Sağlık çalışanlarına torba yasa müjdesi

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, sağlık çalışanlarının problemlerini çözecek torba yasanın  14 Mart Tıp Bayramına yetişeceğini açıkladı. Başkan Seyit Karaca, sağlık çalışanlarının sorunlarının konuşulacağı bu günlerde Bakan Demircan’nın açıklamasının bir doktor ve Tabip Odası Başkanı olarak kendisini memnun ettiğini ifade etti

Sağlık çalışanlarına torba yasa müjdesi
  • 15 Mart 2018, Perşembe 7:34

Tıp bayramına yetişeceği müjdelenen torba yasayla sağlık çalışanlarının talepleri, istekleri ve sorunlarının çözüme ulaşacağı ve sağlık alanına yeni düzenlemeler getirileceği açıklandı. Torba yasa, esnek çalışma modeli, özlük hakları, sağlık turizmi gibi düzenlemeleri kapsıyor. Yasanın uzun zamandır beklenen bir adım olduğunu söyleyen Konya Tabip Odası Başkanı Seyit Karaca, bu konuda Bakan Demircan’ın açıklamalarını memnuniyet verici bulurken torba yasada sağlıkta şiddet konusunun tartışılmamasının ise kendilerini üzdüğünü belirtti. Karaca, yasada tartışılan başlıkları değerlendirdi.

“YIPRANMA PAYI 4+1 YIL”

Sağlık çalışanlarının kronik hale gelen sorunlarından en önemlisinin özlük hakları meselesi olduğunu ifade eden Karaca, sağlık çalışanları, devletin derece ve kademeye ilişkin ödediği bir taban maaş alır. Bu maaş aynı zamanda emekliliğine etki eden maaştır. Onun dışında çalışılan kuruma göre değişiklik gösteren, döner sermaye ve performans gelirleri vardır. Geçmişte uzun bir süre performans sistemi uygulandı. Bu sistem uzun vadede çözüm değildi ama o dönemde olumlu cevap aldı. Sağlık çalışanı emekliye ayrıldığı zaman almış olduğu maaş 3 bin lira civarında kalıyor. Dolayısıyla sağlık çalışanlarının maaşlarının 3’te 1 oranında sıkıntılı olduğunu söyleyebiliriz.  Bu açıdan Tabip Odası olarak hekimler başta olmak üzere emekliliğe yansıyan kısmıyla ilgili çalışma yapılması talebimizdi. Bakan Demircan’ın açıklamasında bunun düzeltileceğine dair bir beyanat var. Bir diğer hususta yıpranma payı talebimiz. Yıllardır sözü edilen ama bir türlü gerçekleştirilemeyen yıpranma payı konusu da 4+1 yıl olarak, torba tasarıda yer alıyor. Bunun yanında çalışanların imkânlarının iyileştirilmesi de sevindiğimiz bir husus oldu. Kreş sorunu, sağlık çalışanı eşlerin çocukları için taleplerimizdendi ve yasada olması çalışanlarımızı memnun edeceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“ÖZEL SEKTÖR VE KAMU AÇISINDAN ARA FORMÜL”

2008 yılından itibaren planlama yönetmeliği ile özel sektörde bazı kısıtlamaların olduğunu hatırlatan Karaca, özel sektöre istediği branşı ve cihazı alması noktasında kapıların kapandığını bu nedenle de 2008’den beri bu alanda düzenlemelerin yapılması özel sektöründe talebi olduğunu söyledi. Sağlık çalışanlarının, kazanımlarının daha fazla olması, sosyal hayatlarının daha kaliteli olması açısından bir takım gayretleri çabaları olduğuna dikkati çeken Karaca, “Kamudaki performans sisteminin daha ileri bir sistemi özel sektörde geçerli. Bundan dolayı meslektaşlarımızın önemli bir kısmı özel sektörde yer bulabilirse orada çalışmayı tercih ediyor. Fakat ortada şöyle bir sıkıntı var; insan kaynağımız yetersiz. Bu dağılım yetersizliği ve belirli bölgelerde asimetrik dağılımla birlikte daha da derinleşiyor. 2002 yılından özel sektör teşvik edildi. Bu teşvikler neticesinde Türkiye’de ciddi bir özel sektör yatırımı oldu ve hastane sayıları 200’lerden 600’lere çıktı. Bu mekânların fonksiyonunu idame ettirmesinin ana unsuru hekimdir. Bu nedenle de, özel sektörün talepleri nedeniyle kamuda kadrosu olan nitelikli işlem yapan cerrah ve dâhiliyeci hekimler, kamudan istifa edip, özel sektörde çalışmaya başladı. Tam gün yasasıyla bu noktada tam bir kilitlenme oldu. Yeni düzenlemeyle kamudaki istifaları önlemeye dayalı, orada hizmetin devam etmesi aynı zamanda özel sektörün talebini görme ve insan kaynağı sıkıntısını çözme adına esnek çalışma modeliyle hekimlere, mesai dışı özel sektörde çalışma imkanı önerisi sunuluyor. Bu hekimleri yoracak bir süreç. Bu öneri insan kaynağı kısıtlılığında, uzman hekim, aile hekimi/pratisyen hekimin yetişeceği birkaç senelik bir geçiş sürecinde böyle bir sistem kamu ve özel sektörün işini çözebilir. Esnek çalışma modeli, özel sektör ve kamu açısından bir ara formül gibi duruyor” ifadelerini kullandı.

ANA BAŞLIĞI  ‘SAĞLIK TURİZMİ’

Hekimlerin uluslararası kataloglarla tanıtımının yapılacağıyla ilgili açıklamalar yapan Karaca, bu işin ana başlığının ‘Sağlık Turizmi’ olduğunu vurguladı. Karaca,  “Türkiye 2002 yılından bu yana yapılan özel sektör yatırımları ve kamu hastanelerinin fiziki iyileştirmelerinin yapılması ile sağlık alanında büyük ilerlemeler kaydetti. Türkiye, sağlık alanında gerçekleşecek 20’den fazla projenin 4 tanesini uygulaya başladı. Bu nedenle de önümüzdeki yıllarda devreye girecek şehir hastaneleriyle birlikte sahip olduğu nitelikli sağlıkçı kadrosunu değerlendirmek, bu kadroların çalıştığı hastanelerin mali anlamda sürdürülebilirliğini sağlamak üzere sağlık turizmine yöneldi. Dünyada sağlık turizmi önemli bir pazardır. Türkiye’de özel sektör kendi çabalarıyla, kendi kurumlarını tanıtarak sağlık turizmi pastasından pay almaya çalışıyor. Sağlık turizminden gelen gelirlerle kendilerini idame ettiren ve yatırımlarını devam ettiren hastane ve işletmeler var. Bu anlamda sağlık turizmini geliştirmek için son 4-5 yılda Sağlık Bakanlığı önemli atılımlar yaptı. Bunlar içerisinde, işin kurumsallaşmasını sağlama adına en önemlisi ‘Sağlık Koordinasyon Kurulu’nun kurulmasıdır” ifadelerini kullanarak ülkenin sağlık turizmine yöneldiğine dikkati çekti.

“SAĞLIK TURİZMİNDE BİLİNİRLİĞİ ARTIRMAMIZ LAZIM”

Sağlık turizmini, hastanelerin sunduğu sağlık hizmetleri, termal- kaplıca turizmi, ikinci bahar denilen özellikle yaşlıları kapsayan rehabitilasyon ve fizik tedavi, bakım evi merkezlerinin oluşumuyla verilen hizmetler olarak üç başlıkta değerlendirmenin mümkün olduğunu ifade eden Karaca, Bakanlığın bir düzenleme yaparak, bu alanda hizmet verecek merkezler oluşturma yönünde tasarıları olduğunu söyledi. Karaca, “Bakanlık bu merkezlerin, ciddi bir akreditasyon ve denetim ile sürekli kontrol altına alınacağı ve bu şekilde akredite olmuş firmalarında bir katalogla Sağlık Bakanlığı’nca dış ülkelere anlatılıp, takdim edileceği bir süreci başlatmak istiyor. Eğer bu süreç doğru anlatılır ve kurgulanırsa ruhu ve özü itibariyle doğru bir süreç olur. Devlet, bir hastanenin karşısındaki muhatabına verdiği hizmet noktasında üstüne sorumluluk alıyor ve ‘Bu kurumlarda yapılacak herhangi bir yanlışta, denetleme ve hakkını koruma adına devlet olarak bu işe kefilim’ diyor. Bugüne kadar ülkeye gelen deniz, kum, güneş turistine kıyasla sağlık turistinin ülkeye kazandıracağı değer en az fiyatlarla ele alınsa bile 4-5 kat daha fazla olacaktır. Çünkü karşılığında turistik hizmet alırken sağlık hizmeti de alabiliyor. Bu nedenle Sağlık Turizmi alanı, gelişmeye açık bir sahadır” dedi. Avrupa ile kıyaslandığında Türkiye’nin fiyat açısından daha avantajlı olduğunu anlatan Karaca, sağlık ekibinin ve kurumlarının kalitesinin, batı ülkelerini aratmayacak hatta bazı yerlerde daha yüksek durumda olduğunu söyledi. Karaca, “Sağlık turizminde bilinirliği artırmamız lazım. Bu alanda Sağlık Bakanlığı’nın çalışmaları önemli ama bunun yöntemi Uluslararası Anonim Şirketi gibi bir şirket kurmak mıdır? Bu biraz tartışılır.  Geçmişte, iyi ellerde olumlu sonuçlar veren Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) çalışmaları var ama iyi idare edilemezse başarısız sonuçlar alınabilir. Umarım süreç doğru yönetilir ve bu anlamda bir başarı elde edilir” diye konuştu. ‘Her otel bir hastane olacak’ şeklindeki ifadelere de açıklık getiren Karaca, “Tamamen sağlık turizmiyle endekslidir.  Sağlık Bakanlığı’nın, ameliyat öncesi ve sonrası sağlık ekibine ihtiyacı minimize olmuş hastaların yer işgal etmemesi adına klinik oteller gibi bir takım tasavvurları var. Bu çerçevede, sadece sağlık turizmi amacıyla ülkeye gelmiş, sağlık turistine hizmet edecek tarzda oluşturulacak bir yapıdan bahsediliyor. Buna hastanın konaklama yönü ağırlık kazanmışsa başvurulacak” diyerek gelecekte klinik otellerin yapılabileceğini söyledi.

“SÖZLÜ VE FİİLİ ŞİDDETTE BULUNMAK BİR HAK DEĞİLDİR”

Sağlık Bakanı Demircan’ın müjdelediği torba yasada sağlıkta şiddet konusuna değinilmemesinin üzücü olduğuna dikkati çeken Karaca,  “Sağlıkta şiddet çok bileşenli bir konudur. Son dönemde artmış olmasını da, vatandaşın sağlık hizmetine, hekime, kuruma ulaşımda kolaylaştırıcı faktörlerin neden olduğu bir yan etki olduğu kanısındayım. Vefat eden hastası için yakının duyduğu üzüntü, hafifletici bir sebepmiş gibi göstererek sağlık çalışanına sözlü ve fiili şiddette bulunmak hiç kimseye verilmiş bir hak değildir. Bu tamamen psikopatolojik bir durumdur. 2017’de yaklaşık 700 milyon muayene gerçekleşmiş ve az gibi görünen sağlıkta şiddet olaylarının önemli bir kısmı ölümle sonuçlanmıştır. Buna ilişkin öncelikle ilk okuldan itibaren, sağlık okur yazarlığıyla ilgili bir proje başlatılmalı. Bu anlamda Beyaz Kod uygulaması önemli bir düzenlemedir. Sağlıkta şiddet olaylarında, sosyal güvenlik kurumu haklarından bile faydalanamamak gibi bir takım ağırlaştırılmış cezaları içeren detaylı bir çalışmayı bu alanda yapmak gerekiyor. Sağlıkta şiddet ile ilgili düzenlemeleri torba yasada görememek bizi üzdü. Çünkü buna ilişkin çalışmaların yapıldığını düşünüyorduk” şeklindeki ifadelerle sözlerine son verdi. (Özlem YILDIRIM)

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 1 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık