin içine de girmiş durumda. Sosyal yaşam içindeki bir çok ihtiyacını, duygusunu buraya taşıyor buradan gideriyor. Bir gruba ait olma, rekabet etme, yalnızlığını giderme, arkadaşlık kurma/sürdürme, beğenme/beğenilme, eğlenme gibi. Biri diğerinden daha iyi ya da daha kötü diye bir şey yok. İkisi de gerçek. Ancak ebeveynler olarak şu soruyu kendimize dürüstçe soralım? Çocuğun tüm hayatını dijitalleştirmesinde karşılık biz ne yapıyoruz? Alışveriş merkezlerine götürmenin dışında çocuklara vaad ettiğimiz cazibe unsurları neler? Eğlenceden anladığımız ne? Yanlızlığı için önerilerimiz nedir? Neyin önemli neyin önemsiz olduğunu kimden nasıl öğreniyor? Çocuk görür , çocuk yapar. Örneğin siz süt içmezseniz, çocuk sütü çocuk içeçeği gibi görür. Büyüdüğüne inandığında içiremezsiniz. Kitap okunmayan bir evde çocuk niye kitap okumuyor da bilgisayarda oyun oynuyor diyemezsiniz mesela. Çocukları şikayet etmek yerine onlara cazip gelecek sosyal alanlar açmamız ve öğretmemiz gerekiyor. Neticede çocuk çağının gereğini yapıyor. Ve otokontrol henüz bildiği bir şey değil. Bu bizim ona öğreteceğimiz bir şey. Sınır koymayı ve iç disiplini geliştirmesi için yardım etmemiz şart. Yüzyüze iletişimin daha iyi olduğuna dair nutuklar atan biz yetişkinler gün boyunca yüz yüze oturmanın her zaman iyi iletişim olmayabileceğini de hesaba katmalıyız. 

Kullanılan teknolojik araçlarla, kullanılan uygulamalara yaş sınırı getirmek doğru mu yoksa teknolojik aletleri kullanırken özgür mü bırakmalıyız?

Amerikan Pediatri Derneği’ne göre örneğin 2 yaşında bir çocuğun cep telefonu, bilgisayar,  tablet, televizyon gibi teknolojik araçları kullanımı günde toplam 2 saati geçmeyecek şekilde planlanmalı. Her bir araç için değil toplamda 2 saati geçmemeli. Ama bu 2 saat de tek bir parça değil, 15- 20 dklık parçalarla olmalı. Ancak çoğu zaman teknoloji, anne babaların kendilerini dinlendirip ya da başka işlerini hallederken çocuğa bakıcılık yapmasını bekledikleri bir oyalama aracı oluyor. Oysa özellikle bu yaşlardaki çocukları tek başına bırakmak kesinlikle doğru değil. Teknolojiyi birlikte kullanmak aile bireylerinin birbiriyle etkileşime dayalı aktiviteler yapmasına katkı sağlayacaktır.  Böylece hem aile birliği ve iletişimi güçlenecek hem de çocuğa zarar verebilecek şeylerden korunmuş olacaktır. Sanal oyunlar, sosyal medya hesapları vb. gibi uygulamalar öncelikle anne ve babalarca test edilmeli. Tam da burada dijital okur-yazarlığımızı geliştirmek zorundayız.  Zararlı olup olmadığı kanaatine varıldıktan sonra çocuk bunlarla tanıştırılmalı.

“ ŞEHİR YAŞAMLARI, ÇOCUKLAR İÇİN KISITLAYICI”

Çocuklarımızın teknoloji ile ilişkisinin düzenlenmesi,  olası fizyolojik, psikolojik problemlerle karşılaşmamasını sağlamak için önce kendimizi eğiteceğiz. Şehir yaşamları başı başına çocuklar için kısıtlayıcı. Evet ama onları toprakla, çiçekle, hayvanlarla,başka insanlarla tanıştırmak için azıcık gayret gerekli sanki. Neyi cazip gösterirseniz ona meyli olur bir çocuğun. Şikayet yerine eylem öneriyoruz. İpin ucu kaçtıktan sonrası hem çocuk hem de aile için iç açıcı değil çünkü. Aile ile bir şeyler yapmanın da en az dijital oyunlar kadar keyifli ve heyecan verici olduğuna inanan bir çocuğun ekran başında geçirdiği süre azalacaktır. (Özlem YILDIRIM)

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık