Son zamanlarda etrafımda gördüğüm en büyük sıkıntı girişememe hastalığı! Girişimciliğimizle dünyaya ün salan bir ülke ve şehiriz. Fakat gelgelelim girişemiyoruz. Yaklaşık bir ay önce bir alman yatırımcı ile kısa bir sohbet şansımız oldu. Almanlara göre kat be kat girişimci olduğumuzu ve buranın yatırım yapmak için çok uygun bir memleket olduğunu söylemişti.
Ruhumuza bir girişimci yapı var ancak bunu planlı yapamadığımızdan olsa gerek sadece heyecan nispetinde kalıyor ve ilerleme kat etmek zor oluyor. Dışarıdan küçük görünen ama girişimcimizin gözünde dağlar kadar büyüyen girişimler var. Bunlar hep sancı olarak kalmış insanlarda. Benim kati gözlemim bu! Neden girişemediğine gelince herkesin derdi şahsi. Kimse fizibilite yapmış ve piyasadan dolayı bu girişimin fizibil olmadığı gibi sonuçlarla çıkmıyor karşıma. Herkes bireysel atalet içersinde. Alışkanlıklar haline gelen duygular tamamen irrasyonel ve depresif…
Sebebi ve çözümüne gelince… İnsanoğlunun doğasında yeni bir durum karşısında vereceği iki tepki vardır: Savaş ya da kaç! Bizim girişimcilerimizin verdiği tepki şuan da “kaç” tepkisi. Girişmekten kaçıyorlar. Peki bir insan neden kaçar? Savaşabileceğine inancı yoksa kaçar. Savaşabileceğine inancı neden yoktur? Ya daha önce tatsız bir tecrübe yaşamıştır ya da uzun süre benzer bir savaşa girmemiştir. Geçen her gün savaşmamaya biraz daha alışmıştır. Onun için kaçmak daha kolay gelmektedir.
Yapmamız gereken bu kaçma eğiliminin içsel bir duygu olduğunu hatırda tutmak ve kendimizi biraz zorlamak. Girebileceğimiz riski ortaya koyduktan sonra gözlerimizi kapatıp hücum etmek. Savaşmak… Atalarımız savaşırken “Allah, Allah…” derlermiş. Biz de aynı nidalarla savaşacağız. Bu zamanda en büyük savaşçılar zaten işadamlarıdır. Ordudan daha büyük savaşlar yapmaktadırlar. Bunu daha önce bir yazımızda paylaşmıştık. Bir söz duydum geçenlerde, .ok doğru: “Akıllı nasıl yapacağını düşünürken, deli köprüyü geçermiş”.
Bu arada dün sevgililer4 günüydü. Her ne kadar tasvip etmediğimiz bir gün olsa da ekonomiye katıda bulunması kendini kısmen affettiriyor. Aslında Eski Roma İmparatorluğu’na ait bir kültür. Onların dini inançları ile ilgili bir bayram ve bizim inanç, kültür ve değerlerimizle uzaktan yakında ilgisi olmayan bir mevzu. Olmasa daha iyi ama işte ekonomik olarak bir döngüye ihtiyacımız olan şu dönemde en azından kuyumcu, çiçekçi ve hediyelik eşyacı esnafımızın yüzünü bir nebze olsun güldürüyorsa be seferlik hoş görüyoruz. Umarız esnafın beklentisi karşılanmıştır ve zorlu ekonomik koşullarda biraz daha umutlanmıştır.