Şeb-i Arus Konya’da yapılacak

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un “Konya’daki Şeb-i Arus sadece tek Şeb-i Arus töreni olacak” sözünü hatırlatan ve kalıcı çalışmaların yapılacağını belirten İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, “Biz 7-17 Aralık tarihleri arasındaki Şeb-i Arus’un sadece Konya’da yapılmasını istiyoruz” dedi

Şeb-i Arus Konya’da yapılacak
  • 12 Aralık 2017, Salı 16:10

Mevlana’yı anma programları kapsamında bu yıl ilk defa Türbe Önü Buluşmaları ile İl halk Kütüphanesi’nde Mevlana filmlerinin gösteriminin yapıldığını anlatan İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, Türkiye’de ilk defa Derviş çeyizi sergisinin açıldığını da aktardı. Şeb-i Arus törenlerinin sadece Konya’da yapılmasına ilişkin kalıcı çalışmaların yapılacağını anlatan Yarar, “Şeb-i Arus törenlerinden maksat eğer devlet ricalinin katılımı ise zaten o Konya’da. Biz 7-17 Aralık tarihleri arasındaki Şeb-i Arus’un Konya’da yapılmasını istiyoruz” dedi.

7-17 ARALIK ŞEB-İ ARUS SADECE KONYA’DA OLMALI

Hz. Mevlâna'nın 744. Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri’nde geçen yıl Birlik Vakti iken bu yıl Kardeşlik Vakti sözünün tema seçildiğini ifade eden İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, kardeşliğin inanç, tarihi değerler ve içerisinde bulunan günlerde Türkiye’de yaşayan insanlar açısından vazgeçilmez temel değerlerden bir tanesi olduğunu söyleyen Yarar, “Hz Peygamber bir hadisinde ‘Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz’ diyor. Kardeşlik kendimiz için istediğimiz güzelliklerin veya iyiliklerin başkası için de olmasını istemektir. Kardeşlik, kendimiz için yapılmasından hoşlanmadığımız yanlışların başkasına tarafımızdan yapılmasının önüne geçmektir. Kardeşlik vaktinde Mevlana ‘Sen bensin bende senim işte, öyleyse nedir bu senlik benlik’ diyor. Yani bizim doğuştan getirdiğimiz bir takım farklılıklar olabilir. Bu farklılıklar bizim kavga unsurlarımız veya ayrıştırma unsurumuz olmamalıdır. Birbirimizi tamamlayan pekiştiren farklı renk tonları da olsa bütünün parçaları olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Bu kardeşlik Konya’dan tüm insanlığa derece derece yayılsın istiyoruz. Buna bir nebze katkıda bulunabilirsek kendimizi mutlu addederiz” ifadelerini kullandı. Şeb-i Arus programının tanıtım toplantısı için Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’un Konya’ya geldiğini ve toplantıda “Şeb-i Arus törenlerinin bir şekilde marka haline getirilmesi için süreç tamamlanmıştır. Konya’daki Şeb-i Arus sadece tek Şeb-i Arus töreni olacak. Kültür Bakanlığımızın gözetimi altında gerçekten Mevlevi geleneklerine uygun bir şekilde Şeb-i Arus törenleri sürdürülecektir” dediğini hatırlatan ve konuda kalıcı çalışamalar yapılacağını aktaran Yarar, “Şeb-i Arus törenleri Hz. Mevlana’nın vefatı nedeniyle yapılan sema törenine verilen isim ise bu sema her yerde yapılabilir. Şeb-i Arus törenlerinden maksat eğer devlet ricalinin katılımı ise zaten o Konya’da. Biz 7-17 Aralık tarihleri arasındaki Şeb-i Arus’un sadece Konya’da yapılmasını istiyoruz. 7-17 Aralık’tan başka tarihtekiler diğer illerde yapılsın çünkü sema ve Şeb-i Arusu anlatır. Nerede sema yapılırsa akla Konya gelir” dedi. dünyanın çeşitli ülkelerinden insanların Hz. Mevlâna'nın 744. Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri için Konya’ya geldiğini kaydeden Yarar, yabancı ülkeler arasında en çok kişinin İran’dan geldiği bilgisini verdi.

TÜRBE ÖNÜ BULUŞMALARINA 2 BİN KİŞİ GELİYOR

Törenlerin temelinde Hz. Mevlana’nın anlaşılması ve anlaşılmasının da gündemde tutulması çalışması olduğunu kaydeden Abdüssettar Yara, anma programı düzenlemenin önemli olduğunu ancak anlamaya çalışmanın daha önemli olduğunu vurguladı. Törenlerin ilk gününden itibaren salonlar tıklım tıklım dolu olduğunu belirten Yarar, sema programlarının dışında farklı etkinliklerin de yapıldıüını söyleyerek, “Sema programlarının yanı sıra bu yıl ilk defa farklı bir etkinlik daha gerçekleştiriyoruz. Mevlana meydanına kurulan çadırla ‘Türbe Önü Buluşmaları’ diye bir çalışmayı ortaya koyduk. Günlük en azından 2 bin kişi bu çadırımıza geliyor ve oradaki diğer insanlarımızla sohbet ediyor. İnsanların birbiri ile kaynaşmasının yanı sıra Ahmet Özhan, Ali Canip Olgunlu, Bilal Kuşpınar, Esin Çelebi Bayru, Faruk Hemden Çelebi, Hicabi Kırlangıç Mahmut Erol Kılıç, Mehmet Doğan, Mustafa Holat, Mustafa Kara, Nurullah Koltaş, Ömer Tuğrul İnançer, Sadık Yalsızuçanlar ve Ziya Ercan gibi değerli isimlerle bir araya geliyor. Bu isimleri dinliyorlar ve karşılıklı iletişim gerçekleşiyor. Bu sayede hem dostluklar hem de kardeşliklere katkı sağlanıyor. Türbe Önü Buluşmaları’ndan farklı olarak yine bu yıl farklı olarak İl Halk Kütüphanesi’nde Mevlana filmlerinin gösterimi gerçekleşiyor. Değişiklikler bu sene başlıyor ama inşallah gelecek yıllarda şehrimizdeki sema programlarının yanı sıra Şeb-i Arus günlerindeki kültürel zenginlik artacak” diye konuştu. Gelecek yıllarda pek çok farklı projelerin oluşturulmaya çalışıldığını ve zamanla projelerin yapılacağını anlatan Abdüssettar Yarar, Mevlana Kültür Merkezi’nin girişinde Türkiye’de ilk defa Derviş çeyizi sergisinin açıldığını, tasavvufun önderlerinin kendi kıyafetleri, kendi kullandığı eşyalarla beraber tasavuufun en önemli önderlerinin Hz. Mevlana adına yapılmış Kültür Merkezi’nde sema programında bir arada bulunmasının sağlandığını belirtti. Programların huzurlu ve güzel bir şekilde geçtiğini yineleyen Yarar, törenler münasebetiyle 10, 16 ve 17 Aralık tarihlerinde Ankara-Konya arasında ek hızlı tren seferleri konulduğunu ve programların daha iyi anlaşılması ile iletişim problemleri yaşanmaması için şehrin çeşitli noktalarına bilgilendirme stantları kurulduğunu dile getirdi.

“MEVLEVİLİĞİ ETİKET OLARAK GÖRMEK YANLIŞ OLUR”

Hazret-i Mevlâna’nın fikirleri, öğretileri ve yaşantısının, oğlu Sultan Veled tarafından disiplin haline getirildiğini ve Mevlevîliğin kurulduğunu kaydeden Abdüssettar Yarar, Mevleviliğin asırlar boyunca olduğu gibi bugünde dünyanın pek çok yerinde İslâm irfanının en özel yorumlarından birisi olduğunu söyledi. Hazret-i Mevlâna’nın yaşantısı ve fikirlerinin zamanla kurallara bağlanarak kurumsallaştığını ve Mevlevîliğin bugüne kadar varlığını sürdürdüğünü anlatan Yarar, “Mevlevîlik, ilhamını Kur’an ve Hadis’ten almıştır. Bir hayat tarzı olan Mevlevîliği sadece bir isim ve etiket olarak görmek yanlış olur. Kur’an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber’in yolunun takipçisi olan Hazret-i Mevlâna’ya göre, iman ve aşk amelde görünmezse, amelde yaşanmazsa pratik değerini kaybeder. Amelle beslenmeyen iman kandilinin ışığı zayıflar.

Hazret-i Mevlâna, ölümsüz eserini verirken, sohbetlerde bulunup semâ ederken hiçbir zaman bir tarikat kurmak  fikrinde olmamıştır. O sadece kendi inancını, aşkını ve tasavvufî hassasiyetlerini doya doya yaşamış bir gönül insanıdır. Konya Mevlâna Dergâhı; dünya üzerinde değişik coğrafyalarda zaman içerisinde açılan ve sayıları 140’ı aşan Mevlevîhâneler’in arasında “Âsitâne-i Âliyye” olarak Mevlevîlik Tarîkatı’nın merkezi olmuştur. Mevlevîlik sıradan bir tarikat olmaktan ziyade, bir aşk yolu ve bir kültür hareketidir” şeklinde konuştu. Mevlevîliğin edep temelleri üzerine kurulduğunu kaydeden Müdür Yarar, “Mevlevîlik yolunun önderinin Makam Çelebisi olduğunu, Çelebi’nin, bu yolun en büyüğü olarak baş sorumlu kişi olduğunu ve Mevlevîliğin, Konya da ‘Çelebi’ tarafından, başka tekkelerde de şeyhler tarafından temsil edildiğini anlatarak, “ Mevlevîlik tarikatı içerisinde Makam Çelebisi’nden sonraki kişi Sertârik’dir.  Mevlevîlikte ikinci adam olarak Çelebi’den sonra en çok saygı duyulan kişidir. Tarikatçı Dede olarak da adlandırılan bu zât; şeyhler, dedeler,  canlar ve muhipler ile Çelebi arasında köprü görevini yerine getirir.  Mevlevîlikteki on sekiz hizmeti yerine getirenler arasında uyumu ve düzeni sağlar. Mevlevîlerin gündelik hayatlarında sıklıkla kullandığı özel sözcükleri ve uygulamaları vardır. Örneğin; birbirlerinin avuçlarını tutarak ellerinin üst kısımlarını öpmelerine ve böylece selamlaşmaları ile yine herhangi bir eşyayı, sahibi hürmetine öpmelerine ‘görüşmek’ denilir. Bir sohbette veya iş yapmaktayken kullandıkları ‘Allah için ne hoş, ne güzel’ anlamındaki ‘Eyvallah’ sözcüğü ile bir şeyin bittiğini veya hal-i hazırda olmadığını belirtmek için “Hakta” veya “Hak vere” denilmesi; mum, lamba gibi eşyaların yakılmasına “uyandırmak”, söndürülmesine “sırlamak” veya “dinlendirmek” tabiri kullanılması; Hakk’a yürüyen bir kişiyi defnetmeye yine “sırlamak” kelimesinin sarf edilmesi; aklını başına almak, kendine gelmek, düşünmek ve anlamak veya yastığına hafifçe dokunarak bir Mevlevîyi uyandırmaya “agâh ol!” tabirinin kullanılması; Kur’ân-ı Kerîm veya dua okunurken ya da semâ ve ders esnasında kendinden geçerek cezbeye giren Mevlevîye söylenen “kanını içine akıt!” deyimi, tüm Mevlevîler tarafından bilinen ve günlük konuşmalarda kullanılan deyimlerdendir. Mevlevî, yaratılmışları yaratandan ötürü sever ve bilir ki kâinattaki her varlık İlahî kudretin izlerini taşır. Her şey insan içindir, insan da Allah içindir. Bu anlayış sahibi bir Mevlevî, namaz sonrası secde yerinden uzaklaşırken secde mahalli ile görüşür, tespihi görüşerek alır, işi bittikten sonra yine görüşerek usulca yerine bırakır” dedi.

“MEVLEVİLİK BİR GÖNÜL YOLUDUR”

Mevlevîlerin ayıp görmemeye ve göstermemeye azami derecede dikkat ettiğini anlatan Yarar, Mevlevîlerin, her cemiyette kendilerine karşı hürmet ve riayeti celp edecek şekilde temiz ve şık giyindiğini ve edebî bir üslup ile yaptıkları konuşmalarla hemen fark edildiklerini söyledi. Sultan Veled’den başlayarak, zaman içerisinde bazı kayıtlara, kural ve kaidelere bağlanan semânın Pîr  Âdil Çelebi ile bugünkü şeklini aldığını belirten İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, “Mevlevîlerde hediyeye ‘nezr’ veya ‘niyaz’ denir. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in hediyeleşmeyi tavsiye etmesinin bir örneği olarak Mevlevîlikte, hediye verirken genellikle verilen hediye ‘Nezr-i Mevlâna’ (Mevlâna’nın Hediyesi) diyerek takdim edilir ve reddedilmeyip kabul edilir. Mevlevî kıyafeti denilince, ilk önce Mevlevîliğin sembolü haline gelen sikke akla gelir. Sikkenin sembolik anlamını kavrama yaşına gelmeyen erkek çocukları ve kadınlar sikke giymezler, Arakıyye giyerlerdi. Arâkıyye; dervişlerin başına giydikleri kısa yün külahtır. Destâr; Mevlevî şeyhlerinin sikkelerinin üzerine sardıkları sarığa denilir. Bir şeyhlik alameti olan destar, bütün tarikatlarda değişik renk ve farklı tarzda sarılırdı. Tennûre;  Mevlevîlikte semazenin sikkenin dışındaki alametlerinden birisi de tennuredir. Kullanılan yere ve kişiye göre değişiklikler arz eden Tennure’nin dışında Elif-i Nemed, Hırka, Hayderiyye ve kemer yine Mevlevîlerin diğer kıyafetleri arasında yer alır. Yine bütün tarikatlarda olduğu gibi Mevlevîlikte de evrâd okuma geleneği vardı. Allah’ı anarak O’nun kudretini, azametini düşünmek, esmâ-i ilâhiyeden bazılarını sürekli okuyarak vecde gelmek olarak tarif edilen zikrin her tarikatta değişik uygulamaları bulunur. Mevlevîlerin zikri, ‘Semâ’ ile ‘İsm-i Celal’dir. Mevlevîlikte abdestsiz sema’ya çıkılmaz. İsm-i Celâl çekmek,   dervişin kendi halinde yapacağı bir zikir olmakla beraber, dergâhlarda topluca sabah namazlarının ardından İsm-i Celal zikri çekilirdi” şeklinde konuştu. Mevlevîliğin diğer tarikatlardan ayrılan en önemli özelliklerinden bir tanesininde güzel sanatlara gösterilen ilgi olduğunu kaydeden Yarar, “Her Mevlevî, çilesi döneminde mutlaka bir sanat öğrenir, dinî ilimlere, şiire veya musikiye yatkın olanlar da bu eğitimlerle meşgul olurlardı. Ayrıca Mevlevîlik edeb ve âdâbının öğrenildiği ilk yer olan Matbah-ı Şerif’e izafeten çile boyunca uyulması gereken kurallar ciddî bir disiplin içerisinde yürütülürdü. Kural ihlalinde bulunanlar Kazancı Dede tarafından çeşitli biçimlerde cezalandırılırlardı. İkaz mahiyetinde uygulanan değnek vurma bu cezaların en hafifi, en ağırı ise derviş adayının bu işi yapamayacağı kanaati sonrasında uygulanan ayakkabılarının ters çevrilmesi ile dergâh dışına çıkarılması idi. Mevlevîlik bugün dünyanın pek çok yerinde İslâm irfanının temsilcisi olarak;  sosyal hayatın her alanında, özellikle insan ilişkilerinde kardeşlik, sevgi, nezaket ve zarafetin yerleşmesinde ayrıcalıklı bir yeri olan, Konya merkezli olmak üzere Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs, Arabistan yarımadası ve Kuzey Afrika’da büyük gelişme gösteren bir gönül yoludur” dedi.

Hz. Mevlâna'nın 744. Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri’nin 80. yılında hazırlanan programlarının büyük bir huzu içerisinde devam ettiğini ifade eden İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, düzenlenen törenlere Konya Büyükşehir Belediyesi, Selçuk Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi’nin katkılarının yanı sıra Uluslararası Mevlana Vakfı ve İrfan Kültür Merkezi’nin de desteği olduğunu sözlerine ekledi.(Mustafa KARAKAYA)

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık