SAHTE MUTLULUK!

Uzmanlar tüketicileri gereksiz harcamalar yapmamaları konusunda bilinçli olmaya davet ederken, İnsanların, ihtiyaç olmadığı halde yeni ya da moda olduğu için satın aldıklarıyla kendisine sahte mutluluklar yarattığına dikkat çekiyor

SAHTE MUTLULUK!
  • 07 Şubat 2018, Çarşamba 6:41

İnsanların sürekli satın almaları, bu davranışın psikolojik açıdan ne gibi sorunlara yol açtığı hakkında Tüketiciler Birliği Konya Şubesi Başkanı Mustafa Dinç ve Psikolog Cüneyt Kaya ile görüştük. Teknolojinin gösterdiği hızlı ve büyük değişim yaşama yön verdiği  gibi satın alınan eşyaların da çeşitlenmesini sağladı.  Eşyalar, üretici ve tüketici arasındaki bağlantıyı kuracak bir Pazar halini aldı. Reklamcılar, tüketiciye nasıl daha fazla satarım? Sorusunun cevabını,  insanın duygusal ve zayıf yönlerinde buldular. Reklamcılar ve pazarlamacılar bilinçaltı mesajlarını yöneterek satın alınan herşeyi ‘ihtiyaçmış’ gibi gösterdi. Kadın ve erkeklerin ilgi alanlarına yönelik ev eşyaları, mutfak eşyaları, teknolojik aletler gibi bir sürü devasa  sektörler oluşturdu. Kullanılan eşyaların teknolojiyle bağımlılığı ise elde bulunan mevcut eşyaları da sürekli yenileme durumunu ortaya çıkardı.  Kullanılan bir çok ürünün hayatı kolaylaştırdığını ancak bu durumun kültürü de değiştirdiğini anlatan Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, tüketicileri ihtiyaçları dışında  eşya almamaları, gereksiz harcamalar yapmamaları konusunda bilinçli olmaya davet etti. Tüketim halinin, önlenemeyen alışveriş yapma alışkanlığı hakkında psikolojik  nedenleri olabileceğini söyleyen Psikolog Cüneyt Kaya ise sürekli satın alma alışkanlığı konusunda “İnsanlar sahip olduğu eşyalar üzerinden kendilerini kimliklendiriyor ve bu çabaları bireysel sorunlara yol açtığı gibi sosyolojik boyutlara da ulaşabiliyor” dedi.

SAHİP OLDUKLARIMIZIN NE KADARI İHTİYAÇ?

Bir öncekinden daha üstün özellikte olduğu belirtilen eşyaların, bir ihtiyaca cevap verdiği söylenen yeni ürünlerin üstün bir pazarlama tekniğiyle insanlara satıldığını ve  ihtiyaçların çoğaltıldığını anlatan Tüketiciler Birliği Başkanı Mustafa Dinç, insanların isteklerini kullanarak gereğinden fazla satış yapmayı amaçlayan üreticiler karşısında tüketiciyi bilinçlendirmek için Tüketiciler Birliği olarak bir kaç yıl önce ‘Tüketici Uzmanı Yetiştirme Programı’ adında proje düzenlediklerini bu kapsamda tasarruf metotlarını ve ev ekonomisi konusunda bilgilendirme yaptıklarını anlattı. Günümüzdeki ekonomik sistem içerisinde üreticilerin sürekli üretmek istediklerini belirten Dinç, “ Örneğin tencereden, tavadan yola çıkalım. Çocukken evlerimizin mutfağında bakır tenceler vardı. Bunları kullandıkça belirli sürelerde kalaylatırdık. Sonra alimünyum tencereler çıktı. Gençliğimde alimünyum tencereler hem çok modaydı hem de bakıra göre oldukça ucuzdu ve pırıl pırıldı. Kalaylatma derdi olmadığı için herkes evinde alimünyuma döndü” şeklinde konuştu.

SAĞLIK ÜZERİNDEN PAZARLANIYOR

Satılan eşyaların her zaman moda ve sağlık üzerinden pazarlandığını söylen Dinç mutfaktaki tencerelerin değişim hikayesini şöyle anlattı: “Bakırdan sonra mutfağa giren alimünyum tencerelerin zehirlediği, ağır metalleri vücuda geçirdiği gibi gerekçelerle çelik tencerelere geçildi. Pazarlamacılar ev ev dolaşarak çelik tenceler satıyorlardı. Çelik tencerelerin daha az ısı ile daha çabuk yemek pişirdiğini, sağlığa zararlı olmadığını söylüyorlardı. Sonra çelik tencereler de bitti. Teflon tencereler çıktı. Çeliğin bir takım sıkıntıları olduğunu, teflonun yanmadığını ve yapıştırmadığını anlatarak bunu sattılar. Sonra teflon tencerelerin kansere yol açtığı gerekçesiyle teflondan çıkıldı. Seramik tencereler, granit tencerelere geçildi. Vatandaş sanıyor ki seramik tencere topraktan yapılıyor. Ama o  da yine metal ve üzerinde kullandıkları boya. Aynı emaye tencereler gibi granit ve seramik tenceler de boyanıyor”. Evde bulunan eşyalar eskimediği halde insanların beğenilerinde bir takım gerekçeler oluşturularak satış yapıldığını, başta sağlık konusunda özellikle annelerdeki çocuklarını her şeyden koruma duygusu kullanılarak, ‘çocuklarım sağlıksız ürünler kullanıyor’ algısının oluşturulduğunu bu nedenle eskimediği halde eşyaları değiştirmeye yönlendirildiklerini kaydetti. Yanıltıcı reklamlarla, tüketiciye yönelik sürekli satış yapma, potansiyel yaratma ve pazar açma gibi çalışmalar yapıldığını, vatandaşın bu oyuna gelmemesi gerektiğini vurgulayan Dinç, “Evde kullandığımız her eşya aslıda bize uzun yıllar yetebilir ama insanlarda ‘yenisi çıkmış almalıyım’, ‘arkadaşımda şu var ben de neden yok?’ gibi kaygılar oluşturabiliyor. Örneğin, yüzyıllardır kullandığımız tencereler mevcutken biz son elli yıl içerisinde 7-8 jenerasyon tencere değiştirdik. Yüzlerce yıldır kullandığımız bakır tencere bir anda bitti. İletişimin hızlanması, pazarlamanın, reklamların hızlanması gibi nedenlerden dolayı sürekli değiştiriliyor. Yarın başka bir materyal bulacaklar yine değiştirecekler” şeklinde konuştu.

“İNSAN EŞYANIN ESİRİ OLMAMALI”

Elektronik eşyaların mutfağa girmesinin mutfakta devrim niteliğinde olduğunu ifade eden Dinç, mutfaklarda bulunan yaprak sarma makinası, limon sıkma aleti gibi pratik aletlerin birer ikişer defa kullanıldığını ve bu tür ürünlerin para kazanmak amaçlı ve insanları sürekli almaya yönlendiren metotlar olduğuna dikkati çekti. Dinç, burada minimalist yaklaşımların ön plana çıkması gerektiğini, insanın eşyanın esiri olmaması gerektiğinin altını çizerek insanları kullanmayacakları hizmetleri ve eşyaları almamaları konusunda uyardı. Konunun başka bir yönüne eğilen Dinç, “İnsan başka açılardan kendini ön plana çıkartamayınca, sahip olduklarıyla ortaya çıkmaya çalışıyor. Kullandığımız cep telefonları artık bir statü sembolü oldu. Şimdi bir yere gittiğiniz zaman cep telefonu masanın üzerine konulur oldu. Bunların hepsi bir statü sembolü olmaya başladı. Tabi erkeklerin yaklaşımı farklı kadınların yaklaşımı farklı kadınlarda mutfak eşyalarına, giyime, ev eşyalarına yöneliyor. Kadınlar, mutfak dolaplarıyla, değişik ev aletleri ile bu statüyü oluşturuyorlar. Çalışan kadınlar zamanı hızlandırmak açısından daha pratik ve teknolojik aletleri alıyor” dedi. Hızlı tüketimin insanların kültürel değerlerini kaybetmesine neden olduğunu ve teknolojik mutfak eşyalarının da yemek hazırlama kültürünü etkilediğini belirten Dinç, ”Saniyler içinde kahve hazırlayan makinalar var. Çocukluğumda kahve ispirto ocağının üzerinde çelik kepçede kahve çekirdekleri en ez 20 dakika kavurulur, el değirmeninde çekilir ve sonra ocakta veya közün üzerinde cezvede pişirilirdi. Yani kahvenin hazırlanması bir buçuk saatlik bir seremoniydi. Bu sırada oturulur sohbet edilirdi. Herşeyi tüketmenin bir kültürü vardır” ifadelerini kullandı.

“RUHUMUZDA HASTALIKLI BİR TARAF MI VAR?”

İnsanların sürekli alışveriş yapmasının altında psikolojik bozuklukların olabileceğine ve günümüzde insanların kendilerini iyi hissetmek adına gereksiz bir satın almaya yöneldiklerine dikkat çeken Psikolog Cüneyt Kaya ise tüketicinin ihtiyacı olmadığı halde sadece yeni ya da moda olduğu için satın aldıklarıyla kendisine sahte mutluluklar yarattığını söyledi. İnsanın yaşamı boyunca zorluklar ve sıkıntılarla karşılaştığını, çözümün ise kendine güvenen, kendini seven bireyin gerçekçi çözümler üretmesinden geçtiğini, kendine olan güveninde, sevgisinde eksiklikler yaşayan bireylerin anlık hazlarla sorunların yarattığı baskıyı ve stresi azaltma çabası içerisine girdiğini anlattı. Kaya, “Anlık haz, sevdiğinizi zannettiğiniz, ulaşmayı arzuladığınız ve ulaşırsanız mutlu olacağınız nesneye ulaşma çabasıdır. O çabanın içerisinde ulaştığımız nesneye sahip olsak bile mutlu olamadığımızı görürüz. Bunu en çok çocuklarda görüyoruz.  Çocukların bitmek tükenmek bilmeyen bir oyuncak sahiplenme arzusu ebeveynler  ve oyuncak fabrikaları tarafından suistimal ediliyor. Ebeveynler çocuğu susturmak için oyuncağı rüşvet olarak görüyor. Yeter ki çocuk biraz onları rahat bıraksın diye anne babalarda aynı hatayı yapıyor ve çocuk ne isterse alıyor. Çocukluktan itibaren tüketmeye alışan ve anlık hazlar uğruna yaşayan bireyin yetişkin halini düşünün, tüketmeye eğilimli birey, uzmanlar tarafından ve bilimsel veriler tarafından ne söyleniyorsa bunu yapma eğiliminde olacaktır. Çünkü yanlış yapmak istemeyecek ve daha uzun ömürlü, huzurlu bir yaşam için bu konudaki söz sahibi insanlara daha fazla güvenecektir. Elimizdeki koşullara göre bunu ayarlama şansımız varken her seferinde daha fazlasını, en yenisini almak bizi doğruyu yapıyormuş gibi bir duyguya itecektir” ifadelerini kullandı.

“TÜKETİM İLE TOPLUMUN RUH SAĞLIĞI TERS ORANTILI”

Reklamcılık ve pazarlama sektörünün insan psikolojisine ve tüketimi artırmaya yönelik bir takım doneleri kullanmaya başladıklarını belirten Kaya, reklamların renkleri, işe yararlılığı, dedikoduları ve farklı unsurları kullanarak yazılı, görsel ve sanal medya aracılığıyla bilinçaltımıza hükmettiğini söyledi. Tüketici olarak ihtiyaçları yeniden gözden geçirmek gerektiğini,  ihtiyaçları belirleyip alışveriş yapılması gerektiğini vurgulayan Kaya, “Gerçekten neye ihtiyacımızın olduğunu sorgulamak lazım. Arka planda kontrol edilemeyen bir alışveriş hastalığına sahipsek, bundan vazgeçemiyorsak bunun nedeninin tüketme arzumuzu kamçılayan psikolojik sıkıntıları ve stresin olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda mutlaka bir uzman desteğine başvurulması gerekir” şeklinde konuştu.

“SAHİP OLMA ARZUSU HASTALIĞA DÖNÜŞEBİLİR”

Sürekli satın alma durumunun paylaşmayı bilmeyen bireylerin kişilik yapısındaki bozukluğa işaret olduğunu ve sahip olma arzusunun bir süre sonra hastalığa dönüştüğünü aktaran Kaya, ”Toplum olarak paylaşımcı yapımız kültürel anlamda ahlaki değerlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz almayı değil vermeyi ön görmektedir. Paylaşan insanların toplumsal ilişkileri zenginleştirdiğini ve ikili ilişkilerde güven temelli kurulan sağlıklı bir iletişimi sağlarken daha huzurlu bir toplum yaşamı sunar.  Tüketimin çok olduğu toplumlara baktığımız zaman bireysel ve toplumsal olarak şiddetin, suç oranlarının, bireysel mutsuzlukların ve psikolojik hastalıkların daha üst düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Bunun en açık örneği Avrupa ve Amerikan toplumlarıdır. Modern toplum dediğimiz toplulukların içerisinden daha fazla ruh hastası çıkıyor” dedi. (Sultan TÜRKMEN)

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık